Yıldıray OĞUR
Dün Karar TV’de yayınlanan Bi Karar Ver programında konuğumuz olan Karar yazarı Yusuf Ziya Cömert, 90’lardan bu yana gazete yöneticiliği yapmış mesleğin duayenlerinden bir isim.
Yayın sırasında ilginç bir gözlemini paylaştı.
Geçen hafta doğal gaza ve elektriğe yapılan yüksek zamların ertesi günkü iktidara yakın gazetelerde nasıl verildiğine bakmış.
Gazetelerin birinci sayfalarında zam haberini görememiş.
Herhalde iç sayfalardan bir yerden vermişlerdir diye düşünmüş. Sonra gazetelerin iç sayfalarını taramış.
Küçük bir köşede, bir haberin içinde ya da başka bir adla...
Hayır, bu gazeteler zam haberlerini hiç vermemişler.
Bizzat devlet kurumlarının açıkladığı, herkesin bir yerden mutlaka duyacağı, hiçbir yerden duymasa bile ay sonu faturalarında göreceği zamları görmezden gelmişler.
Böyle bir şey hiç olmamış gibi davranmışlar.
Kötü haberleri bizden duymasınlar mı demişler, iktidara bir zam haberi kadar bile zarar vermekten mi korkmuşlar bilmiyoruz.
Beyhude bir uğraş olduğu açık.
Çünkü ekonominin durumu sadece medyadan takip edilen bir haber değil, bizzat içinde yaşanan kanlı canlı bir gerçek.
Türkiye’de de ilk kez ekonomik kriz yaşanmıyor, ilk kez fahiş zamlar yapılmıyor.
Ama iktidara zarar vermemek için medyanın zam haberini vermemesi daha önce karşılaştığımız bir durum değildi.
Aksine zam haberleri siyasi görüşü, iktidarla ilişkisi ne olursa olsun medyada bir tür vatandaş refleksiyle her zaman eleştirel verilmiştir.
Mesela 2000 yılında iktidarda Ecevit başbakanlığındaki koalisyon hükümeti döneminde, muhalif Yeni Şafak gazetesi art arda gelen zam haberlerini şöyle vermiş:
“1980'lerin karaoğlanı olarak tanınan Başbakan Bülent Ecevit'in 'zamoğlan' olduğunu ortaya koydu. Üç yıllık Anasol hükümetleriyle ekonomideki kötü gidişatın sorumlusu olan DSP lideri Başbakan Bülent Ecevit, cumhuriyet tarihinin en fazla zam yapan başbakanlarından biri oldu.”
Ama aynı Yeni Şafak gazetesi, son elektrik ve doğal gaz zammı haberini sadece vermemekle kalmadı, bir de bu zam haberine karşı vatandaşı şükre çağıran şöyle bir haber yaptı:
“Avrupa ülkeleri ve Türkiye’nin çevresindeki toplam 40 ülkede doğalgaz ve elektrik fiyatları araştırıldı. Elektrik ve doğalgaz fiyatlarının incelendiği araştırmada üst sıralarda yer alan Türkiye meskenlerde tüketilen elektrik fiyatlarında sıralamada en ucuz yedinci, doğalgaz da ise üçüncü ülke konumunda.”
Sadece ülkeler arasındaki gelir tablosunun bile yalanlayacağı kraldan çok kralcı bir propaganda bu.
Bu artık gerçeği saklamanın da ötesinde bir duruma geçildiğini gösteriyor.
Gerçeği inkar aşaması bu.
Ekonomideki kötü rakamlara dış güçler, pandemi gibi bahaneler bile bulmaya bile gerek duyulmadan “aslında ekonomi söylendiği gibi kötü değil” deniyor.
Dün yine Yeni Şafak’ın internet sitesinden verdiği bir sokak röportajı haberi gerçeğin bu şekilde inkarının zannettiğimizden daha kalabalık bir hedef kitlesi olduğunu gösteriyordu.
Gazete, iktidarı destekleyen okurlarından yoğun tezahürat alan röportajı şöyle duyurmuştu:
“İstanbul'da bir YouTube kanalı, vatandaşlara ekonomi hakkındaki görüşlerini sordu. Bir vatandaş, pandemi nedeniyle küresel ölçekte sorunlar yaşandığına dikkat çekti: Görünüşümden dolayı kötüleyeceğimi sandınız bakın bakalım boş dükkan, boş AVM var mı?”
