Kürşat BUMİN
TEOG tabi ki kalksın ama okulları bu hale getiren eğitim sistemi de kalksın. Liselerde aslında bir dönem hiç de fena olmayan "nitelikli öğretimin" köküne kibrit suyu döken asıl suçlu bu “merkezi sınav sistemi”dir
Cumhurbaşkanı “Çok basit bir konu” dedikten sonra devam ediyor: “Sayın Başbakanımız ve bakan arkadaşlarımızla birlikte hemen bu adımın atılması mümkün.”
Açıklamanın devamı da çok aydınlatıcı: “Temenni ediyorum ki hemen, süratle bunu ülke gündeminden çıkarmak, düşürmek bütün aileleri, yavrularımızı rahatlatacaktır.”
Evet evet, “süratle”, bir an önce “bunu” ülke gündeminden çıkarmalı,“yavrularımızı”rahatlatmalıyız…
“Devlet ciddiyeti” denilen şey bu olsa gerek…
Sanmayın ki “Bunu” sözcüğüyle ifade edilen ve gündemden süratle defedilecek mesele fındık taban fiyatları tartışmasıdır. Zamanında adı (çok daha uygun olarak) “Maarif”ken (millileştirilerek) “Milli Eğitim Bakanlığı”na dönüşen bir kurumun varlık nedeni olan “Okul”dan söz ediyoruz.
Başbakan’ın “bunu” ya (yani TEOG konusuna) yaklaşımı ise son derece eğlendirici nitelikte. Karşılaşmışsınızdır muhakkak: Urfa’da bir okul bahçesinde kurulan kürsüde Başbakan çocuklara sesleniyor:
“TEOG bir yarışa döndü, sizin stresinizi artırdı, uygularınızı kaçırdı. Biz sizin uykularınızın kaçmasına razı olur muyuz?”
Çocuklar: “Haaayııır!
Başbakan: “TEOG kalsın mı kalksın mı?”
Çocuklar: Kalksııın!
Başbakan: “İşte bu! İşte bu!”
Ne güzel, çocuklar mutlu, Başbakan’ı gülümseyerek ve başıyla onaylayarak izleyen Milli Eğitim Bakanı mutlu ve tabii Başbakan da çok mutlu!
Bir ara aklımdan geçmedi değil; Başbakan boş bulunup çocuklara “Okullar da kalksın mı?” sorusunu yöneltecek mi diye… Soru gelse çocukların cevabının “Kalksııın!” olacağına dair hangimiz “bire yüz” bahse girmeyiz?
Sanmayın ki TEOG’la aram iyi ve devamını diliyorum. TEOG tabii ki kalksın, ama sadece o değil selefleriyle birlikte Okul’u bugünkü haline getiren eğitim sistemi de kalksın… Her sözü emir telakki edilen bir zatın “Kalksın” demesiyle harekete geçen, öğretmenler hariç kim bilir kaç bin çalışanıyla adında “eğitim” geçen bakanlık da kalksın… Bir yapı bu derece mi küçülür, bu derece mi “eğitim/öğretim”den bihaberdir?
1867’den itibaren yüksek tahsile kapı açan anahtar “Bakalorya” adıyla imparatorluğun eğitim sistemine girmiş, biraz değişiklikle 1935’ten itibaren “Devlet Olgunluk Sınavı”na dönüşmüş ve nihayet dönüp dolaşıp 60’lı yılların ortalarında bütün üniversiteleri kapsayan merkezi sınav olarak aklı olmayan “optik okuyucu”ya teslim edilmiş
Hatırlayanlar vardır; “optik okuyucu” devreye girmeden önce her üniversite giriş/kabul sınavını kendisi yapardı. Hukuk Fakültesi’ne mi niyetlendiniz, bu fakültenin sınavında başarılı olmanız aranırdı. Sınav da, öyle sonradan devreye girdiği gibi doğru kutucuğunu karalamaklan ibaret değildi. Kağıdı kalemi alıp soruları cevaplamanız gerekiyordu. Bu “optik okuyucu” sevdasının sonunda kendinden beklendiği gibi ne tür dolandırıcılıklar doğurduğunu da hatırlayın. Düşünebiliyor musunuz, eğitim sisteminde ölçmenin/ değerlendirmenin tek yolu “cevap anahtarı”ndan geçiyor…
Bana sorarsınız, ülkedeki eğitim/öğretim sisteminin kalitesini hızla aşağı çeken, bir zamanlar liselerimizde –bugüne kıyasla- hiç de fena olmayan nitelikli öğretimin köküne kibrit suyu döken asıl suçlu bu “merkezi sınav sistemi”dir. Gençlerimizi kalemi kağıdı eline alıp –hangi konuda olursa olsun önemli değil- iki cümle yazamaz hale getiren bu sistemdir.
