Kemal BURKAY
Köyümden izlenimler (*)
1. Bölüm - Govê
Bir taş oluktan akan gür suyu boşuna arayıp durdum
Kemal Burkay
Köy gezimin üzerinden bir ay geçti, izlenimlerimi daha o zaman döner dönmez yazmak istemiştim. Ama koşturma ve telaş arasında buna zaman bulamadım. Bu tür gezi izlenimlerini yazmaya ayırdığım zaman şiire ayırdığım zamanlar gibidir; salt o işe yoğunlaşmak ve sakin bir köşe gerekir.
Şimdi tam da bir ay sonra, hem de birkaç günlük tatil döneminde, geriye dönüp söz konusu izlenimlerini yazmaya zaman bulduğumu sanıyorum.
29 Haziran’da Diyarbakır İl Kongremiz vardı. Kongrenin ardından aynı gün otomobille Elazığ üzerinden Dersim’e, köyümüz Dırban’a geçtim. Köyde dört gün kaldım ve bu arada köyü dolaştım. Gov ve Kaniya Sıpî (Beyaz Çeşme) denen pınar başlarına, Sawa’ya, Dêdar’a gittim.

Gov da, Kanya Sıpî de köyümüzün kuzey batısındaki pınarlardır. Gov bizim mahallenin hemen üst başında, Kanîya Sıpî ise biraz daha ötede, Sawa Dağı’nın eteğindedir.
Anılarımın 1. Cildinde her ikisinden de çokça söz etmişimdir. İkisi de bir zamanlar bol sulu ve çevreleri yemyeşil, capcanlı pınarlardı. Ne yazık ki, aradan geçen on yıllar boyunca her şey gibi bu pınarlar ve onların çevresi de epeyce değişmiş ve bu değişiklik hiç de iyiye doğru olmamış.

Geçmişte pınar yolumuz, taş ve kerpiçten yapılmış, damları kavaklar ve söğüt dallarıyla örülmüş, ama arı gibi çalışan, koşturan büyükler ve çocuklarla dolu canlı köy evlerinin, yemyeşil bostanların ve genç bahçelerin arasından geçerdi. Bunlardan ikisi Eziz Dede ile İram Dede’nin evleriydi, bir diğeri “Mala Qorciyan” dediğimiz, Şahismail Amca’nın, kardeşleri ve çocuklarının kalabalık, büyük evleri…
İram Dede’nin evi biraz değişse de duruyor ve orada, beyaz saçları ve bıyıklarıyla benim yaşlardaki oğlu Ali Qiya Dede oturuyor. Eziz Dede’ninki ise yıkıntı halinde. Dede çoktan ölmüş ve çocukları göç edip gitmiş.
Şahismail Amcaların o “büyük aile”lere özgü, bir dizi kardeş, çocuk ve yeğenlerin oturduğu büyük evi de yıkılmış. Şahismail Amca, eşi Cemile, kardeşi Qiya, hatta çocuklarının bir bölümü çoktan bu dünyadan göçüp gitmişler; bir bölümü ise yabancı diyarlara göçmüş. Köyde kalanlar ise mahallenin değişik yerlerinde, eski evlerine yakın yerde ya da Gov çevresinde başka evler kurmuşlar… Bu eski büyük evin yalnızca bazı yıkık duvarları kalmış; yamaçtaki bahçeyi otlar, deve dikenleri bürümüş. Yıkıntının bir yanında şimdi bir elektrik direği yükseliyor. O zamanlar köyde elektrik yoktu, ama şimdiki elektriğin de bu yıkık eve bir yararı yok…
Bu yıkık evin yan tarafında Memî Hecê’nin torunlarından bazısı, hâlâ çocukluğumdaki o eski evlerinde yaşamayı sürdürüyorlar.

