Taha Akyol
"Fikir hürriyeti konusunda hiçbir sınırlamaya taraftan değilim... Fikir daima serbestlik, esneklik ve açıklık ister! Partizanlığın olduğu yerde fikir olmaz... Düşünce daima gelişmeye açık tutulmalıdır..."
"Aydınlar en cazip ve makul görünen şeyleri bile kolay kabul etmezler… Frenklerin espirit ctirique dedikleri bu ihtiyatlı ve tenkitçi tavrı kaybeden bir aydın artık ruhları karartmaktan başka işe yaramaz."
"İslam aydınlarının kendilerini yıpratan, enerjilerini büyük ölçüde boşa çıkaran siyaset çekişmelerinden mümkün olduğu kadar uzakta kalmaları, günlük hadiselere tepeden bakarak kalıcı çözümler üzerinde kafa yormaları gerekiyor."
Merhum Erol Güngör’ü vefatının 38. Yıldönümündeyiz. 24 Nisan 1983’te, 44 yaşında, en verimli çağında kalpten vefat etmişti. Ziya Gökalp’in vefatında Yahya Kemal’in söylediği, Erol Güngör’ün vefatı için de doğrudur: "Bir radyum olan beyin söndü."
Fikirlerin partizanlık seviyesine düştüğü günümüzde Erol Güngör gibi partiler-üstü bir sosyolog ve düşünürü hatırlamak fevkalade bir ihtiyaçtır.
Güngör daima fikirlerin kalitesine baktı; sloganlardan fanatizmden kaygı duydu. 1974 yılında felsefeci Hilmi Ziya Ülken vefat ettiğinde çok önemli bir makale yazdı. Artık Hilmi Ziya’nın eskisi kadar okunmamasından yakındı. 1960’larda ve 1970’lerde “maalesef, Türkiye’de fikir yerine ideolojiler ve siyasî sloganlar tam hakimiyetini kurmuş” olduğunu belirten Güngör şöyle diyordu:
"Yeni nesiller sadece bedenî çalışmadan değil, zihnî çalışmadan da kaçıyorlar; eğitim yerine diploma, teori yerine reçete, kitap yerine broşür istiyorlar."1
Bugün fikir hayatımız nasıl? Bunu görmek için Erol Güngör’ün fikir kalitesine bakmak gerekir.
Erol Güngör kendi milliyetçiliğini Ziya Gökalp ve Mümtaz Turhan çizgisinde “sosyal bilimlere dayalı milliyetçilik” olarak tarif etmiştir. Hayallere, hamasete değil, “Türkiye’nin kültürü ve sosyal yapısı üzerinde temellenmiş bir milliyetçilik anlayışı"dır bu. 2
Milliyetçiliğe siyaset ve parti gözlüğüyle değil, “sosyal bilimler” gözlüğüyle bakmak…
HÜR DÜŞÜNCE VE SİYASET
Erol Güngör, vefatından bir yıl evvel genç Lütfi Şehsuvaroğlu’na verdiği mülakatta kendi fikir hayatını özetledi, çok önemli uyarılarda da bulundu:
"Fikir hürriyeti konusunda hiçbir sınırlamaya taraftan değilim... Fikir daima serbestlik, esneklik ve açıklık ister! Partizanlığın olduğu yerde fikir olmaz… Düşünce daima gelişmeye açık tutulmalıdır… Bunun için de dürüstlük, esneklik ve müsamaha ile hareket edilmesi şarttır. Gerçekten fikir sahibi olanlar bunun ne demek olduğunu çok iyi bilir; fikir adamı olmayanlara anlatmak ise hemen hemen imkansızdır." 3
Dış baskılara karşı düşünce hürriyeti, ama düşünmenin kendisinin de hür olması! Siyaset ayrı bir sahadır. Fikir sahasında ise düşünen bir beyin kendini parti emrine verebilir mi? Vefatından iki yıl önce Erol Hoca şöyle yazmıştı:
"Aydın olmanın gerektirdiği zihin disiplinini korumak isteyen kimse herkesin koşuşturduğu yere gözü kapalı dalacak yerde, sakin bir köşeye çekilerek bütün bu olup bitenlerin neden ibaret bulunduğunu düşünmeye çalışır. İyice bilir ki kendisi de kalabalığa karışıp kaybolduğu takdirde insanlara iyilik değil kötülük etmiş olur.
