Cennet USLU
Son dönemde popülizm siyasetin baskın bir unsuru hâline geldi. Bunun üzerine, bekleneceği gibi akademi ve entelektüel dünya popülizm konusunu evire çevire ele almaya başladı. Böylece çok kısa bir süre içinde, zaten var olan zengin ve geniş popülizm literatürüne çok sayıda yeni çalışma eklendi.
Popülizme ilişkin tartışmanın en temel boyutu, popülizmin ne olduğu sorusu üzerine yükselmektedir. Bu tartışma günümüz dünya siyaseti açısından önemlidir, zira akademik ilginin ötesine hızlıca geçerek güncel siyasi hayata ve liberal demokrasilerin akıbetine etki etme potansiyeline sahiptir. Popülizmi nasıl tanımladığınız, hâliyle onu nasıl ele almanız gerektiğini ve ona nasıl davranmanız gerektiğini belirleyecektir. Popülizm; demokrasinin olağan bir boyutu olarak, demokrasinin tam kendisi olarak, demokrasiyi tehdit eden bir virüs olarak veya yozlaşıp oligarşik hâle gelen bir demokrasiyi yeniden sağlığına kavuşturabilecek bir iksir olarak oldukça farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Peki, popülizm bunlardan hangisi? İyi bir şey mi, kötü bir şey mi? Yoksa iyilerin elinde iyi, kötülerin elinde kötü olan nötr bir araç mı? Yoksa herkesin popülizmi kendine mi?
Burada tanım keşmekeşinden mustarip popülizm kavramını tümden aydınlatamasak bile, üzerine bir parça ışık tutmayı deneyebiliriz. Bu küçük ışık demetinin, popülizmin farklı popülizmlere dönüşebilme yollarını da kısmen aydınlatabileceğini umuyorum. Popülizmin niteliksel boyutu üzerine konuşabilmek ve değerlendirme yapabilmek için, tür olarak ne olduğundan başlamak gerektiği kanaatindeyim. Popülizmden bazen bir siyasi tarz, bazen bir toplumsal hareket türü, bazen de bir ideoloji olarak bahsediliyor.
Siyaset Tarzı
Örneğin; seçmenlerine hesap kitap bilmez seçim vaatlerinde bulunan, olayları veya hedefleri irrasyonel sebep-sonuç ilişkileriyle resmeden, seçmene acı gerçekleri değil duymak istediklerini söyleyen, halkı pohpohlayan buna karşın elitleri yerden yere vuran bir siyasetçi varsa, siyaset tarzının popülist olduğunu söyleyebiliriz. Popülist tarzı en genel anlamıyla oy toplarken, politika üretirken veya hükümet ve muhalefet ederken rasyonel veya hukuki olanın sınırlarını aşarak “halktan biri” veya “halkın kurtarıcısı” gibi konuşma, davranma ve eyleme biçimi olarak görebiliriz.
Türkiye siyasi tarihi popülist siyaset tarzının güzide örnekleriyle doludur. Hükümetlerin seçim öncesi dönemde oy avcılığına yönelik kamu harcamalarıyla bütçelere ağır hasar vermeleri kanıksanmıştır. Kırk yıldır yapılmayan yolların asfaltlanması, maaşlara zam, kamuya personel alımı, imar, vergi veya para cezası aflarının çıkarılması klasikleşmiş popülist vaat ve icraatlardır. Popülist siyaset tarzı konusunda Süleyman Demirel adeta bir ikon olmuş, Cem Uzan ise kısa süren siyasi hayatında starlık koltuğuna oturmuştur. Demirel’in 1991 seçimlerinde “herkes kaç veriyorsa ben beş katını vereceğim” vaadi; Uzan’ın “mazotu 1 lira yapacağım, üniversite sınavını kaldıracağım” vaatleri veya Çiller’in “herkese bir ev, bir araba anahtarı” vaadi ilk akla gelen örnekler.
Aslında, popülist tarz, demokrasilerin hemen hemen hepsinde çeşitli dönemler ve farklı derecelerde karşılaşılan bir siyaset tarzıdır. Mümkün en çok oyu veya desteği elde edenin iktidarı hak ettiği bir sistemde popülist siyaset tarzından tamamen uzak kalmak pek mümkün görünmüyor. Bu yüzden pek çok kişi popülizmi demokrasinin olağan bir boyutu olarak görmektedir. Demokrasinin meziyeti sayılan yöneticileri, yönetilenlerin talep, istek, beklenti ve ihtiyaçlarına karşı duyarlı olmaya zorlayan sistem acaba kendi içinde demokrasinin “bug”ını mı taşıyor?
