Mithat SANCAR
Yeni bin yılla birlikte, Türkiye hızlı ve köklü değişimlerin yaşandığı bir döneme girdi. Bu sürecin anahtarı, askerî vesayetin çözülmesidir. Bu çözülme, toplumun özgürleşmesini engelleyen ve çoğulluğunu bastıran cenderenin epeyce gevşemesini sağladı. Daha doğrusu, askerî vesayetin çözülmesi, toplumsal çoğulluğun özgürlük içinde yaşanması için güçlü bir imkân sundu.
Bu gelişmenin sonucu olarak; “siyaset” değer kazanmaya ve “siyasal alan” genişlemeyebaşladı. Daha önce devletin sıkı kontrolü altında pasif bir varoluşa mahkûm edilmek istenen toplum, siyasetin aktif öznesi olma yönünde hamle etme şansı buldu.
AKP ve temsil ettiği toplumsal taban, bu sürecin yönetilmesinde başrolü oynadı. AKP, varlığını korumanın, askerî vesayeti çözmeye, dolayısıyla “siyaset”i güçlendirmeye bağlı olduğunu biliyordu. “İktidar”a uzanmanın ve orada tutunmanın yolu, “siyaset”in belirleyici olmasından geçiyordu.
AKP’nin hükümet olur olmaz (2002) başlattığı “demokratikleşme süreci”; “siyaset”in yükselmesinin temellerini oluşturdu. Vesayet odaklarının tehdidi altında girdiği ikinci genel seçimden (2007) büyük başarıyla çıkan AKP, ikinci hükümet döneminde de yalpalayarak ve yavaşlayarak olsa bile “demokratikleşme politikası”nı sürdürdü.
Demokratikleşmenin sağlam bir zemine oturması, Kürt sorununu çözüm rayına yerleştirmekten geçiyordu. AKP, ikinci hükümet döneminde “Kürt açılımı”nı başlatarak, bu yönde de ciddi bir hamle yaptı (Ağustos 2009).
Ancak Kürt sorununu demokrasi çerçevesinde barışçıl bir şekilde çözmek hiç de kolay bir iş değildi. Bunun için, iyi işlenmiş sistemli bir programa ve kararlı bir iradeye ihtiyaç vardı. Bu ikisi de AKP’de yoktu. Nitekim açılımdan sonraki ilk büyük kriz olan “Habur olayı”nda tam anlamıyla tökezledi.
Kürt sorununu yerleşik devlet politikalarından ayrılarak “yeni bir yaklaşım”la çözmenin “çok riskli” bir girişim olduğunu fark eden ve bu bedeli ödemeye cesaret edemeyen AKP, geri çekilmeye başladı. Çekildiği yerde, geleneksel devlet politikalarıyla buluştu.
2011 seçimlerinden gücünü daha da artırarak çıkan AKP, sorunları demokratik yollarla ve siyasal alan içinde çözmek yerine, geleneksel devlet anlayışına daha çok sarılmaya başladı. Bundan önce elde edilmiş “kazanımları stabilize etmek” ve “iktidara iyice yerleşmek”, belirleyici amacı haline geldi.
Türkiye sağının derin saplantısı olan “çoğunlukçuluk” ve Türkiye modernleşmesinin başlıca özelliği olan “tepeden inmecilik” AKP’nin elinin altında hazır bulunuyordu.
Siyaset yoluyla yenileşme ve değişim, yerleşik bir iktidar için hiç de cazip bir yöntem değildir. Buna karşılık, otoriterlik her zaman çoğunluğu elinde bulunduranlar için baştan çıkarıcı bir sığınaktır. AKP de bu iğvaya kapıldı. Onu frenleyecek güçlü bir toplumsal muhalefetin bulunmaması, bu gidişi daha da kolaylaştırdı.
AKP’nin girdiği “güzergâh”ı ve Türkiye’yi soktuğu patikayı daha iyi anlamak için Hannah Arendt’in “politika tahlili ve anlayışı” iyi bir rehber olabilir. Bu konuda yenilerde Metis Yayınları’ndan çok değerli bir kitap çıktı. Kitabın yazarı Fatmagül Berktay; adı ise Dünyayı Bugünden Sevmek – Hannah Arendt’in Politika Anlayışı.
Siyasetin, tartışarak işleri barışçı bir biçimde yürütmek anlamına geldiğini belirten Arendt; siyasal eylemin her şeyden önce “çoğulluk olgusu”nu paylaşan insanlar arasında gerçekleştiğini vurgular.
Yaşamın zenginliğini ve çok boyutluluğunu ifade eden çoğulluk olgusunu, “yeryüzünün ilkesi”olarak adlandıran Arendt, bu ilkeye en büyük tehdidin, tek hakikat ve tartışmasız haklılıkiddiasından geldiğini söyler. Arendt’e göre, tekçi hakikat fikrinden yola çıkanlar, çoğulluk olgusundan ve bunun sonucu olan farklılıklardan hoşlanmazlar; bunları “hakikat tiranlığı” ve/veya “şiddet” yoluyla bastırmaya çalışırlar.
Arendt’in görüşlerini Fatmagül Berktay’ın kitabından özetlemeye devam edeyim: Aşırı gurur ve kibir, kendinden sonuna kadar emin olma hâli, kısacası hubris; hakikatin çok yönlülüğünü görme yeteneğini yok eder. Hubris, insanı hakikat karşısında körleştirir ve iktidar sarhoşluğuyla birleştiğinde, her şeyi yapabilecek, her türlü insani sınırı yıkabilecek bir tavrın zeminini hazırlar.
Bu anlayışın zafer kazanmasıyla, siyasal yaşamın özü olan tartışma gereksizleşir, çoğulluğun yerini tekillik alır. Toplumu var eden “ortak dünya” sarsıntıya uğrar, çökmeye başlar.
Fanatikleşme, bu gidişin bir diğer tehlikeli durağıdır. Fanatizm, düşünme yoksunluğunun ve hakikatten kopmuşluğun ifadesidir; her hâlükârda nesnel bir değerlendirmeyi ve tartışmayı hem imkânsız, hem de gereksiz kılar. Tek doğruya ve tek hakikate dayanan eylem, fanatiğin edimidir ve politikanın dışında kalır.
Siyasetten uzaklaşma ile hubris arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Hubris, tek doğrucu tavrı empoze etmesiyle ve sınırları hiçe saymasıyla siyaseti yok eder. Siyasetin çöküşü ise, hubrisi besler.
Arendt’in can alıcı uyarısıyla bitireyim: Hubris’e kapılıp siyaseti yok etmeye başladığınız zaman, galip gelen sadece intikam tanrıçası olabilir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları





















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2015
22.03.2015
12.02.2015
5.02.2015
27.01.2015
20.01.2015
13.01.2015
6.01.2015
29.12.2014
23.12.2014