Aydınların pek çok şey karşısında menfi ve muhalif görünmelerinin esas sebebi işte budur. En cazip ve makul görünen şeyleri bile kolay kabul etmezler. Her şeyin ilk anda göze görülmeyen mazurlarını araştırırlar. Frenklerin espirit ctirique dedikleri bu ihtiyatlı ve tenkitçi tavrı kaybeden bir aydın artık ruhları karartmaktan başka işe yaramaz."
Hatta merhum Güngör, aynı yazısında, arkadaşlarından politikaya giren, parti disiplinine uyan akademisyenlerle arasının açıldığını bile anlatıyor:
"Aramızdan politika hayatına giren ve bir parti mensubu olan meslektaşlarımızla çok defa aramızın açılmasında bu tavır farkının önemli rolü vardır. Yahya Kemal’in hatıralarını okuyanlar, Ziya Gökalp gibi âlim ve faziletli bir insanın bile İttihat ve Terakki fırkasındaki rolü yüzünden bazen nasıl zihin esnekliğini kaybettiğini, hatalı yolda ısrar ettiğini görürler."4
Erol Güngör doğal olarak MHP camiasında çok okunurdu. MHP’ye fikren yakındı. Fakat “partizanlığın olduğu yerde fikir olmaz” diyen Güngör ‘partili’ olmadı. Onu hiçbir MHP toplantısında, MHP’li akademisyenlerin toplantılarında bile görmedim. Bana da parti faaliyetlerini bırakıp kendimi araştırmalara vermemi tavsiye ederdi.
Siyasal İslamcılığın da İslam düşüncesini kısırlaştırdığını çok erken görmüştür. “Medeniyeti politikacılar yaratmaz, medeniyet âlimlerle ve sanatkarların işidir” diyen Güngör İslam’ı siyasete bağlayanları şöyle uyarmıştır:
"İslam aydınlarının kendilerini yıpratan, enerjilerini büyük ölçüde boşa çıkaran siyaset çekişmelerinden mümkün olduğu kadar uzakta kalmaları, günlük hadiselere tepeden bakarak kalıcı çözümler üzerinde kafa yormaları gerekiyor. Herhalde bu davaya en büyük kötülüğü yapanlar, onu günlük siyaset kavgalarında taraflardan biri haline sokmaya kalkanlardır… İslam’ı kendi fırkalarının (partilerinin), kendi tefrikalarının doktrini halinde göstermek gibi sonu nereye varacağı bilinmeyen bir vebali temsil ediyorlar demektir." 5
Bu noktada üstad Cemil Meriç’in yazdıklarını da hatırlatmak isterim:
"Neden İşçi Partisi’ne girmiyorsun? Girmem, çünkü benim yerim kütüphane. Ben ışık arayan, aydınlanmak ve aydınlatmak isteyen bir insanım. Politikanın kurtarıcılığına inanmıyorum."6
Günümüzde benim de gözlemimdir; "partiler kendi fikirlerini boğuyor." 7
MİLLİYETÇİ EROL GÜNGÖR
Tarihe sosyal bilimler gözüyle bakan Erol Güngör’de milliyetçilik anlayışının ağırlık noktası, Osmanlı tarihidir. Zira "Osmanlı imparatorluğunu iyi anlamadan Türk milletini iyi anlamaya imkan yoktur." 8
Neden?
