Gürbüz ÖZALTINLI
İdeolojiler ve feminizm
6.06.2012
2791
Totalci ideolojiler, toplumun çelişkisiz, çatışmasız yaşayabilmesinin sihirli anahtarını ellerinde tuttukları varsayımına dayanırlar. Milliyetçilik, faşizm, Marksizm ya da pür İslamcılık; hepsi, seslendikleri toplum, kendi değerlerini keşfederse sonsuz uyum düzeninin inşa edileceğine inanır. Onlara göre çatışma, “aşılabilir” bir evredir. Kaynağına göre; millet, sınıf ya da inanç, hayatın tüm temel sorunlarının ideal çözümünü kapsayan bütünlükleri temsil ederler.
20. yüzyıl, milliyetçiliğin ve Marksizm’in yarattığı trajedilere sahne oldu. Bu ideolojiler ürettikleri pratiklerle bize hiçbir şey anlatmadılarsa, insanlık varoluşunun çatışmasız ideal bir formunun olamayacağını kanıtladılar. Sadece; bu çelişkileri uzlaştırma, medeni bir zeminde sürdürebilme kapasitelerinin olmadığını gösterdiler. Elbette daha fazlasına da tanık olduk: İnsanlığın bir değerler kalıbına sokulması iradesinin ağır acılara yol açtığını gördük. Aslında bu ideolojiler; iddia ettiklerinin tam tersine, insanlığın barışçı, uyumcu yüzünü değil, çatışmacı, baskıcı yüzünü temsil ediyorlardı. Farklılık ve çatışma gördükleri her yere çıplak şiddetle saldırıyorlardı. Onların elde tuttukları o muazzam şiddet aygıtı modern devletler, zulüm makinelerine dönüştüler.
Bu ideolojiler modernlikle türediler ve modernliğin sorunlarını çözmek yerine kendileri modernliğin sorununa dönüştüler.
Hayatın bütününü düzenleme iddiasında olan totalci ideolojilerle, bizatihi hayatın içinden vücut bulan “kimlik” taleplerinin temel ilişkisinin, uyum değil gerilim üzerine kurulu olduğu anlaşıldı.
Feminizm de kendi varlığıyla, birçok şeyin yanısıra, bu ideolojilere hayatın verdiği en önemli cevaplardan birisidir. Ne “millet bütünlüğü”nün, ne de “sosyalizm”in çözebildiği bir ayrımcılığa karşı kadın dünyasının başkaldırısıdır.
Modern dünya, tanımlanmış cinsiyet rollerinin sorgulanması ihtiyacını doğurdu ve totalci ideolojilerin kendi “bütünleştirici” iddialarıyla bu sorgulama çatışıyordu.
Bu soyut önermelerin karşılığıyla biz de ülkemizde somut olarak tanıştık.
Her düşünsel akım gibi feminizm de bu coğrafyaya geç geldi. İlk ciddi feminist eleştirilerle 80’li yıllarda karşılaştık. O yıllara kadar kadın kimliği, Kemalizm’e minnettar olma söylemini pek aşmış değildi. Sorunu, politik haklar ve kadını kamusal alanda “görünmez kılan” gelenekten kopuşla sınırlı tanımlayan modernist ideoloji hegemonikti. Kadının miras, evlilik gibi medeni haklarla ilgili güçlendirilmiş statüsü, oy hakkı, Batılı giyim kuşam özgürlüğü, modernler açısından “meseleyi halletmişti”. Bu bakışa göre, kadın sorunu “modern öncesi sosyoloji”nin sorunuydu.
Sol ise, kadın kimliğini “sınıf mücadelesi” üzerinden tanımlıyor, kadınlara “eşit işe eşit ücret” ya da “kreş hakkı” gibi “sınıfsal, sosyalizan” taleplerle sesleniyordu.
Bu ideolojiler, kadınların içine hapsedildikleri cinsel rolleri ve erkek olmanın ayrıcalıklarını gizliyordu. Feminizm, solculuğun ya da Kemalizm’in doğal devamı olarak değil, tam tersine o ideolojilerin kimlik sorunlarını örten kurgularıyla çatışarak kendisine yol açtı. Feminist eleştirinin ilk sözcülerinin laikler içinden çıkmış olmasını, seküler düşüncenin “kolaylaştırıcı” etkisinden çok, bu kesimin içinde yer aldığı merkezin modernlikle daha erken tanışmasına bağlamak gerekir.