Ne yapmalı o zaman? “Olgunluk sınavını” tekrar devreye mi sokmalı? Bence evet, önce sözünü ettiğimiz “optik okuyucu”yu kapı dışarı ederek. Bugün eğitim düzeyi yüksek birçok ülkede uygulandığı gibi, ilk ve orta eğitimi baştan sona yenilemek, yüksek öğretime geçmenin anahtarını da (öğrencilerin ellerine kalem / kağıt koyarak) “olgunluk sınavı”nda başarılı olma şartına bağlamak gerekiyor.
Geçmişte birkaç yazımda da hatırlattığım gibi mesela Fransa’da üniversiteye devam için başarılı olunması şart olan bakalorya (BAC) sınavlarında adayların önüne gelen şu sorulara bakın: Mesela şu felsefe sorusu: “Her zaman ne arzu ettiğimizi biliyor muyuz?” / “Moral kanaatlerimiz tecrübeden mi kaynaklanır?” / “Arzu doğası gereği sınırsız mıdır?”
Hadi bakalım, elinize kalemi alıp yazmaya başlayın!
Mesela şu (2016) edebiyat sorusu: “Flaubert, 1852’de Louise Colet’e yazdığı mektupta Madame Bovary romanıyla ilgili olarak şu notu düşüyor: ‘Yazarın kişiliği hissedilmiyor.’ Eser hakkındaki bilginiz ve romanın yazılışına ilişkin belgeler bu yargıyı doğruluyor mu?”
Eğitim / öğretim böyle bir şey tabii ki, “kutu karalayarak” kültürün düzeyini ölçebilmek mümkün mü? Adayların cevapları tabii ki teker teker, sırasında iki seçici tarafından satır satır okunacak ve bu sürecin sonunda BAC’tan başarılı olup olmadığı, yani üniversiteye devam edip edemeyeceğine ilişkin karar çıkacak.
Yeri gelmişken şunu da hatırlatayım: Peki bu başarılı adayların hepsinin talebini karşılayacak sayıda üniversite yoksa? BAC’ta başarıl olup branşlarına göre üniversiteye devam hakkı kazanan adayların bir bölümü –tabii ki- yüksek öğretimin ilk yılında başarıları düşük olduğu takdirde elenecek.
Okul’un zor yani altından kolaylıkla kalkılamayacak bir mesele olduğunu söylemiştim. Gerçekten de, modern biçimiyle kuruluşunda eşit ve rasyonel düşünce kapasitesine sahip yurttaşlar yetiştirmek amacıyla yola çıkan Okul, artık neredeyse “eşitsizlik üreten mabetler”e dönüşmüştür. Bu sonuç tabii ki şaşılacak bir dönüşüm değildir. Toplumsal eşitsizliği sihirli bir kurumla (Okul) aşabilmek tabii ki boş bir hayal. Sorunun hemen her yerde karşılaştığımız ortak yanına kısaca değinecek olursak: Okul herşeyden önce, toplumsallığın, ekonominin ve de önemli olarak bilgiye açılan kapıları hızla elinden alan iletişim teknolojisinin bugünkü hali karşısında hemen her yerde çaresizdir. Geçen zaman içinde Okul, kendi dolayımı ile rasyonel düşünebilen bireylerden oluşan bir toplum yaratma amacına ulaşamadığı gibi en önemli işlevi olarak sunulan sınıflar arası geçişliliği sağlayan ve dolayısıyla bir “asansör’ olarak nitelenen işlevini de kaybetmiştir. Yani özetle, ‘Çoban Sülü’yü köyden alıp önce mühendis, sonra başbakan ve nihayet cumhurbaşkanı koltuğuna oturtan “asansör” çoktandır devre dışıdır. Okul’un öğrencilerine taşıdığı bilgiyle eşit ve özgür yurttaşlar yaratabilmesi hayalinin önündeki ön büyük engel -tabii ki- kapısına dayanan adayların başta dil olmak üzere ‘kültür bagajları’na ilişkin farklılıktır. Bu manzara sadece Türkiye gibi eğitim/öğretim de ne yapacağını hepten şaşırmış ülkelerde değil, ‘gelişmiş’ olarak sınıflandırılan ülkelerde de karşımızda durmaktadır.Bu ülkelerde de bir biçimde