Zamanın akışında kendimize daha yakın hissettiğimiz, Mehter marşlarını coşkuyla dinlediğimiz için mi? Osmanlı fetihleri hâlâ bize heyecan verdiği için mi? Böyle kültürel sebepler var fakat asıl sebebin ne olduğunu merhum Güngör şöyle anlatıyor:
"Osmanoğullarının siyasi dehası olmasaydı belki Anadolu Türk devleti de tıpkı Cengiz imparatorluğu veya Timur Bey’in imparatorluğu gibi dağılıp gidecekti ve belki biz bugün doğuda kalan amca çocuklarımızın kaderini paylaşacaktık." 9
Cengiz ve Timur’dan, göçebe imparatorluklarından geriye pek bir şey kalmadı. Halbuki Osmanlı bir yerleşik medeniyetti; Türkiye Cumhuriyeti’ne devlet devretti, kurumlar devretti. Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün temel kurumlarının altında bir Osmanlı sultanının tuğrası vardır: Ordu, Meclis, adliye teşkilatı, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Maarif... Tanzimat’ın kurduğu bu müesseselerin de temelinde ferman ve kanunnameler, yani “kurumlaşmış devlet” bulunmaktadır.
Erol Güngör tarihe bakışında "müesseseler"in bu büyük önemini vurgulamış, İngiltere ile mukayese etmiştir.10
Kurumlaşma tarihimizde Tanzimat’ın yeri çok önemlidir. Bizde inkılapçılar, solcular ve muhafazakârlar kendi açılarından Tanzimat’ı yerden yere vururlar. Erol Güngör ise şöyle diyor:
"Bizim Batılılaşma zaruretini (zorunluluğunu) hissedişimiz Tanzimat’tan da önce başlamıştır; Tanzimatçılar bu kaçınılmaz gidişin belli bir halkısını teşkil ederler... Batı’yı anlamakta kusurları olduğu söylenebilir, kendi şahsiyetlerinin birtakım kusurlarla sakat olduğu da söylenebilir. Fakat genel siyaset ve istikametleri hususunda onları ağır bir şekilde suçlamanın hiçbir manası yoktur..."11
Bugün siyasetin dilindeki hamasetten ne kadar farklı bir Osmanlı anlayışı, değil mi?
Düşüncenin evrimini Erol Güngör’ün şu satırlarında görebiliriz:
"Lisedeki milliyetçilik anlayışımla şimdiki arasında büyük bir fark vardır. Bir ilim disiplininden geçmiş olmak, yaş ve tecrübe, bilgi ve özellikle Batı ile temas insanı büyük ölçüde değiştiriyor." 12
Bu gelişimin yönü elbette demokrat, dünyaya açık ve “sosyal bilimlere dayalı” bir milliyetçi muhafazakarlıktır. 21. yüzyıl Türkiye’sinde ise miting meydanları hala “lisedeki milliyetçilik” heyecanlarıyla coşuyor.
Tabii bu meselenin en önemli yönü, tarih yazımıdır. Erol Hoca hamasete değil, soğukkanlı ve objektif bilgilere dayalı bir tarih yazımını savunuyordu:
"Tarih araştırmalarının süratle ilerlediği günümüzde objektif tarihin gerçeklerini bir tarafa bırakarak iyi veya kötü maksatlara hizmet edecek tarih görüşleri hiçbir geçerlik kazanamaz. Bunun yanlışlığı kısa zamanda meydana çıkınca, başlangıçta güdülen gayenin tam aksiyle karşılaşmak pek muhtemeldir...
Sağlam bir tarih şuuru verebilmek objektif tarih olaylarıyla sübjektif tarih anlayışını mümkün olduğu kadar birbirine yaklaştırmakla başarılabilecek bir iştir." 13
Erol Güngör geçmişe hayranlıkla bakma konusunda "müzeler güzeldir ama hayatın dışındadır" diye uyarıda bulunur.
