Gürbüz ÖZALTINLI
Kulağa tuhaf gelecek bir sorum var.
İyi bir insan olmak mı önemli, kötü bir insan olmamak mı?
İyi bir insan olmakla kötü bir insan olmamak aynı şey değildir; bunu hepimiz kabul ederiz herhalde. Sorunun tuhaflığı burada değil. İyi bir insan olmak elbette kötü insan olmamaktır ama, kötü insan olmamak kendiliğinden iyi yapmaz insanı. O, sadece kötü değildir.
Sorunun yadırgatıcılığı, gerçek hayatta karşılığı olmadığı halde insanları “iyiler” ve “kötüler” olarak ikiye ayırmayı temel alıyor gibi görünmesinde de değil…
Soru, üzerine düşünülmeye değmeyecek açıklıkta bir cevaba sahip gibi gözüktüğü için tuhaf geliyor ilk bakışta. Çünkü düşünüyoruz ki, iyi bir insan olmak (ahlaken ondan daha cılız gözüken) iyi olmasa bile kötü de olmayan bir insan olmaktan daha önemlidir.
Ben bu soruyu uzunca zamandır soruyorum kendime. Doğrusu aynı cevabı veremedim.
İyi insan olmaya çalışmak, iyilik olarak nitelenen duyarlılıklara sahip olmak, dışımızdaki hayatlara, güçlüklere, acılara, kayıtsız kalmamak… Bunun erdemli bir hayat olduğunu reddetmek mümkün mü?
Sözün burasında insanın aklına bu kavramların göreliliği takılıyor ister istemez. Neye göre, kime göre iyi ya da kötü? Bir açıdan bakıldığında iyi gibi gözüken bir davranış başka açıdan bakıldığında zarar verici, kıyıcı, kötü olamaz mı? Burada konu yeni bir kıvam kazanıyor kanımca. Rölativite “iyilik” kavramı için geçerli gerçekten, ama “kötülük”rölatif değil pek öyle. Bütün büyük dinler kullara emirler yağdırırlar. Bakın o emirlere; “yapmayacaksın” diye başlarlar… Yasak ederler. Dinler insanları iyilik yapmaya çağırmaktan daha çok kötülükten uzak tutmak üzerine kuruludurlar. Bu “kötülük yapma korkusunu” kayıtsız şartsız insan ruhunun derinlerine yerleştirme misyonu, insana dair binyıllara yayılan derin bilginin ürünü olsa gerek.
Öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, haset etmeyeceksin, oburluk yapmayacaksın, kibirli olmayacaksın, miskinlik yapmayacaksın, zulmetmeyeceksin… Bunlar çağları, çıkarları, kültürleri aşıp geçen emirler. “Kötülük budur” derler bize ve bugün de tazedir çoğu.
İşte medeni yaşantının güvencesi, bu korkuyu içine yerleştirmiş; hakiki ahlakı kılmış insanların çokluğudur bence. İyilik yapmayı çok önemseyenlere, kötülükten kaçanlar kadar güvenemeyeceğimizi fark ettim artık. Çünkü iyiliğe odaklanmış insanlara çok kötü bir davranışı bile “bir iyilik” olarak kabul ettirip onaylatma şansınız olabilir. Bu sizin ikna ediciliğinizin yanı sıra birçok nedenle mümkündür. En başta da “iyiliğin” göreliliğiyle…
Bir baba çocuğunu dövmekle ona iyilik ettiğine arkadaşlarını ikna edebilir. Aynı adam karısını dövmek ve eve kapatmakla ailesine iyilik yaptığını da onaylatacak insan bulur. Bir siyasetçi; idealler için, güçlü bir gelecek için ya da egemen bir devlet kurmak için ölmenin ve öldürmenin erdem olduğunu; insanları savaşa göndererek toplumuna yaptığı iyiliklegurur duyduğunu kürsülerden bağırabilir ve çok alkış alabilir. Ya da tarihte görüldüğü gibi, Yahudilerin imhasının insanlığın iyiliğine hizmet ettiği kabul ettirilebilinir koskoca bir topluma. Bir yargıç, uygulamakla yükümlü olduğu kuralları değil vatanının iyiliğinidüşünmek gerektiğine inandırabilir kendisini; kanıtsız ispatsız mahkûmiyet kararlarına imza atıp insanların özgürlüklerini ellerinden alabilir. Gazeteci, ülkesi için zararlı gördüklerini gözden düşürmeyi, gerçekleri yazmaktan daha faydalı, iyi bir tercih sayabilir ve bundan saygınlık sağlayabilir. Birileri toplumsal ahlakı korumak için eşcinsellerin onur yürüyüşünü yasaklamanın, hatta onlara saldırmanın çok iyi bir iş olduğundan kuşku duymayabilir.