Köye vardığımızın ertesi günü bizim bahçeyi tırmanıp Gov’a yöneldik. Eziz Dede’nin yıkıntı halindeki evinin altından, Şahismail Amca’nın yine yıkık evlerinin üstünden geçtik. Harmana bitişik dut ağaçları biraz daha kocamış, ama ayakta idiler. Sonra pınara doğru dolanarak giden, söğüt ağaçları ve yaban gülleriyle çevrili yola saptık. Eskiden bu yoldan evimize testi ve bakraçlarla su taşırdık. Mayıs ayında açan ve sarhoş edici güzel bir koku yayan yaban güllerinin artık mevsimi geçmişti. Yolun eski çekiciliği de yoktu; çünkü yanı başından akıp söğüt ve kavak ağaçlarını, yaban günlerini capcanlı tutan su arkları artık tarihe karışmıştı.
Bu yolun hemen altında Eziz Dede’nin dutlar, kaysılar, elma ve armut ağaçlarıyla, cevizlerle dolu bahçesi vardı. Dede arı gibi çalışarak pınarın hemen altında, yaban gülleri ve iğdelerle yılan geçmez bir çeperin çevirdiği düzenli bir bahçe oluşturmuştu. Ne yazık ki onunla birlikte bahçenin canlılığı da gitmiş, çeper meper kalmamış, ağaçlar seyrekleşmiş, kalanlar da kocamıştı.
Bahçenin aşağı yanındaki taş duvar da yıkılmış, toprak burada akıp gitmiş ve ağaç kökleri ortada kalmıştı. Böylesi bir ceviz ağacı özellikle ilgimi çekti. Köklerinin büyükçe bir bölümü açıkta kaldığı, hatta bazıları kopup kuruduğu halde, o ayakta kalmış, direniyordu. Bu bana Orhan Veli’nin, 2. Dünya Savaşı sonrası cepheden sağ, ama sakat dönenlerle ilgili yazdığı şu rubaiyi hatırlattı:
Ömrün o büyük sırrını gör bir bak da
Bir tek kökü kalmış ağacın toprakta
Dünya ne kadar tatlı ki binlerce kişi
Kolsuz ve bacaksız yaşayıp durmakta
Dut mevsimiydi. Eziz Dede’nin sahipsiz kalmış bahçesine girip dut yedik, sonra Gov’a doğru tırmandık.
Pınarın suyu eskiden, biri yukarda, diğeri de onun 30-40 metre kadar aşağısında iki kaynaktan çıkardı. Yukarıdaki kaynağın suyunu kendi tarlalarına, bahçelerine çevirmeye çalışan birileri su yolunu bozmuşlar. Birileri de pınara yakın kuyular vurmuş. Böylece su dağılmış, kaynak adeta kurumuş ve pınarın yerinde küçük, belli belirsiz bir batak oluşmuş; üstünde sinekler uçuşmakta. Çocukluk ve gençlik yıllarımda bir taş oluktan akan o gür suyu boşuna arayıp durdum…
Aşağıdaki kaynağın suyu ise çok azalmış ve onu depolayıp borularla evlere dağıtmışlar. Böylece köylü testi ile su taşımaktan kurtulsa da ekosistem bozulmuş, çocukluğumun o güzelim doğası kalmamış.
Acaba doğayı bozmadan insanlara hizmet sunmanın, yenileşmenin bir yolu yordamı yok mu? Kuşku yok ki var ve bunu başaran toplumlar az değil. Kim bilir, belki biz de bir gün bunu başarırız.
30 Temmuz 2014
Devam edecek
------------------------------------------------------
(*) Yazının altındaki tarihten de anlaşılacağı üzere, dört bölüm halindeki bu izlenimleri bu yılın Temmuz sonunda yazmıştım. Ama Ağustos başında Güney Kürdistan’a, Şengal ve Mahmur yörelerine yönelik bilinen barbarca saldırı oldu ve büyük bir trajedi yaşandı. Ardından Kobani geldi. Bu nedenle bu izlenimleri yayınlamadım, beklettim. Ne var ki hem bizim Kürtlerin trajedileri bitmez, hem de hayat devam ediyor. “Şîn û şahî” (yas ve şenlik) geçmişten bu yana hayatımızda hep birlikte var oldu. Ayrıca bu gezi izlenimleri pek de şenlik türünden değil, onlarda Kürdistan’ın pek çok köyünün öyküsü var. Şu, “Anka Kuşu” gibi, her keresinde kendi küllerinden doğan Kürt köylerinin…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları






































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.02.2022
28.08.2021
16.05.2020
12.05.2020
8.05.2020
4.05.2020
29.01.2020
18.10.2019
10.10.2019
24.03.2020