Murat BELGE
“Savaşmak kolaydır, barışmak zor.” Bunu yıllardır söyleriz, Başbakan da söylemeye başladı. Barış için çalışma yıllar sürer, taş üstüne taş koyarak milim milim ilerlersiniz. Bir kişi çıkar, bir münasebetsiz sözle yılların emeğini yerle bir eder.
“Barış süreci” burada ikinci kere ilân olundu. Birincisi başlar gibi olmuş, ama gerçekten başlayamadan kesintiye uğramıştı. O günlerde, kesinti olsa da, bu sözleri telaffuz etmeye başlamanın olumlu bir şey olduğunu, çünkü bir kere söylendikten sonra kolay kolay unutulamayacağını, sürecin geri alınamayacağını yazmıştım. Herhalde öyle oldu ki, bu “ikinci” perde de açıldı. Gelgelelim, genel durum, öyle barış gülücükleriyle dolu değil. “Savaşmak kolay, barışmak zordur” sözünün ne kadar doğru olduğunu kanıtlamak istercesine, bütün “taraflar” birbirlerine hışımla laf geçirmekle meşguller. “Barış süreci”ni başlatan Başbakan da, bu tutumun uzağında değil. Elbette Bahçeli ile Kılıçdaroğlu’nun üslûbuna erişmek mümkün değil ama şöyle bir ortamda dahi Başbakan’ın gerilimi çözmeye yönelik bir tavır aldığını görmüyoruz. Oysa bu gerilim kendisi başlı başına bir provokasyon. Provokasyonun da neyi provoke edeceği belli.
“Gerilimi çözmek”, “gerilimi yumuşatmak” türünden sözler söylerken, Kılıçdaroğlu ve partisini, Devlet Bahçeli ve partisini, ortada iyi bir iş olduğuna, onlar da sükûnet içinde davranırsa, sonuca, çözüme daha rahat, daha hızlı gidileceğine ikna etmekten söz etmiyorum. Onların herhangi bir şekilde ikna edilebileceği kanısında değilim.
Burada “ikna” gibi, “yumuşatma” gibi şeyler varsa, bunların muhatabı halktır, toplumun bütünüdür. CHP’nin, MHP’nin elbette tabanı var, onlar da önderleri gibi düşünecek ve davranacak. Ama bu ülkede yeteri kadar politize olmamış, doğduğundan beri üstüne boşaltılan milliyetçi propagandadan kendini pek iyi koruyamamış, ama sonuçta iyi niyetli, iyi yürekli milyonlarca insan yaşıyor. Bu kavga ortamı, yükselen sesler, uçuşan sövgüler bu insanları olumlu etkilemiyor, etkileyemez.
Başbakan ve iktidar partisi, Kılıçdaroğlu ile Bahçeli’nin ataklarında bir “horoz dövüşü” havasına girmeseler, “daha yüksek bir ton” ve daha acıtıcı kelimelerle üste çıkmaya çalışacak yerde, mizahla, sükûnetle, “barış gelirse” korkusuyla bağrışan bu adamların ne kadar “tuhaf” bir manzara çizdiklerini kitlelerin de görmesini sağlayacak bir şekilde davransalar, savaşın değil barışın yanında kenetlenenlerin sayısı daha hızla artacaktır. Ama bu bağrışma, sövüşme ortamında bu belli olmuyor. “Salı” konuşmalarını yapan parti başkanlarının arasında bir üslûp farkı belirginleşmiyor. Olan barışa oluyor.
Bu “horoz dövüşü” Türkiye’nin siyasî kültürünün en köklü özelliğidir. Acaba, geniş kitlelerin siyaset arenasından uzak durmaları (yani, tribünden aşağı inmemeleri), bu alışkanlığı yaratan etken olabilir mi? Bunca seyircinin önünde siyaset adamı bir “boksör” ya da bir “gladyatör” gibi kalıyor. O zaman, gerçekten de gladyatör boğuşmasından aşağı kalmayan ve iki dövüşçüden birinin ötekini öldürmesiyle son bulan bir kavgaya giriliyor.
Bu savaşın silâhları artık kılıç ve mızrak değil. Savaşçılar birbirlerini kelimelerle yaralıyor ve öldürüyor. “Vatan haini”nden hafif kelime kullanılmıyor. Onun için, bu yeni silâhlar da o eski kılıçlar, mızraklar kadar etkili olabiliyor. Aratmıyor onları.
“Barış” olacaksa, mümkün olduğu kadar “barışçı” bir atmosfer içinde olur. Yetmiş milyonluk (ve böyle garip koşullanmaları olan) bir toplumda, “barış” gibi olumlu bir durumu bile kendi kavgasına feda etmeye hazır kişiler bulunabilir ve zaten çevrenize baktığınızda bulunduklarını görüyorsunuz. Ama onlar bu yolda bir lakırdı etti diye siz de heyheylenip daha ağırını söylemeye girişirseniz, bu şekilde oluşacak iklimin barışa faydası olmaz; barışın olmamasıysa, zaten davayı barış istemeyenlerin kazanması demektir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025