Rahmetli Güngör bu satırları 1930’lardeki resmi tarih tezini eleştirmek için kaleme almıştı. İşte, 1930’ların "tarih tezi", bugünlere hiçbir akademik miras bırakmadan geçti gitti.
MUHAFAZAKÂR EROL GÜNGÖR
İnanmış bir Müslüman olan merhum Güngör’ün son iki eseri, İslami konular açısından fevkalade önemlidir: Biri İslam’ın Bugünkü Meseleleri, öbürü İslam Tasavvufunun Meseleleri. 14
Demek ki, İslam’ın "meseleleri", sorunları vardır, araştırılmalı, tartışılmalıdır. Mümtaz Turhan’nın talebesi olan Erol Güngör, “ilmi düşünce içinde zaman zaman dine aykırı görüşlerin belirtilmesi, hatta doğrudan doğruya din aleyhine teorilerin ortaya atılması Müslümanları rahatsız etmemelidir” diye yazar.14 Bugün din âlimlerinin "dinin ezeli ve ebedi değerlerini modern insana nasıl verebileceğini iyi bilmek zorunda" olduklarını vurgular; Âkif’nin "asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı" mısraındaki gibi…
İslam’ın meseleleri arasında fıkıh ya da İslam hukuku bilhassa önemlidir. İslam hukukuna "sosyal tarih açısından” bakan Güngör’ün belirttiği gibi 16. yüzyıla kadar İslam hukuku “o çağlarda mevcut bütün hukuk sistemlerinden daha üstün" durumdaydı fakat:
"İslam dünyasındaki hukuk hareketleri modern hayata yetişememiştir. İslam cemiyeti elindeki hukuk kaynaklarını kullanacak yetişmiş insan gücüne bile sahip değildi. Bu gerilemenin üzücü neticeleri Mecelle mukaddimesinde de açıkta ifade edilmiştir." 15
Bu gerçeklere dikkat çeken Erol Güngör yaygın popüler muhafazakâr söylemden ayırılarak şu tespitini de belirtir:
"İslam ülkeleri Batı medeniyetine intibak etmek zorunda idiler. Bunun için neyi -doğru veya yanlış- zaruri ve acil gördülerse onu yaptılar..." 16
Fıkıh 19. Yüzyıldaki devletin ihtiyaçların karşılamanın gerisinde kaldığı içindir ki Tanzimatçılar Batı’dan kurumlar ve kanunlar aldılar… Kaldı ki, "İslam hukukunun bir ‘devlet hukuku’ olduğu söylenemez; daha ziyade hukukçular hukukuydu." 17
Muhafazakâr Güngör’ün diğer önemli bir konusu "inkılapçılık" eleştirisidir. Fakat çağdaşlaşmayı savunur.
Güngör “inkılab”ı eleştirirken aslında radikalizmi ve otoritarizmi eleştirir; devlet gücünü kullanarak toplum mühendisliği yapılmasını eleştirir. Bu yönüyle muhafazakâr filozof Edmond Burke ile aynı perspektife sahiptir.
Erol Hoca’nın dil ve tarih inkılaplarını eleştirirken kaleme aldığı şu satırlar yeterince aydınlatıcıdır:
"En kıymetli yıllarımızı Batı medeniyetini ve kültürünü öğrenmek yerine bu medeniyetin uzak geçmişte hep Türkler tarafından yaratıldığını ispat etmekle geçirdik... Matematik kelimesinin Türkçe ‘matlamak’ kelimesinden geldiğini keşfetmek gibi!" 18
Bizde inkılaplara ilerici-gerici gözlüğünden bakılması, hem modernleşme zorunluğunun anlaşılmasını, hem otoriter radikalizmin yarattığı travmaların görülmesini engelleyen bir zihin darlığı oluşturdu.
Bugün neredeyse tamamen siyasallaşmış milliyetçilik ve muhafazakarlık söylemlerinden çok farklı olarak, merhum Erol Güngör’ün sorgulayan, araştıran, sorunları ortaya koyan, çözümler düşünen ve siyasi hiyerarşi kabul etmeyen düşünce mirasına ne kadar muhtaç olduğumuzu söylemeye ihtiyaç var mı?