Bu saydıklarım ancak “iyiliğe odaklanmış” olanların başına gelebilir ve onlar tarafından onaylanabilir, desteklenebilir. Çünkü her kötülük, “iyilik elbiseleri” ile dolaşır aramızda. Hiçbir kötülük mazeretsiz çıkmaz sokağa. Eğer iyiliğe odaklanmışsanız, meşrebinize uygun olarak kötülük maskesine dönüştüğünde onu ayırt etmeniz kolay olmaz. Kötülüğü çırılçıplak haliyle yakalayabilmek için onun korkusunu kayıtsız şartsız kalbinize yerleştirmeniz gerekir. Aklınıza demiyorum. Akıl çok tekinsizdir, oyunlar oynar bize…
Kötülüğü fark etmeye odaklanmış bir kalbi, “iyilik elbisesiyle” kandıramazsınız. Çok akıllı, çok okumuş, çok iyi bir insan olduğu için değil. Tam tersine iyi olmakla fazla ilgilenmediği için. Onun bütün ilgisi kötü olmamayadır. O nedenle, o şık şıkırdım iyilik elbisesini görmez bile; ardındaki mutlak kötülüğe takılı kalır… Öldürüyorsan, dövüyorsan, zulmediyorsan, güçsüzü eziyorsan, kibirle bağırıyorsan, bütün güç bende olsun diyorsan... İstediğin kadar “iyilik” mazeretlerine sığın, bütün bunları herkesin yararı için yaptığına inandırmaya çalış; karşındakinde kötülük yapma korkusu varsa göstereceği inada şaşırır kalırsın…
Bir çuval “mantıklı” laf edersin yaptıklarının iyi olduğunu kabul ettirmek için. Tek cevap alırsın: “Hayırlısı ne ise o olsun”… Kopartamazsın onu o “ilkel korkusundan”…
İşte ben de diyorum ki artık, “iyi olmayı boş versek de olur, ama kötü olmayalım”… Aslında bu kabulün yeni bir tarafı da yok. “İlkeli yaşamak gerekir” derken; “amacın her türlü aracı meşru kılmadığını” söylerken ya da Aliya İzzetbegoviç’in “savaş ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir” sözünü hatırlar alkışlarken biz iyiliğe methiye düzmeyiz. Bütün bu öğütler kötülüğü yasaklar bize…
Bu gözle bakmayı öneriyorum yalnız ve bahtsız ülkemize. Biz iyilikseverlikten yoksun bir toplum değiliz… Asla… Her yer iyiliği misyon edinmiş yiğitlerle kaynıyor bu memleket. Gerçekten inanıyorlar buna. Zaten yaptıkları, onayladıkları, destekledikleri veya görmezden geldikleri öyle şeyler var ki, onların iyilik olduğuna inanmadıkça yapılamaz.
Bizdeki eksiklik iyiliğe olan tutku değil. Kötülük yapmaktan korkan insanların az oluşu bizim meselemiz…
NOT: Ülkemizde olan çok kötü bazı olaylara “olağanüstü şartlardayız olur böyle şeyler” kayıtsızlığıyla yaklaşan birçok insanı gördükçe, uzun zamandır üzerine düşünmeye çalıştığım bir konuydu bu. Daha önceleri “merhamet eksikliği” diyordum buna. Fakat merhameti aşan bir duygu olduğunu düşünüyorum şimdi. Onun için “kötülük korkusundan yoksunluk” u daha çok yakıştırıyorum. Bu yazıyı yazmama ilham veren yazı yine serbestiyet’ten A.Erkan Koca’nın Hannah Arendt’in kitabından alıntılara da yer verdiği “Ahlak düşünebilmektir” makalesi oldu. Okumayanlara bu değerli yazıyı öneririm.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları




































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023