Taner AKÇAM
Hrant’ın öldürülmesinin üzerinden tam yedi yıl geçti; cinayetin planlayıcıları gerçek suçlular hâlâ dışarıda, dava ise sürüyor. Yargılamalarda birinci raunt bitti; ikinci raunt başladı, tam da Karl Marx’ın meşhur sözlerine uygun bir tarzda, ilki bir trajedi idi, ikincisi ise tam bir komedi...
Çoğumuz mutlaka şaşırıyoruz, niçin gerçek katiller hâlâ saklanıyor; niçin bu dava bu kadar uzun sürdü diye! Aslında cevabı çok basit; Başbakanlık Müşaviri Hamdi Kılıç 2 Ocak 2014’te attığı bir tweetle verdi: “Bu ülkede devlet geleneği diye bir şey hâlâ var. Bunun ne olduğunu anlamak için biraz tarih okumak yeter. Devlet geleneğimizin kendini korumak için tarih boyunca geliştirdiği reflekslerin bir kısmı epeyce ürpertici, benden hatırlatması!”
Müşavir haklı; Hrant Dink cinayeti de, devletin geliştirdiği bu ürkütücü reflekslerden sadece bir tanesi. Eğer biraz tarih okumuş olsaydık Hrant davasında nelerin olup bittiğini anlar ve bu kadar şaşırmazdık.
Bu aslında bize bir özeleştiri vesilesi de olmalıdır. Çünkü Türkiye’de Hrant için sokaklara dökülenlerin birçoğu, uzun zaman 1915 soykırımı ile Hrant’ın öldürülmesi arasında bağ kurmadı. Hatta bağ kuran insanlara kızanlar bile oldu. Oysa Hrant Dink’i öldürenler bu bağı biliyorlardı ve Hrant’ı bu bağ nedeniyle öldürdüler. Bugün gerçek katillerin hâlâ elini kolunu sallayarak dolaşmaları da bu nedenledir.
Hrant, bu devletin kuruluşundan tuğla çekmek istedi ve bu nedenle öldürüldü; gerçek katiller de bu nedenle bulunmuyor. Cinayet ve katillerin ellerini kollarını sallayarak dolaşması, Müşavirin sözünü ettiği, devletin geleneksel ürkütücü refleksidir. Bunu size iki örnekle anlatmak istiyorum.
Birincisi, Hrant’ın öldürülmesinin kendisidir. Geçen yıl Taraf’ta yazmıştım, tekrar etmek isterim: Artık kafamızın içine kazıyalım ve ona göre davranalım: Hrant Dink, Talat Paşa’nın intikamını almak için öldürüldü. Her şey, ama her şey, 1921 yılında işlenmiş suikastın intikamını almaya uygun şekilde örgütlendi.
Size bir sorum var; Hrant Dink niçin evinin önünde öldürülmedi? Ya da niçin diğer faili meçhullerde yaptıkları gibi, kaçırıp öldürüp cesedini bir yere atmadılar? Bunların her birisini isteselerdi yaparlardı. Ama böyle yapmak yerine, Agos’un önünde, cadde ortasında, herkesin gözü önünde, hem de kafasına arkadan sıkarak öldürdüler! Niçin? Çünkü Talat Paşa da böyle öldürülmüştü. Unutmayın! Hrant nezdinde Ermenilerden Talat Paşa’nın intikamını almak istediler.
Talat Paşa, 15 Mart 1921’de, Berlin’de, soykırımdan sağ olarak kurtulan Soghomon Tehliriantarafından, cadde ortasında, herkesin gözü önünde öldürüldü. Tehlirian, Talat Paşa’ya arkadan yaklaştı ve kafasına sıkarak öldürdü. Kaçarken yakalandı. 2-3 Haziran tarihlerinden görülen dava sonucunda da beraat etti. Hrant’ı da aynen böyle öldürdüler.
Cinayetin, bilmediğiniz bir başka benzerliği daha var: Tehlirian olay yerinden kaçmak isterken yakalanmıştı ama aslında suikast planını yapanların aldıkları karara göre kaçmaması, olduğu yerde durması ve teslim olması gerekiyordu. Hrant Dink soruşturmalarında var olan bazı kayıtlardan aslındaOgün Samast’ın da kaçmaması ve olay yerinde yakalanması gerektiğinin planlandığı anlaşılıyor. Her şey, 1921’deki gibi olmalıydı. Amaç hem Talat Paşa’nın intikamını almaktı hem de Ermenilere 1915 soykırımını, onların sesini boğmak için yaptıklarını hatırlatmaktı. “Biz bu Cumhuriyet’i Ermenilerin imhası üzerine kurduk ve bu topraklarda bir Ermeni’ye, 1915’den sonra özgürce konuşma imkânı vermeyiz”, demek istiyorlardı.
