Gürbüz ÖZALTINLI
Benim anneannem uzun yaşadı. Anne tarafım hayata sıkı tutunanlardandır zaten. Eş dost arasında, özellikle annemin yaş günlerinde (yaş günü kutlamaları bizim ailede atlanmaz) anlatıp gülüştüğümüz bir olay vardı. Abim kırklı yaşlarında, duraktan kalkmak üzere olan belediye otobüsüne koşup yetişiyor; binerken şoföre “Bir saniye durun annem de geliyor” diyor. O yıllarda yetmişini aşmış olan annem, tık nefes otobüsün merdivenlerinden tırmanırken arkasına dönüp sesleniyor: “Hadi anne biraz çabuk ol.” Şoförün anneme “Hanım senin de mi annen var” sorusunu, abartılı şaşkınlık mimikleriyle taklit eder gülerdik. Kadıncağız da, yetmişli yaşlarını hatırlatan bu olayı ağzını eliyle kapatıp gizli bir gülücükle geçiştirirken, “En güzel yaşlarmış meğerse yetmişler” derdi. Annemin “en güzel” yaşları, bulunduğu yaşa göre geriye doğru onar yıllık dilimler olarak değişti durdu. En son, 80’lerde durdu “en güzel” yaşlar. Annemi 93 yaşında kaybettik. Geçen sene 24 ocakta.
İstanbul’da çok sevdiğim bir arkadaşımla tıksırıncaya kadar içip, bet seslerimizle şarkılar söyleyerek mahalleyi ayağa diktiğimiz; karşılıklı komikliklerimizle sokaklar dolusu kahkahalar saçtığımız bir gecenin sabahında, Ankara’dan geldi ölüm haberi. “Al” dedi bana hayat, “al da gör bakalım kaç yüzüm varmış benim”. Hakikaten lök gibi oturdu içime; en en içime...
Hâlâ telefon numarasını silemedim telefonumdan. Hâlâ, evde börek, mücver falan yaparken neyi ne kadar koyacaktık diye sorabileceğimi küçücük bir an düşünüp sonra kendime geliyorum. “Kendine gelmek” ne demekse...
Anneannem diyordum.
Ben ve çocukluk arkadaşlarım –Hamit, Cos (Sedat İnce), Yaşar (Sökmensüer), Şakir (Bucak, bildiğiniz Siverekli Bucak’lardan), Murat, Fethi (Fethullah)– anneanneme “Manitu” lakabını uygun bulmuştuk. Bu, elbette anneanneme bir tanrısallık yakıştırdığımızdan değil; yerlilerin kutsallarına, somurtkanlık, nobranlık yakıştıracak kadar ayrımcılığın Amerikan versiyonuyla da malul olduğumuz için öyle olmuştu. Hiçbirimiz Manitu’yu (anneannemi) sevmezdik o sıralar. Sanırım o da bizi sevmezdi. Bu arada, yukarıda saydığım çocukluk arkadaşlarımın hepsinin erkek cinsinden olduğu dikkatinizden kaçmışsa gözünüze sokmak isterim. Aramıza lise yıllarına kadar başka bir cins sızamadı. İlk sızan Zerrin, lise ikinci sınıfta edindiğim sevgilimdi. O da, evden çıkmayı sevmeyen anneannemle karşılaşmak istemediği için bize gelmezdi. Parklarda öpüşürdük. Çok medeniydi o yıllarda parklar. Şimdi “karşı devrimden” sonra nasıl, bilmiyorum.
Anneanneme döneyim.
Daha doğrusu anneannemle annemin ilişkisine...
Evet, anneannemi biz sevmezdik ama annem deli gibi severdi annesini. Annemin anneanneme olan sevgisini gördükçe, hayatta sadece “anne” olmanın, başka hiçbir sevilecek özelliği olmasa da insana, en azından doğurduklarının sevgisini garantilediğini düşünmüşümdür.
Manitu bir gün pat diye düştü yere. Hiçbir doktor, kalçası durup dururken kırıldığı için mi düştü, yoksa düştüğü için mi kırıldı, bunu bilemedi. Ama bir daha o kemiğin kaynamayacağını, anneannemin ölene kadar yatağa bağımlı ve ağır bakım gerektirecek bir hasta olduğunu bildiler. Her şey de tam söyledikleri gibi oldu. Anneannem ağır ilerleyen bir ölüm sürecine girdi. Paramız olmadığı için anneme bir yardımcı tutamadık. Bir zamanlar sosyalizmden komünizme geçiliyor diye çak yaptığımız coğrafyanın perişan yoksulları da, karın tokluğuna ağır hizmet işleri görmek için buralara henüz sökün etmemişlerdi. Moldova’yı falan bilmezdik o yıllarda.
