Gürbüz ÖZALTINLI
Adil Gür geçenlerde halkın böyle referandumlarda nasıl motivasyonlarla oy kullandığına değinen bir yazı yazdı. Şu bilgi çarpıcı: 2010 referandumunda oy kullananların %70’inden fazlası oy kullandıkları anayasa değişikliğinin bir tek maddesini bile söyleyememişler. Hadisenin ne tür duygularla yürüdüğünü başka bir yazıda tartışabiliriz. Yine de; bilenler açısından tekrar nedeniyle, bilmeyenler içinse zaten pek merak etmediklerinden, sıkıcı olacağını düşündüğüm bu yazıyı yazmadan olmazdı. Ben de yazdım. Okuyacaklara kolay gelsin…
* * *
Meclis’ten geçip referandumla onayımıza sunulacak anayasa değişikliklerinin, anayasal demokrasilerde görülen “başkanlık sistemi”yle ilişkisi olmadığı çok açık.
Düzenlemeleri madde madde incelediğinizde, halk oyu ile seçilen cumhurbaşkanının hem yasama hem yargı organlarında yer alan karar vericilerin kimler olabileceğini belirleme gücüne sahip olduğunu görüyorsunuz.
Cumhurbaşkanı aynı zamanda partisinin genel başkanı olabiliyor ve kendisinin aday olduğu seçimlerle aynı gün yapılacak parlamento seçimlerinde partisinden kimlerin milletvekili seçilebileceğini tayin ediyor. Seçim Yasası, Partiler Yasası ve elbette fiilen hükmünü icra eden alışkanlıklar ve siyasi kültür, başkanı kendi partisinin yasama üyelerini belirlemede rakipsiz kılıyor. Seçimlerin aynı gün yapılmasının neden istendiğini anlamak güç değil. Başkanı seçen siyasal iklim, duygusal konjonktür ne ise, parlamento da aynı koşullarda oluşsun isteniyor. Bunun adı istikrar oluyor. Diğer tercümesi ise, cumhurbaşkanının yasamanın çoğunluğunu tayin edebilmesi.
Bütün yürütme yetkisini elinde toplayan başkanın yasama organı karşısındaki etkinliği sadece (kuvvetle muhtemel) çoğunluk partisinin başkanı olmasının getirdiği avantajla ilgili de değil. Düzenlemenin başkanla Meclis arasındaki ilişkilere dokunan her maddesine sinmiş bir “başkancılık” ruhu var. Meclis başkana feda edilmiş; bu çok açık.
Başkan Meclis’in çıkarttığı bir yasayı veto edebiliyor. Bu yetki bugün de mevcut. Ama Meclis cumhurbaşkanının veto ettiği bir yasayı basit çoğunlukla yeniden kabul ederek yasalaştırabiliyor. Yeni düzenlemede bu vetonun sonuçları ağırlaştırılmış. Meclis, veto edilen yasayı ancak üye tam sayısının salt çoğunluğu ile yeniden yasalaştırabiliyor.
Fakat asıl, başkan-parlamento ilişkilerinde başkanı kurumsal olarak muktedir kılan çok daha önemli maddeler var.
1. Parlamentonun yürütmeyi denetleme mekanizması olarak düşünülmüş “gensoru”, “soru” ve “Meclis soruşturması” mekanizmalarından gensoru kaldırılıyor; soru ve meclis soruşturması ise sadece başkan yardımcıları ve bakanlara karşı işletilebiliyor. Cumhurbaşkanı, bütün yürütme yetkisini elinde tutmasına rağmen nedense, parlamentonun bu denetim araçlarından muaf tutuluyor. Soru ise sadece yazılı olabiliyor. Yürütmenin atanmış üyeleri bile parlamentoya gelip açıklama yapmak zorunluluğundan kurtuluyorlar.
2. Cumhurbaşkanı; Genel Kurmay Başkanı, MİT Müsteşarı, TRT Genel Müdürü vs vs dahil tüm üst düzey bürokratları hiçbir denetim, onaylama veya sorgulama basamaklarına maruz kalmaksızın tek başına tayin etme yetkisine sahip kılınıyor. Oysa Başkanlık Sistemi olarak anılan anayasalarda, (toplumsal çoğunluğu temsil özelliği başkanla kıyaslanmayacak kadar geniş olan) seçilmişler meclisi; bünyesinde yer alan partilerle kurduğu komite/komisyonlar eliyle, bu tür atamalarda, ilgili kişilerle kamuoyuna açık mülakatlar yapmakla; bu atamaları onaylamakla yetkilidir. Bütün bürokrasinin; en kritik kamu görevlendirmelerinin bir başkanın iki dudağı arasında olmasının sakıncalarına karşı, “kamuoyu denetimi” amacıyla parlamenter mekanizmalar düşünülmesi boşuna değildir. Bizim tasarı bunu ayak bağı görüyor.
3. Keza seçilmişler meclisinin, bütün toplum adına başkanı denetlemekte elinde tuttuğu en önemli yetkilerin başında “yıllık bütçenin onaylanması” gelir. Önümüzdeki teklifte bu yetki işlemez kılınmıştır. Çünkü Meclis bütçeyi onaylamaz ve böylelikle bütçe yürürlüğe girmezse, bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre arttırılarak yürürlüğe konulacaktır.
