Kemal CAN
Bu dünyaya günahlarla doğup hesap mı ödeniyor? Tertemiz gelinen dünyada günahlar mı biriktiriliyor? Öğrenilenlerle gelişme, olgunlaşma mı tamamlanıyor? Zaten bilinmesi gerekenlerin sınavı mı yapılıyor? Cennet ve cehennem için mi hazırlanılıyor? Cennet ve cehennem burada mı yaşanıyor? Bütün bunlar, inanç alanının, dinin, inanç felsefesinin derin ve zorlu mevzuları olduğu kadar, gündelik kahve veya ev sohbetlerinin de bol kullanılır malzemeleri. Bir yanıyla koskoca bir alemde bir zerre bile etmeyen hiçliğin, bir tarafıyla da aleme nizam veren dengedeki rolüyle çok önemli olmanın kapısını açan ifadeler. Bazen, zorlu zamanların veya çok somut bir şey söylenemeyen durumların çıkış anahtarı; Bazen de, çok basit meselelere hak etmediği derinlikler kazandırmak için başvurulan lüzumsuz soyutlamalar.
Teolojik bir tartışmanın girişi değil bu satırlar. Fazlasıyla dünya meseleleriyle, dünyevi ahlakla ilgili alanda, girilen zorlu sınavların, sınav maratonlarının, günahların, verilemeyen hesapların, seçim yapma, bu seçimleri açıklama zorluklarının tartışmasına bir giriş. Tıpkı inanç alanında olduğu gibi, çoğu belki ezelden ebede giden sorunlar, tavır alışlar, davranışlar hakkında soruları karmaşıklaşan kadim ikilemlerin tartışması. Bir süredir memlekette ve dünyada karar vermenin, vicdan rahatlığıyla taraf seçmenin zor olduğu denklemler ortaya çıkıyor. Oluşan her zorlu denklem de, her şeyin yeniden tanımlanmasını gerektirecek kadar hızlı yenileniyor. Tarafını, tutumunu açıklamaya kalkanların “çok basit…” diye başlayıp “…nokta” diye bitirdiği kesinliklerin altı o kadar kolay dolmuyor. “Çok basit” diye başlayan açıklamaların çoğu, zorluğu büyütmekten başka bir işe yaramıyor.
Sadece son birkaç ayda dünyada ve Türkiye’de yaşananlara, yaşananlar karşısında alınan tavırlara, tavırların yarattığı tartışmalara bakınca, çok zorlu bir sınavda olunduğu apaçık. Hayat, çok acayip sürprizler açarak ya da çok bildik ikilemleri şaşırtmacalı biçimde tekrar ederek tuhaf seçimlerin, testlerin karşısında bırakıyor insanları. Bazıları toplu kopya girişimleriyle atlatmaya çalışsa da, karşı karşıya olunan sorular, kolay ve hazır cevapları olan cinsten değil. Bilinen ve aslında doğru olduğu öne sürülebilecek cevapların çoğu da, hiç de küçük olmayan detaylar yüzünden tamamen yanlış kabul edilmeye fazla müsait. Hele bu cevaplarda, sonuçlardan çok gidiş yoluna bakılırsa durum daha da karmaşıklaşıyor. Sınava girenlerin kimliklerine (hatta sicillerine) göre verilen kanaat notlarının ağırlığı da devreye girince sınavlardan topluca çakmak kaçınılmaz oluyor.
Televizyonda canlı yayınlanan bir suç soruşturması üzerinden başlayan aile sosyolojisi tartışması, bir üniversitenin bir bölümünün kapatılması isteğine kadar ilerliyor. Çoğu meselenin tartışılmasında, öne sürülen argümanların isabetliliği değil de, her ağzını açanın “kimin yanında yer aldığı” ile başlıyor konuşmalar.
İnsanlara talep etmedikleri misyonlar yüklenip garantili hayal kırıklıkları hazırlanıyor. Olmadık insanlar, olmadık gelişmeler öyle denk geldiği için birdenbire arkasında, karşısında durulması gereken mecburiyetler haline geliyor. Basit soru sorma girişimleri bile büyük linçleri tetikleyebiliyor. Ve sonra birden her şey tam tersine dönüşebiliyor. Değişene inatla karşı koymanın da, durmadan pozisyon değiştirmenin de bir işe yaramadığı durumlar yaşanıyor. Bir meselede ilkesel kesinlikleri taviz vermez biçimde savunanı, bir gün sonra başka bir olayda istisnanın önemini anlatırken bulmak mümkün oluyor.
