Murat BELGE
“Bizde sol siyaset var mı” diye soruyordu geçenlerde Erol Katırcıoğlu. Yazısını “var” diyerek de bitiremiyordu.
Ortaya böyle bir soru atılmışken, söylenecek söz çok fazla. Ben bir çizgiyi tutturup birkaç şey üzerine hatırlatmalar yapmak istiyorum.
“Sol siyaset” olması için önce “sol analiz” olmalı. Bu hiç olmadı ki “sol siyaset” olsun.
Şuradan başlayalım: “sol siyaset” dediğimiz şeyin birtakım önemli handikapları vardır, çünkü insanları eyleme çağırır, “düzen değişikliği” gibi, altından kalkması kolay olmayan hedefler koyar; en ikna edici davet olan “çıkar kollamak”tan çok “dayanışma” , “empati” gibi, insanî değerlere gönderme yapar. Muhafazakâr politikacı, “Her şey olduğu gibi kalsın, hepimiz için çok iyi olacak. Yeter ki bana oy verin, ben size istediğiniz hayatı yaşatacağım” der. Bundan âlâsı olur mu? Taş atıp kolun yorulmadan, istediklerine kavuşacağını vaat ediyor adam! Daha ne isteyebilirsin?
Sol siyasetin başarılı olmasının tek bir yolu yok elbette. Toplumdan topluma koşullar değişir, mücadele biçimleri değişir. Ama her yerde, her zaman önemini koruyan bir şey vardır: yukarıda değindiğim, “sol analiz” yeteneği. Sol, topluma toplumun işitmek istediğini söylemekle yükümlü değildir. Çok zaman, istenmeyeni söylemek zorundadır, çünkü “doğrusu” odur. “Sol siyaset” de bunun üstüne oturur. Durum nedir? Şöyle şöyledir. O halde şunlar şunlar yapılmalıdır. Neyin yapılması ve niçin öyle gerektiğini topluma açıklarsınız. Toplum sizi dinleyebilir, ama dinlememesi de güçlü bir ihtimaldir. Dinlemedi, diyelim. Sizin analiziniz doğru idiyse, dediğiniz de çıkmaya başlar. “Şunları şunları” yapmaya razı gelmeyen toplum, yapmamanın ceremesini çeker.
Toplumun belleği bireyin belleğinden beterdir. Gene de, belli başlı olaylar, sözler akıllarda kalır. Toplumun, birileri (şimdi “sol” bağlamında konuşuyoruz) hakkında, “Yahu, bu adamlar doğru söylüyor. Söyledikleri de çıkıyor” demeye başlaması önemlidir.
Sosyalistler, özellikle de Marksist sosyalistler, toplumun işleyişini en iyi açıklayan teoriye sahip olduklarına inanır, buna çok önem verirler. Ne olduğunu, ne olacağını Marksist teoriden daha iyi anlatanı yoktur. Geri kalanı burjuva palavrasıdır.
Şimdi, bu çerçevede, sosyalistlerin bu topluma neler söylemiş, hangi analizlerin sonuçlarını aktarmış olduğunu şöyle bir hatırlamaya çalışalım.
Örneğin, Sovyetler Birliği gibi bir konu. Ne söyledik biz bu topluma, Sovyetler Birliği hakkında?
O günlerin Sovyet-Çin çatışması malûm. Ama Sovyetler’in çok kötü olduğunu kimsenin içinden çıkamayacağı bir dille bağıran Çinciler de anlaşılır bir şey söylemiyorlardı. Bu rejimin çökmek üzere olduğunu onlar da hiçbir şekilde göremiyorlardı. Sovyetçiler ise bizim için “kurtuluş”un Sovyetler gibi olmak olduğu anlamına gelecek bir söylem tutturmuşlardı. Onların gözünde Sovyetler Birliği’nden üstün bir şey yoktu da, çeşitli teorik nedenlerle böyle bir bağlılıktan uzak duran çizgiler ne diyordu? Onlar bekliyor muydu, Berlin Duvarı gibi bir olayı? Onunla birlikte bütün Doğu Avrupa’nın “Yeter” deyip o kalıptan çıkacağını? Son olarak da Sovyetler Birliği’nin göçeceğini?
Bunların olacağını ya da olabileceğini en iyi bilen, muhtemelen, sosyalistlerin bilinçlendirmeye çalıştığı halktı.
Sovyetler Birliği’nde ve çevresindeki ülkelerde neler olup bittiğini görmemek, anlamamak, “böyle böyle oluyor” dendiğinde inanmamak, dinlememek, hattâ diyene “ajan” ya da “hain” muamelesi çekmek, bunlar epey kötü. Dünyanın gidişini görememek anlamına geliyor, en hafifinden. Ama bizim bu ülkede, topluma söylediklerimizin tersinin çıkmasına tek örnek değil bu. Türkiye’nin kendisinde olanları Sosyalistler’in anlama biçimleri ve topluma anlatma biçimleri, bu Sovyet hikâyesine birkaç kere taş çıkartır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025