Toplumsal Hareket
Popülizmi bir tür toplumsal hareket olarak gören yaklaşım, popülizmi keskin değişim ve dönüşüm zamanlarında toplumsal statüsü, ekonomik durumu, yaşam biçimi veya dini-kültürel değerleri bakımından şiddetli bir sarsıntı geçiren veya bunlara yönelik ciddi bir tehdit algısı içine giren toplum kesimleri tarafından sergilenen bir başkaldırı ve itiraz hareketi olarak görüyorlar. Popülist toplumsal hareketler meselesi ilk başlarda bilhassa 19. yüzyılda geleneksel toplumdan modern topluma geçiş sancıları yaşayan ülkelerde gözlemlenen fenomenlerle ilgili olarak ve esasen modernleşme kuramları bağlamında ele alınmıştır. Kentleşme ve sanayileşme ile bildikleri dünyaları altüst olan, değişimden dezavantajlı çıkan ve henüz yeni dünyanın nimetlerinden yararlanamayan bu toplum kesimlerinin arzusu, her şeyin eskisi gibi olması veya yeni düzenden alacaklarını biran önce tahsil etmek olarak görülebilir.
Bugün ise toplumsal-siyasal hareket olarak popülizm; kendileri için koşulların hızlıca kötüye gittiğini düşünen veya hâlihazırda çok kötü koşullarda bulunduklarını düşünen grupların bu gidişe itiraz etme, dur deme veya tersine çevirme mücadeleleri olarak anlaşılabilir. Ne var ki, bu oldukça muğlak bir tanımlama gibi duruyor. Buna göre, her toplumsal-siyasal hareket bir popülist hareket olarak kabul edilebilir gibi görünüyor. Örneğin; hem Amerika’da 1950 ve 1960’larda siyahların Yurttaş Hakları Hareketi, hem de beyazların Ku Klux Klan Hareketi, her ikisi de, popülist hareketler midir? Hatalı bir şekilde popülist hareketler Ku Klux Klan gibi aşırı sağ hareketlerle özdeşleştirilse de, popülizm hem sağ hem sol tandanslı olabilir. Örneğin; yoksul köylülere zenginlerin elinden alınarak toprak dağıtılmasını savunan köylü Rusya’daki Narodnik Hareketi, Arjantin’de Peronculuk, Venezualla’da Chavezcilik sol popülist toplumsal-siyasal hareketlerdir.
Popülizmin muğlak bir doğası olduğunu kabul etmek gerekir. Bu muğlaklık tümden aşılamaz, lakin ayırt edici iki hususa başvurabiliriz. Popülist hareketlerin en önemli işareti; bir hareketin halk ve elitler ayrımı ve karşıtlığına dayanıp dayanmamasıdır. Burada elitler yozlaşmış, halktan kopuk, kendi çıkarları dışında bir ölçüleri olamayan ve halkı sömüren anti-öteki olarak konumlandırılır. Buna karşın, söz konusu hareketin içinde yer alan toplum kesimi halkın tamamı olmamasına rağmen gerçek veya asli halk olarak veya ülkenin külfetini en çok çeken ancak en çok ezilen, hakkı yenen kesimi olarak tanımlanır, yüceltilir ve kutsanır.
Popülist hareketlerin ikinci ayırt edici özelliği ise taleplerin hak ve hukuk temelli olmaması, bunun yerine sosyo-ekonomik ve kültürel temelli olmasıdır. Popülist hareketler belli bir hakkın kendilerine de tanınması, anayasal güvenceye alınması veya uygulamadaki hukuki eşitsizliklerin giderilmesi gibi hak ve hukuk temelli talepler etrafında şekillenmezler. Burada hemen yukarıdaki soruya dönecek olursak, Amerikan siyah Yurttaş Hakları Hareketi’nin ilk koşulu taşıdığı ileri sürülebilecek olsa bile, ikinci koşula uymadığı açıktır, yani popülist bir hareket olarak tanımlamak güçtür. Ku Klux Klan hareketi ise sahip oldukları sosyo-ekonomik konumu kaybetmek istemeyen, ayrıcalıklarını beyaz protestanlar dışındaki gruplarla paylaşmak istemeyenlerin oluşturduğu bir harekettir. Aynı zamanda kendilerini gerçek Amerikalı veya Amerika’nın aslî sahibi olarak gören, diğer toplulukları dışlayan, bu toplulukları kendine düşman gören, elitlerin ise gerçek Amerikalıların değil, Amerikalılığı tehdit eden kesimlerin çıkarlarına hizmet ettiğini savunan bir harekettir. Ku Klux Klan hareketi popülizmin her iki koşulunu da sağlayan bir harekettir.