Yüksel Taşkın’ın Erol Güngör’ün "ilim adamı" vasfını ve "milliyetçi muhafazakâr ortodoksiyi aşma” girişimini vurgulaması gerçekçi bir tespittir.19
Hayatının en verimli çağında, 44 yaşında kaybettiğimiz merhum Erol Güngör ağabeyimi, hocamı rahmetle ve derin bir hürmetle anıyorum.
KAYNAKÇA
1- Doç. Dr. Erol Güngör, “Hilmi Ziya Ülken” için, Ortadoğu, 16 Haziran 1974.
2- Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Ötüken Yayınları 1976, s. 20.
3- Erol Güngör, Töre Haziran 1983’ten Sosyal Meseleler ve Aydınlar, s. 477-478.
4- Erol Güngör, Yeni Sözcü, 5 Nisan 1981’den Sosyal Meseleler ve Aydınlar, Ötüken Yayınları, İstanbul 1993, s. 374.
5- Erol Güngör, İslam’ın Bugünkü Meseleleri, Ötüken Yayınları 2006, s.209-210.
6- Cemil Meriç, Jurnal, 26.1.1963’den Bu ülke, İletişim Yayınları2018, s. 50.
7- Karar, 17 Mayıs 2020.
8- Erol Güngör, Sosyal Meseleler ve Aydınlar, Ötüken Yayınları, İstanbul 1993, s. 421.
9- Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, İstanbul 1975, s. 139.
10- Aynı eser, s. 143.
11- Erol Güngör, Dünden Bugünden, Mayaş Yayınları, Ankara 1982, s. 23, makalenin tümü için bkz. s. 19-25
12- Erol Güngör, Sosyal Meseleler ve Aydınlar, 474
13- Erol Güngör, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, Ankara 1980, s. 67-68.
14- Erol Güngör, İslam’ın Bugünkü Meseleleri, Ötüken Yayınları, İstanbul 2006, s. 208.
15- Erol Güngör, İslam’ın Bugünkü Meseleleri, s. 86-87.
16- A.g.e. s. 89.
17- Erol Güngör, İslam’ın Bugünkü Meseleleri, s. 83.
18- Erol Güngör, Sosyal Meseleler ve Aydınlar, s. 300
19- Yüksel Taşkın, Milliyetçi Muhafazakar Entelijansiya, İletişim Yayınları 2007, s. 179 vd.
Yazarlar
-
Hakan TAHMAZMünih Konferansı’nda ABD-AB gerilimi ve Türkiye’nin Kürt eşiği 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANVietnam Neden Türkiye’den Çok Daha Mutlu? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanErdoğan’ın hepimize maliyet yaratan inatları 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolMÜSİAD’ın cibilliyeti? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANÖcalan Komisyonu havlu attı 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUAKP’nin kutuplaştırıcı politikasının bir sonu var mı? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENPasifik’te savaşın ayak sesleri 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciDüştük bir kuyuya… 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTEski Türkiye 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖcalan’a Özgürlük Komitesi; "Önderliğin Özgürlüğü Olmadan Ortadoğu’da Barış Olmaz"... 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçaySeçimler yaklaşırken AKP’nin üçlü açmazı 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklinin gözü Anayasa Mahkemesi’nde 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞEşit yurttaşlık, hukuk üretememe, Tanzimat ve AB 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞANKARA NE YAPIYOR? 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUSiyasal sorumluluk -1: Kaldırılması 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları









































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
15.02.2026
14.02.2026
11.02.2026
10.02.2026
8.02.2026
6.02.2026
4.02.2026
3.02.2026
1.02.2026
30.01.2026