80’li yıllar, kendilerini o zaman kadar sosyalizme adamış kadınların, kadın kimliği sorunlarının keşfine doğru bir yolculuğuna sahne oldu. Erkek şiddeti, ailede ortak yaşantının ağır yüklerini ve iş hayatını birarada üstlenme, çocukların bakım ve yetiştirilme sorumluluğu, iş hayatında erkek rekabetiyle baş etme, cinsel olarak aşağılanma nesnesi olma, taciz, çift standartlı ahlak, kadın bedeni üzerinde erkek hâkimiyeti...
Bütün bunlar şimdi bu hayatın içinde yaşanıyordu ve bu kültüre karşı mücadele etmek gerekiyordu. Yeni duyarlılıklara ihtiyaç vardı ve ne Kemalist modernist söylemin, ne de insanlığı kurtarmaya soyunmuş sosyalizmin buna dair bir cevabı bulunuyordu.
Laikler, kendi modernleşme serüvenleri içinden feminizmi keşfettiler. Farkında olmayabiliriz ama, bugün ayrımcılık üzerine yeni bir göz edindiysek onlara çok şey borçluyuz.
Sanıyorum şimdi sıra İslami çevrelerde. Onlar da kendi modernleşme maceralarında yeni bir dünya keşfediyorlar. Bu, dışına itildikleri iktidara yöneldikçe, aydınlanma ve güçle tanıştıkça kaçınılmaz olacaktır. Kadınlar, içinde yer aldıkları muhafazakâr sosyoloji iktidara yerleştikçe, bu iktidarın hiç de eşit dağılmadığını tecrübe edeceklerdir. Onlar, evrensel kalitede bilgiye ulaştıkça, hak ettikleri katlara giden kapıların erkekler tarafından tutulduğunu göreceklerdir. Doğrudan kendi bedenlerini ilgilendiren kararları erkeklerin hangi ehliyetle aldığını sorgulayacaklardır.
Hiçbir ideoloji, insanın evrensel duyarlılıklarını, eşitlik ve adalet isteğini bastıracak güçte değildir.
Bütün kutsallıklar önünde sonunda insan aklının süzgecine uğrarlar. İnsanlık var oldukça, evet kutsallıklar olacaktır. Ama, insanlık var oldukça “yorum” da olacaktır.
Bugün Başbakan ve ekibi kendisini iktidara taşıyan kadınların üzerindeki etkisine çok güveniyor. Muhafazakâr değerlerin güçlü bir köprü oluşturduğuna inanıyor. Kadınlara, onların hayatını çok içeriden ilgilendiren konularda müdahale hakkını kendinde görüyor. Kaç çocuk yapacaklarını, nasıl doğuracaklarını, pervasızca söylüyor.
Dipten gelen akıntıları görmüyor ya da önemsemiyor.
O da tanışacaktır kadın sesiyle.
Ben o kadınları duyuyorum. Onurlu, güçlü kadınlar ince ince söylüyorlar sözlerini.
Bu ülkeden bir Konca Kuriş geçti. Unutmuyorum. Saygıyla ve acıyla anıyorum.
Yorum Yap
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar (1)
- Özel, doğrusunu yapıyor: Türkiye’nin önceliği, normalleşme ve merkez siyasetin yeniden inşasıdır
28.04.2024 - Yolun sonu gözüktü mü?
14.04.2024 - İktidarın ideolojik katılaşması, CHP liderliğinin kucaklayıcı, ılımlı profiliyle birleşince…
8.04.2024 - CHP seçimleri laikler değiştiği için kazanmadı. Fakat seçimler CHP’nin kendi tabanını da Türkiye’yi de değiştirecek kapıyı açtı
5.04.2024 - İktidardaki “keratalar” arasındaki gerilim bizi ilgilendirmez mi?
25.11.2023 - Değişim samimiyet ve cesaret gerektirir
16.11.2023 - Yerli ve milli olana nasıl karar verilecek?
12.11.2023 - “Reis halleder”ciler de rövanşistler de hayal kırıklığı yaşayacak
9.05.2023 - “Reis halleder”ciler de rövanşistler de hayal kırıklığı yaşayacak
7.05.2023 - Erdoğan neden kaybedecek
2.05.2023
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları

































































hasan ortaç
...sen inanmayacak olduktan sonra ne yapsalar nafile. Aynı argüman inanmak isteyenler için de geçerli tabii.