1915 soykırımı ile Hrant Dink’in öldürülmesi arasındaki bağı göremeyen, görmek istemeyenlere anlatmak istediğim ikinci tarihî örnek Diyarbakır Valisi Dr. Reşit’in öyküsüdür.
Onbinlerce Ermeni’nin katili Dr. Reşit’i, Hrant’ın cinayetin giden yolun hazırlayıcılarından İstanbul Valisi Muammer Güler ile kıyaslamak istiyorum. Aslında bu biraz da Tayyip Erdoğan ile Talat Paşa’yı kıyaslama olacak.
Biliyorum, çoğunuz, sırf CHP’ye sataşıp prim toplamak amacıyla yarım ağız da olsa Dersim katliamı konusunda özür dilemiş, Kürt sorununu barışçı yollarla çözmek isteyen bir başbakanı Talat Paşa ile kıyaslamamın haksızlık olduğunu düşüneceksinizdir. Karar için ya isterseniz “teşbihte hata olmazmış” deyin ya da hikâyenin sonunu bekleyin.
İKİ VALİ: DR. REŞİT, MUAMMER GÜLER...
1915 Temmuz ayında Musul Alman konsolosu, Mardin ve Diyarbakır’da çoğu Ermeni 2000’nin üzerinde Hıristiyan’ın, geceleri şehir dışına çıkartılıp, “koyun gibi boğazlanmakta olduğunu” bildirir. Bu bilgileri Mardin Mutasarrıfı’ndan aldığını söyleyen konsolos, cinayetlere engel olmak için tedbir alınmasını ister.
Alman elçiliği Talat Paşayı durumdan haberdar eder. Talat bunun üzerine Vali Reşit’e telgraf çeker ve Alman telgrafındaki “koyun gibi boğazlanmak” ifadesi de dâhil oradaki bilgileri aynen tekrar ettikten sonra şu emri yollar; “Ermeniler hakkında gündeme getirilen inzibati tedbirlerin diğer Hıristiyanlara da uygulanması kesinlikle doğru değildir”. Talat “gelişigüzel Hıristiyanların canını tehdit edecek” bu tür uygulamalara derhal son verilmesini ister.
Fakat bu telgrafa rağmen Diyarbakır’da Hıristiyanlara yönelik katliamlar ayrım yapmadan devam eder. Bunun üzerine Talat, 10 gün sonra, 22 Temmuz 1915’te Dr. Reşit’e, “mahremdir bizzat halli” özel notunu düştüğü ikinci bir telgraf daha yollar ve imha politikasının sadece Ermenilere uygulanması, diğer Hıristiyanları kapsamaması gerektiğinin yeniden altını çizer. “Şikâyetler geliyor” diyerek, Valiye emir verir: “Bizi zor durumda bırakacak bu tür uygulamalara son ver.”
Bu ikinci telgrafa rağmen de durumda çok fazla bir değişiklik olmaz. Diyarbakır valisi, Ermenilerle diğer Hıristiyanlar arasında ayrım yapmadan katliamlara devam eder. Bunu üzerine Talat, yine 10 gün sonra, 2 Ağustos 1915 tarihinde üçüncü bir telgraf daha çeker. “Defalarca telgraf çekmemize rağmen vilayet dâhilinde Hıristiyanların katledilmeye devam edilmekte olduğu haberleri gelmeye devam ediyor,” diyerek, bu hâlin tasvip edilmediğini tekrar eder. Talat telgrafında, Reşit’e onun bir devlet memuru olduğunu, ve “bir memur olarak verilecek emirlere koşulsuz uymak zorunda bulunduğunu” hatırlatır. Ve Reşit’i çok açık bir biçimde uyarır; “Eşkıya ve çetelere isnat olunacak her fiil ve vakadan” doğrudan Dr. Reşit mesul tutulacaktır.