4. Cumhurbaşkanı tek başına Meclis’i feshetme ve kendisi ile birlikte parlamento seçimlerini yenileme yetkisine sahiptir. Bunun, başkan olarak tek kişiye gerektiğinde kendi iradesini kabul ettirmek yolunda, parlamento üstünde etkin bir tehdit ve zorlayıcılık imkânı verdiği açıktır. Meclis için aynı yetki 3/5 oranıyla karar alabilmesi şartına bağlanmıştır. Bunun denklik yaratma görüntüsü umularak yapılmış işlevsiz bir düzenleme olduğunu görmek için dahi olmak gerekmez.
5. Cumhurbaşkanı’na Meclis adına kararname çıkartma yetkisi de tanınmıştır. Kişi hak ve özgürlükleri ve siyasi haklar alanına giren ya da kanunla düzenlenmiş konularda kararname çıkartılamayacağı öngörülmüş olmakla birlikte, burada açıkça başkanın yasama alanına ilişkin bir güç yayılması vardır. Bu yetkinin anayasal sınırlar içinde kullanılıp kullanılmadığı tartışması başladığında sorunu çözecek kurum Anayasa Mahkemesidir. Örneğin Cumhurbaşkanı fiilen bazı kişi haklarına kısıtlamalar getiren bir kararname çıkarttığında bunun Anayasa’nın Cumhurbaşkanlığı’na Meclis adına kararname düzenlemesine imkân veren maddesine aykırı olduğu iddiasını, Anayasa Mahkemesi görüşüp kabul veya reddedecektir. Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini seçecek kişi ise Cumhurbaşkanıdır.
6. Kimileri de, bu düzenlemelerle cumhurbaşkanının sorumsuz olmaktan çıkartılıp çok kuvvetli bir denetim ve sorumluluk altına alındığını söyleyebilmektedirler. Siyasi denetimle ilgili Meclis’in yetkilerini yukarıda yazdım.
Cezai denetim ve sorumluluğa gelince…İlgili maddeyi incelerseniz Cumhurbaşkanı’nın, 12 üyesini seçtiği AYM’ye yüce divan sıfatıyla hesap verebilmesi için 400 milletvekilinin kararının gerektiğini göreceksiniz. Çok etkin bir sorumluluk maddesi gerçekten!
Yasama- Yürütme ilişkisini düzenleyen hükümlere bakıldığında manzara böyleyken; tasarı savunucularının,” yasama ve yürütmenin birbirinden kesin olarak ayrıldığını; Meclis’in güçlendirildiğini” iddia eden sözleri, kimi ikna eder merak ediyorum. Böyle bir ikna dertleri var mı onu da bilmiyorum.
* * *
Başkan ve yargı ilişkisi ise yasamadan da önemli kanımca. Ve önümüzdeki taslak bir tek şey söylüyor bize: Bu ülkede yargı adına kimlerin karar vereceği başkandan sorulur.
HSK (Hakimler Savcılar Kurulu) yargı bürokrasisinin yönetildiği kuruldur. İçinden geçtiğimiz kavga dövüş yıllarında bu kurulun önemini anlamayan kalmamıştır sanırım. Hâkim ve savcılar nerede hangi görevi yapacaklar; üst mahkemelere kimler terfi edecek; kimler başarılı, kimler başarısız sayılacak… Bu yetkiler öyle fiili olanaklar yaratır ki, bu kurul somut bir davaya hangi hâkimin bakacağında bile inisiyatif kullanabilir. Ve yargı bürokrasisinde görev alan her hâkim ve savcı da her normal insan gibi kendi kariyeri ve geleceği açısından karar yetkisi ile donatılmış bu otoritenin yapısını önemser. Onun onayını almak; o karar vericilerle iyi geçinmek, ters düşmemek ister.
Sözü hiç dolandırmadan açık ve dürüstçe konuşacaksak, bu tasarı yasalaşırsa bu kurulda kimlerin görev yapacağına cumhurbaşkanı karar verecektir. 13 üyeli bu kurulun başkanı ve bir üyesi, cumhurbaşkanının atayacağı adalet bakanı ve müsteşarıdır. Kalan 11 üyenin 4’ünü de cumhurbaşkanı seçecektir. Kurulun 7 üyesi ise Meclis tarafından seçilecektir. Yasama eliyle yapılacak tasarrufta cumhurbaşkanının istediği bir tek üyenin seçilmesi bile, çoğunluğu kendi iradesi ile oluşturduğu anlamına gelir.
Kısacası; önümüzdeki tasarı kuvvetler ayrılığına falan asla dayanmamaktadır. Bu “Başkanlık Sistemi” de değildir. Bu birçok yerde dile getirildiği gibi “tek adam sistemi”dir…
Mevcut sistemin sakıncaları ve yürümediği üzerine yapılan eleştiriler tepeden tırnağa doğrudur…
Ama, vesayet artığı bu anayasa gönderilecekse; onun yerine duyduğumuz çağrı,“denetimsiz güce destek” talebi olmamalıydı.
Bir siyasetçiyi desteklemekle, o siyasetçiyi kadir’i mutlak kılmak ve üstelik bunu anayasa haline getirmek hiç ama hiç aynı şey değildir.
Yazarlar
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları








































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023