İlliberal Demokrasinin İdeolojisi
Son olarak popülizmin bir ideoloji olduğu görüşünü ele alalım. Popülizm, liberalizm veya Marksizm gibi klasik türde bir ideoloji değildir elbette. Popülizme baktığımızda tutarlı ve kapsamlı fikirler bütünü bulamayız. Ancak bu popülizmin karakteristik belli fikir ve görüşler taşımadığı anlamına gelmez. Popülizmin bir ideoloji olduğunu söyleyenler onun “seyrek dokulu” bir ideoloji olduğunu, bu yüzden farklı popülist hareketlerde ve tarzlarda bambaşka ideolojilerden unsurlar bulabildiğimizi düşünüyorlar. Popülizmde belli fikirler var, ancak popülizm seyrek dokuyu yoğunlaştırmak için bazen solda bazen sağda yer alan farklı ideolojilerden unsurlar alıp dolgu malzemesi olarak kullanıyor ve böylece kendisini muazzam bir esnekliğe ve hayatta kalma becerisine kavuşturuyor. Adeta ortaya çıktığı koşullardaki, en kullanışlı ve yükselişteki eğilim ve görüşlerin uygun bir kombinasyonunu benimseyerek büyüyor. Böylece örneğin; Latin Amerika’da daha ziyade sol, Kuzey Amerika’da ise sağ ideolojik unsurları kullanabiliyor.
Ben de popülizmin bir ideoloji olarak görülmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Popülizmi bir ideoloji olarak tanımladığınızda diğer boyutlarını reddetmiş olmuyoruz. Bilakis, popülizmi bir ideoloji olarak kabul ettiğimizde, popülist toplumsal hareketler ve popülist siyaset tarzı için aynı anda açıklayıcı bir perspektife kavuşmuş oluyoruz. Seyrek dokulu veya esnek bir ideoloji olarak popülizm pek çok toplumsal harekete ve pek çok ülkedeki pek çok siyasetçiye ilham verebiliyor. Popülizm ideolojisi aynı zamanda belli türde bir siyasi toplum veya demokrasi anlayışına kaynaklık ediyor. Popülistler, liberal demokrasiyi elitlerin tahakküm kurduğu, asli halkın iradesini ve çıkarını dikkate almayan ve çeşitli hukuki ve kurumsal yapılarla halk iradesini bypass eden demokrasi dışı bir rejim veya sahte bir demokrasi olarak görüyorlar. Sahte demokrasi olan liberal demokrasi yerine hakiki demokrasi olan popülist demokrasiyi geçirmek istiyorlar.
Hem bu demokrasi anlayışına hem çeşitli toplumsal hareketlere hem de belli bir siyaset tarzına kaynaklık eden popülizm ideolojisinin farklı yönleri üzerinde durularak birden fazla tanımı yapılmaktadır. Bana kalırsa popülizm ideolojisini onun karakterini belirleyen temel özelliklerini toplayan üç anlayış ile özetleyebiliriz. Bunlar; karşıtlık içinde kurulan bir asli halk anlayışı, asli halkın veya onu temsil edenlerin iradesinin sınırlandırılamazlığını savunan mutlak egemenlik anlayışı, son olarak ise toplumu/halkı/milleti homojen ve yekpare bir yapı olarak görme ve kurma arzusunun bir sonucu olan anti-çoğulculuk anlayışı.
Böyle bir ideolojinin biçimlendirdiği demokrasi anlayışı liberal demokrasinin karşıtıdır. Bu yüzden demokrasiyi liberal yapan unsurları ortadan kaldırmak isteyen popülist hareketler, partiler veya popülist liderler, liberaller bakımından demokrasi için bir tehdit olarak görülürler. Popülizm liberal demokrasinin bireysel özgülükler, sınırlı iktidar, hukuk devleti ve çoğulcu toplum gibi temel sütunlarını yıkmaya kalkacak ve onu otoriter bir rejime doğru sürükleyecek tehlikeli bir virüstür. Bu tehlike karşısında dikkatli ve uyanık olmak gerekir.
Bazı neo-Marksistler içinse popülizm veya popülist hareketler liberal demokrasiyi daha demokratik olmaya zorlayacak, katılımcı ve eşitlikçi bir demokratik rejimin kurulması için ateşleyici olabilecek pozitif potansiyel taşıyan bir fenomendir. Ne var ki onlar için her popülist hareket aynı değildir; sağ popülist hareketler kendisiyle mücadele edilmesi gereken, eşitlik ve özgürlüğü tahrip eden faşizan niteliklere sahiptir. Sosyalistler açısından yapılması gereken hem sağ popülist hareketlerle mücadele etmek hem de katılımcı ve eşitlikçi bir rejim kurabilmek için sol popülist bir hareket yaratmak veya destek vermektir.
Son olarak, sağdan veya soldan çoğu ulusalcı için popülist demokrasi, demokrasinin doğru biçimidir. Liberal demokrasi yerine halk ile özdeşleştirilen ulusun çıkarlarını en iyi koruyacak, ulusun iradesini hâkim kılacak ve öteki uluslar karşısında onu güçlü kılacak olan gerçek bir demokrasi modelidir. Popülist ideolojinin ve onun kaynaklık ettiği popülist hareketler ve popülist tarzın en önde sıraya giren alıcıları aşırı sol-sağ kanat ulusalcılardır.
Galiba gerçekten de herkesin popülizmi kendine!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları





























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.03.2025
10.10.2020
28.09.2020
21.09.2020
24.02.2020
3.01.2017
24.10.2017
16.10.2017
24.09.2017