Hayatın herkesi karmaşık sorunlara ek olarak, bu sorulara üretilmiş cevaplar için de tekrar tekrar sınava sokması karşısında, bu kadar karışıklığın az bile olduğunu söylemek gerek. Özel olarak bu işe mesai harcayan kötü niyetlileri, kendi sınavını vermeden herkesin öğretmeni olmaya soyunanları bir kenara bırakırsak, ne yolunu şaşıranlar, ne şaşırmışlara kızanları kınamak kolay. Aşırı rasyonellik -hatta nesnellik-iddiasının arkasına iyice saklanmış olsa da, her tarafından hissi zaaflar sızan insani savrulmalar bunlar. Sevmediği, hoşlanmadığı biriyle konuşurken gördüğü herkese -temasın ne için (belki yol sormak için) olduğunu düşünmeden- burukluk hissetmek kadar basit değil belki ama geri durulamayan bir his sonuçta. Kimi zaman çok yüksek hakaret, kalabalık sıfatlar eşliğinde dışa vurulan, görünürde hedefinde biri olsa da, aslında duruma ilişkin bir isyan: “Hayat sen beni kimlerle yan yana, kimlerden uzağa düşürdün?”
Palu ailesi hakkında konuşan Prof. Nükhet Sirman veya Cumhurbaşkanı’nı konserine davet ederek “Türkiye hakkında bir şey denediğini” söyleyen Fazıl Say’a gösterilen tepkiler, gösterilen tepkilerin yarattığı tartışmalar, bu ülkenin yüklü siyasi-toplumsal bagajıyla fazlasıyla ilgili. Türkiye’de özellikle de siyasi alanda, “kim kiminle, nerede?” tartışması, sınırları kolay çizilemeyecek derin karışıklıkların, pek de berrak olmayan bir tarihin mahsulü. Epeyce uzun bir süredir de, zaten karmaşık olan zemini, fena halde bulanıklaştıran, tutarlı olmayı/kalmayı zorlaştıran bir dönemden geçiliyor. Ancak hadise “coğrafya kaderdir” denilerek geçilecek kadar yerel değil. Çünkü, daha cümlenizi tamamlamadan önünüze Suriye’den çekilen ABD veya Venezuela’da patlayan kriz gibi küresel ölçekteki sınavlar geliveriyor. Kırk katır mı kırk satır mı diye soranlar da, önce aşağılayacağı karşıtını tarif ederek -yoksa uydurarak- konuşmaya başlayan “mesele gayet net” ekipleri de hemen sıraya giriyor.
Sevilay Çelenk, Fazıl Say tartışmaları hakkında gazeteduvar’daki yazısının sonunda, olayın tırmandığı seviyeye işaret ederek şöyle diyordu: “Sosyal medyamızın karanlığı ve korku iklimini nasıl koyulttuğunun hepimiz farkındayız. Bunu durduramıyorsak kendimizi sakinleştireceğiz. Başka yolu yok.” Gerçekten, hayatın önümüze koyduğu sınavların giderek zorlaşması karşısında da, her ne yapılacaksa başlangıç noktası sakinleşmek olmalı. Şimdilerde netleşmeden anlaşılan, yüksek perdeden konuşmak, mümkünse bütün nüansları ortadan kaldıran kabalıkta çizgiler çekmek, tarafını seçip -onların ne söylediğiyle ilgisi olmaksızın- karşıya yerleştirdiklerine avazın çıktığın kadar bağırmak. Oysa, ne ilkesel tutumlar istisnaları ve başka yönleri de hesaba katmaya, ne de özgül koşulları önemsemek, oluşan sonuçları sorgulamaya engel. Kolayca insan harcamadan yapılanı, yapılana gözünü kapatmayı eleştirebilmek mümkün. Emperyalistlere ve diktatörlere aynı anda karşı olmak da öyle. Ancak, bunu yapabilmenin yolu sakin olmak, kendimizi sakinleştirmek. Aksi takdirde, bütün sınavlardan çakmanın yanına günahlardan bir yığın eklemek de kaçınılmaz.
BİRİKİM
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.01.2026
5.01.2026
28.12.2025
21.12.2025
15.12.2025
1.12.2025
23.11.2025
16.11.2025
3.11.2025
26.10.2025