Annemin, uzayıp giden aylar içinde anneannemin ölümünü bir kurtuluş gibi bekleyişini, bunu en çok da başkaları değil kendisinden gizlemek için nasıl içine doğru büküldüğünü, dilsizleştiğini, acılaştığını unutabilmem imkânsız.
Annemin ortadan yarıldığını gördükçe, kendimi anneanneme sırf yaşadığı için kızarken yakalardım. Hayata kızmayı bilmezdim o yıllarda. Şimdi ne kadar öğrendim, ondan da emin değilim. Soyuta kızılamıyor.
Sonra anneannem öldü.
Geride hiç kapanmayacak bir vicdan yarası bırakarak. Annemle çatışmaktan yorulmayan, ancak birlikte öldüklerinde yakasından düşecek öteki annemi onun içine yerleştirerek.
İnsan.
Nedir insan?
“İyi” ile “kötü”nün “iç” savaşıdır insan. İnsan, kendi yarattığı ahlakla, siyasetle, sanatla, kendisine karşı kafa tutuştur. Haklar yazıp, ondan yüz elli yıl sonra gaz odaları kurmaktır. Gidip gidip birden geri dönmektir insan.
Hiroşima’yı yıkan güçle, Şilili madencilere uzanan el arasında bir sarkaç.
Hep yarım kalmaya mahkûm bir doğadan kopuş macerası...
Bir grafik tasarladım kendime; daha iyi anlayayım diye.
Bir zemindeyiz. Zeminin bir tarafı mavi. Diğer tarafı kırmızı. Ama bu iki renk bir sınırla ayrılmıyorlar. Kırmızı ve mavi, bir parçalarıyla üst üste biniyorlar. Mor saha yaratıyorlar. Bu mor saha ile kırmızı ve mavi, belirsiz ve sayısız tonlarla ayrılıyorlar birbirlerinden.
Mavi “iyilik”, kırmızı “kötülük”, mor her ikisi de.
Biz, “insanlık çoğunluğu” morda duruyoruz. Maviye çalan mor, kırmızıya çalan mor, ya da mosmor... Kırmızıda duranlar da var. Mavide duranlar da. Ama onlar az. Bu sihirli zeminde herkes herkese dokunuyor. Birbirine ayna tutuyor, çekiştiriyor. Geçişler oluyor sahaların arasında. Ortalık karman çorman, kimin nerede durduğu belli değilken bir şey oluyor. Çocukluğumuzun oyunundaki gibi bir ses “tıp” diyor. Herkes o anda olduğu yerde duruyor. Ve “tıp” sesiyle, mor geçici olarak silinip aradan çıkıyor. Keskin bir hatla bölünmüş iki renk kalıyor geride. Herkes hangi rengin üzerindeyse bu nal gibi gözüküyor.
Sırp ırkçıları Srebrenica’yı kırdı geçirdi: “Tıp.”
İkiz kulelere uçaklar girdi: “Tıp.”
Breivik Norveç’te onlarca çocuk katletti. “Tıp.”
Devlet cezaevlerine girdi. (“Devlet girdi” öyle mi? Hayata dönüş... öyle mi?) Hrant kaldırıma düştü. Ahmet Kaya Kürtçe müzik yapmak istediğini söyledi. Gencecik bir kadın, bir gece yarısı aniden öldü. (“Su testisi su yolunda kırıldı” öyle mi?) Ankara’da Kumrular Sokak’ta bomba patladı. Yoksul çocukları sigara molasında yakalayan bir bomba. Tıp, tıp, tıp...
Tıpır tıpır ülkem benim...
Geçenlerde de Van’dan geldi ses.
Van’da doğa “tıp” dedi.
Kimileri televizyonlarda yakalandılar, kimileri internet sitelerinde.
İyimserliğim şurada: Binlerce yılın içinden bakınca mavi kalabalıklaşıyor diye düşünüyorum. “Kırk milyon insanı yakan, soykırımıyla, gaz odalarıyla, Hiroşima’sıyla, Nagazaki’siyle hemen daha şuracıkta duran büyük savaşı unutma” diyen sesi duyuyorum.
Bir şey söyleyemiyorum...
Yazarlar
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları








































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023