araya girip bizi şaşırtan az sayıda örnekler dışarıda tutulacak olursa, ilköğretimden itibaren hangi öğrencinin eğitim sisteminin hangi kulvarında ilerleyip ileride hangi postları işgal edecekleri daha başından bellidir. Bu iş böyle ne yazık ki… ABD’de de, Fransa’da da, Almanya’da da… Eşit ve rasyonel düşünce kapasitesine sahip yurttaşlar yetiştirmek amacıyla yola çıkan bir kurumun neredeyse ‘eşitsizlik üreten” kurumlara dönüşmesi karşısında şaşırmamak gerekir Bu çerçevede özellikle büyük şehirlerde yaşayan ailelerin farkında oldukları bir örnekten söz etmek isterim:
Okul’un farklı sınıflardan öğrencileri birbirleriyle “tanıştırmak” gibi bir görevi de yok muydu? Hemen hepimizin devlet ilkokuluna devam ederken dershanelerde gözlediğimiz öğrenci kompozisyonunu hatırlayın. Zengin ve yoksul ailelerin çocukları aynı sırayı paylaşmazlar mıydı? Peki ya bugün? Hepiniz gibi ben de biliyorum ki, özellikle büyük şehirlerde, devlet ilkokulları artık düşük gelirlilerin çocuklarının devam ettiği mekanlardır. Yani özetle, herkes sınıfına /gelir seviyesine uygun bir okula! Bu sistemi getirenler /yerleştirenler/ geliştirenler farklı sınıf kökenlerinden gelen öğrencileri bu şekilde birbirinden ayırarak sadece eğitim açısından değil toplumsallık açısından da ne büyük bir kötülük yaptıklarının farkındalar mı acaba? TEOG’u yüksek yerden gelen bir emirle iki günde kaldıran ve sözde bütün öğrencileri eşitlediğini iddia eden bir bakanlık bu felaketin farkında mıdır? İstersiniz bu bahsi çocukları anaokuluna başlayacak genç bir arkadaşımızın bu “özel” okulları tercih ettiklerinde anaokulundan yüksek öğretime kadar “eğitim maliyeti”nin ne kadar olacağına ilişkin yaptığı hesabın sonucunu aktarayım: 1 milyon lira
“Okul sorunu”açılınca artık tam gaz ilerleyen İmam Hatip Okulları’na ilişkin birkaç söz etmeden olmaz:
Ben bu konuda eskiden beri şu görüşü savundum ve savunuyorum: İmam-Hatip Liseleri (ve ortaokulları) resmi eğitim sistemi içinde yer almamalıdır. Bu okullar bir an önce, normal lise müfredatını yoğun din bilgisi müfredatıyla harmanlamış birer ‘özel okul’ statüsüne kavuşturulmalıdır. İmam-Hatip müfredatını ana-babaların ve öğrencilerin talep etme hakları tabii ki mevcuttur. Ancak bu okulların ‘özel okul’ statüsünde olmaları kaydıyla. Söz konusu müfredatın hiçbir okulda yer almamasını ileri sürmek -tabii ki- ‘laikçilik’ olarak anılan bir anlayışı davet etmek anlamına gelir. Dolayısıyla bu okullara Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) gözetimi altında (‘Öğretim Birliği’nin aslı da budur zaten) kişiler ve vakıflar tarafından kurulan birer “özel okul” statüsü tanınmalıdır.
Sonuç olarak öğrencileri içinde saatler, günler, yıllar geçirdikleri ve sonuç olarak kendilerini edebiyat, tarih, felsefe ve hatta fen bilimleri ve matematikten nefret ettirmeyi birinci amaç edinmiş bir kurumun kuşatmasından kurtarmak şarttır. İşimiz tabii ki zor ama –unutmayalım ki- imkansız değil.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları

































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
29.05.2018
7.02.2018
21.04.2018
11.04.2018
27.03.2018
23.03.2018
10.03.2018
2.02.2018
16.02.2018
8.02.2018