Hidayet Şefkatli TUKSAL
Pazar gününden beri AK Parti kongresini ve onun genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı konuşuyoruz. Gerek eleştiri, gerek övgü ya da ikisini de içeren değerlendirmeler bağlamında kendisinden bu kadar bahsettirebilmesi, kabul etsek de etmesek de siyasi bir başarı. Pazar günü yüksek düzeydeki koruma tedbirleri sebebiyle binaya girmekte biraz zorluk çeksek de, STK kontenjanına ayrılmış sıralardan kongreyi izleyebildik. Ben o salonda, Sayın Erdoğan’ı çok başarılı bir orkestra şefi konumunda gördüm. Konuşmaya giriş olarak seçtiği şiir, hem şairinin hem de okuyanın yürek gücünü taşıyordu ve o duyguyu salondaki pek çok insana geçirebildi. Şiir bittiğinde gözlerini silenler arasında ben de vardım. O yüzden şiiri küçümsememek lazım. Üstelik şiir bazen yalnızca bir şiir değildir, ondan çok daha fazla bir şeydir ki, o gün de öyleydi. Sezai Karakoç, 80’lerin dindar üniversiteli neslini en çok etkileyen şairlerden ve düşünce adamlarından biridir. Bir yürek ve düşünce mimarıdır. Onu bizler ya da özelleştireyim benim için bir başvuru kaynağı hâline getiren şey, Doğu-Batı mücadelesinde, Doğulu kodları yeni bir duyuş ve yeni bir dille ifade etmesi ve bunu yaparken “yürek zihin korelasyonunu” bana göre mükemmel bir şekilde kurabilmiş olmasıdır. O bu mücadelenin “celalli/hoyrat” seslerinden biri değildi. Batı’yı eleştiriyordu ama yok saymıyordu ve yok olmasını dilemiyordu. Doğulu ve İslami kodları da, fıkıh esaslı bir şeriatçılıktan çok ötede, ilahi iklime açılmış gönül kapısından gelen ilhamlara dayanıyordu. Bu yüzden sevdik ve saydık onu, kendisine değilse de kitaplarına öğrenci olduk. Karakoç bence hep bir münzevîydi; şimdi de öyle. Misyonuyla özdeşleşmiş “Diriliş” isimli bir siyasi partisi olsa da, ara sıra basın bildirileri yayımlasa da, o hâlâ bir münzevî. Buradan hürmetlerimi sunuyorum kendisine...
Kongrede, orkestra şefinin gücü, aslında herkesin bildiği ve konuştuğu bir olguyu daha bariz hâle getirdi: “Tek adamlık” meselesi... Kongreden iki gün önce katıldığım bir akşam yemeğinde, parti kurucuları arasında yer almış ve ilk dönem bakanlık da yapmış, hâlâ partide görevi bulunan ağır toplardan biri de vardı. Ona, “ustalık dönemini” nasıl buluyorsunuz diye sorduğumda, “Biz yola çıkarken, asla ‘tek adamlık’ olmayacak diye ilke kararı almıştık, e şimdi sen düşün ne durumda olduğunu” diye cevap verdi. Ben bu cevabı beklemiyordum gerçekten, şaşırdım. Çünkü ben, tâ en başından beri, Tayyip Bey’in şefliğini kabul eden bir ekip olarak bakıyordum AK Parti’ye. Ama demek ki pek de öyle değilmiş. Hatta, olur da ileride böyle bir durum ortaya çıkarsa diye, ilke kararı bile almışlar, ama karar hükmünü icra edememiş demek ki.
Fakat ben bu “tek adamlık” konumunu sadece Erdoğan’ın başarısı/vebali olarak görmüyorum. Erdoğan’ın referans olarak aldığı dînî literatürün yanı sıra, saflarında yetiştiği Milli Görüş siyaseti,“emir” statüsüyle “tek adam”lığı zaten onaylayan meşrulaştıran iki kaynak durumundadır. AK Parti kurulduğunda alınan ilke kararıyla bu statü (emirlik statüsü) terk edilmiş olsa da, Erdoğan’ın mahkûmiyetiyle ve siyasi yasaklı kılınmasıyla başlayan süreç, ister istemez onu ekibin içinde“yıldız”laştırmıştır. Sonraki süreçte, kişisel karizmasının sahip olduğu büyük oy gücünün fiilen ortaya çıkmasının yanı sıra, AB üyeliği girişimlerinin sonuçsuz kalması da, ona başlangıçtaki ilkelere sadakatten ayrılma cesaretini vermiş olmalı. Ayrıca, kongre günü salonda şahit olduğumuz gibi, genel başkanın belirlediği o tek listeye 1500’e yakın delegenin, büyük ölçüde “kabul” oyu vermiş olması, “tek adamlık” meselesini sorun olarak görmeyen bir parti örgütünün varlığına delalet etmektedir. Yani mesele sadece Erdoğan’ın şahsıyla açıklanamaz, bir vebal varsa bu işte, bu sistemi kabul eden binlerce kişinin varlığı da dikkate alınmalıdır. Ben kendi adıma, bu tabloyu anlamaya, değerlendirmeye çalışırken, geleneksel aile yapımızda hâlâ etkili olan bir tutumun, “baba figürü ve otoritesi”ne atfettiğimiz önemin, yüklediğimiz meşruiyetin izlerini görüyorum bu manzarada. Vaktiyle Demirel de böyle bir teveccühe mazhar olmuştu “baba”lık sıfatıyla, ancak Erdoğan bu sıfatı hiç kullanmasa ve hatta kendisini “hizmetkâr” olarak tanımlasa da, demek ki görevini yapan bir “baba/ devlet adamı” olarak algılandığı için, otoriterliği ve tek adamlığı kitleler nezdinde bir sorun olarak görülmüyor. Bu durumda, ne kadar sistem eleştirisi yaparsak yapalım, demokratikleşme meselesi henüz kitleler için “gerçek bir ihtiyaç” konumunda değil. Belki mesaimizi artık sistem ve Erdoğan eleştirisi yerine, demokratikleşmenin nimetleri üzerinde yoğunlaştırmamız gerekiyor. Artık AK Parti’yi, hükümeti, Başbakan’ı ikna çabaları yerine, yurdum insanını demokratikleşme üzerine düşündürecek tartışmalar yaratmak, bunun sağlayacağı imkânlar üzerinden yol almak gerekiyor. Acizâne aklımın erdiği bu şimdilik!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları


























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.04.2021
28.03.2021
12.12.2020
23.11.2020
2.01.2020
13.10.2020
29.09.2020
21.09.2020
13.09.2020
5.09.2020