Sizlere aktardığım bu telgraflar, gizli ve şifreli telgraflardır. Muhtevasını Talat, Dr. Reşit ve şifreli telgrafları gönderen ve çözen bir kaç görevli dışında kimse bilmemektedir. Peki, aktardığım bu gizli telgraflarda Hükümet emirlerine karşı gelmekle suçlanan, 2000 kişinin üstünde insanı “koyun gibi boğazlatan” Dr. Reşit hakkında herhangi bir soruşturma açılır mı? Hayır! Ama başka şeyler olur; Reşit’in cinayetlerine muhalefet eden ve olayları Alman konsolosuna aktaran Mardin Kaymakamı Hilmi’ye görevden el çektirilir. Bundan daha da önemlisi, Diyarbakır’da Ermenilere yönelik politikaları uygulamadaki başarıları nedeniyle Reşit’in emrinde çalışan güvenlik görevlileri ödüllendirilirler. 28 Temmuz 1915’te çekilen bir telgrafla Diyarbakır vilâyetinde Ermeni komite liderleri ve mensuplarının yakalanmasında faydalı olan polis ve komiserlerden bazıları “terfi” ettirilir, bazıları “nakdi mükâfat” bazıları da “nişanla” ödüllendirilirler.
Hikâyem burada bitmedi. Diyarbakır ve yöresinden Süryani ve Ermenileri süren ve imha eden Dr. Reşit’ten, daha sonra işlediği cinayetlerin değil, bu cinayetler sırasında “merkeze yollayacağım” diyerek el koyduğu Ermenilere ait mücevher ve eşyaların hesabı sorulur. Yollanan resmî bir yazıyla kendisinden bu el koyduğu mücevherler istenir. 6 Ekim 1915’te Vali Reşit’e “bizzat hal edilecektir” özel notu ile yollanan telgrafta “Sevk olunup yolda duçar olunan Ermenilere ait nakit para mücevherat ve eşyalara, merkeze gönderilmek üzere tarafınızdan el konulduğunun haberini aldık” denerek, bu altın ve mücevheratın miktarı ve kaydının nasıl tutulduğu hakkında bilgi istenir. Gördüğünüz gibi, Talat’ı ilgilendiren tek konu vardır ve bu da Hıristiyanların imha edilmiş olması değil, onların el konulan mücevherlerine ne olduğudur.
Daha durun, hikâyenin sonuna gelmedik. Dr. Reşit daha sonra Ankara’ya, bir ödül sayılacak şekilde vali olarak atanır. Ama burada görevinden el çektirilir. Açığa alınır ve hakkında soruşturma açılır. Bilin bakalım, Dr. Reşit hakkında soruşturma açılmasının nedeni nedir? Belki doğru tahmin ettiniz. Soruşturma nedeni, Reşit’in işlediği cinayetler değil, Ermeni mücevher ve mallarını zimmetine geçirmesidir. Yani hırsızlıkla ilgilidir. Reşit, el koyduğu Ermeni mücevherleri ile İstanbul’da bir yalı almak istemiş ve olaydan haberdar olan Talat onu görevden almıştır. Gazeteci Süleyman Nazif bu durumu çok veciz sözlerle dile getirir: “Talat Paşa... katil sıfatıyla takdir ettiği Reşit’i hırsız olduğu için azletmiştir.”
Şimdi anladınız mı Başbakanlık Müşaviri Hamdi Kılıç’ın söylediklerini; ne demişti müşavir, “bu ülkede devlet geleneği diye bir şey vardır; hâlâ [da] var. Bunun ne olduğunu anlamak için biraz tarih okumak yeterli”. Tarih okuduk ve gördük ki, devlet, soykırım sırasında Dr. Reşit ve adamlarını Hıristiyanları öldürdükleri, yani cinayet işledikleri için ödüllendirmiş ama Reşit’i hırsızlık nedeniyle açığa almıştır.
Bugüne gelelim, Hrant Dink cinayetine bulaştığı artık sağır sultan tarafından bile duyulmuş olanİstanbul Valisi Muammer Güler’in başına gelenler ile Dr. Reşit’in başına gelenler arasındaki benzerlik çok çarpıcıdır. Dr. Reşit gibi, Güler’den de cinayetin hesabı sorulmadı. Önce Milletvekili sonra İçişleri Bakanı yapılarak ödüllendirildi. Ama daha sonra rüşvet ve yolsuzluk nedeniyle görevden azledildi. Diğer polis görevlileri için de durum farklı olmadı. Hepsi cinayet sonrasında üst görevlere getirildiler. Mesele bu kadar basit aslında...
Şimdi anladınız mı Hrant Dink’in cinayetinin gerçek katilleri niçin bulunamadı ve dava niçin hâlâ sürüyor. Ha Talat ha Erdoğan çok fark etmiyor! Devlet geleneği bu...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları







































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
30.11.2025
14.07.2025
27.05.2025
24.03.2025
5.06.2023
1.04.2021
15.07.2020
2.05.2020
25.04.2020
22.04.2020