Dış görünüşten seküler bir CHP seçmenine benzeyen orta yaş üstü hanımefendinin “ekonomik kriz yoktur” tezini dayandırdığı argümanları şöyle:
“Kriz yok, boş bir tane dükkan gösterin bana. Müşterisi olmayan, müşteri bekleyen bir tane dükkan gösterin bana o zaman kabul edeceğim. Nankör olmamak lazım. Yurt dışına çıktınız mı bilmiyorum, Türkiye’deki asfalt hiçbir ülkede yok. Avrupa ülkesiyim diyen ülkelerin hiçbirinde yok. Biraz vicdanlı olmak lazım, nankör olmamak lazım. 10 sene 15 sene önceki Türkiye ile şimdiki Türkiye’nin arasında çok fark var.”
Uzun süredir çevremizde, sokak röportajlarında belli bir yaş kuşağından çok sık duyduğumuz argümanlar bunlar:
“İşsizlik yok, iş var da iş beğenmiyor kimse”. “Açız, işsiziz, kriz var diyorsun elindeki telefona bak”, “AVM’ler dolup taşıyor, ne krizi”, “Herkes tatile gidiyor, parası var ki gidiyor.”
Bu standart argümanları Avrupa’yla milliyetçi duyguları okşayan, asfalt örneğindeki gibi test edilmesi zor kıyaslar, geçmişle yapılan kıyaslar izliyor, genelde de sonu şükür nasihati veya nankörlük suçlamasıyla bitiyor.
İzleyince ilk başta insanda öfkeye neden olan konuşmalar bunlar.
Bizzat bu konuşmaları yapanların da içinde yaşadığı ekonomik şartlarla ilgili gerçeği bu kadar eğip büktüren gözü kör bir tarafgirlik insanı çaresiz ve ümitsiz bırakıyor.
Hadi iktidarın çevresindeki çeşitli halkalarda toplanmış bir nomenklatura sınıfı mevcut düzende zenginleşti, elde ettiği zenginlikle iktidarın kaderi eşitlenmiş durumda, ekonomik kriz yüzünden iktidarın gitmesi onların başına gelebilecek en büyük ekonomik kriz demek.
Onların ekonomik kriz yok inkarcılığının anlaşılır sebepleri var.
Ama sokak röportajlarında görünür olan bu 50-50 yaş üstü kuşağın çoğu bu AK Parti nomenklaturası içinde de değil.
Peki bu nesle neden ekonomik kriz yok gibi geliyor?
Ya da iktidara toz kondurmamak için nasıl bu kadar kolay ekonomik kriz inkarcılığı yapabiliyorlar?
Bu sorunun cevabını geçen haftalarda T24’te Barış Soydan, Dünya Bankası’nın son aylık Türkiye İzleme Raporu’ndaki ilginç bir veriyle verdi.
Yazıdan okuyalım:
“Dünya Bankası'na göre 2003 ile 2018 arasında Türkiye'de yoksulluk oranı yüzde 77 gerileyerek yüzde 37.5'ten yüzde 8.5'e düşmüş.
Yoksulluktaki iyileşme 2018'e dek sürmüş. O yıl (Başkanlık seçiminden bir ay sonra) yaşanan kur kriziyle Türkiye yeniden yoksullaşmaya başladı. Yoksullaşma pandemide hızlanarak sürdü. Dünya Bankası'nın simülasyonuna göre yoksulluk oranı 2020'de yüzde 2.1 daha arttı, 1.6 milyon insan daha yoksullara eklendi, yoksul sayısı 10 milyona yükseldi...
Dünya Bankası'nın 2003-2018 arasında yoksullukta büyük düşüş yaşandığı, 2018'den sonra ise önceki 15 yılın kazançlarının erimeye başladığı yönündeki tespiti önemli, bunun üzerinde biraz duralım.
Bazı okurlar Dünya Bankası'nın "2003-2018 arasında yoksullukta yüzde 77 düşüş yaşandı" tezine itiraz edecektir. Dünya Bankası'nın bu görüşü, Türkiye'nin içinde bulunduğu orta-üst gelir grubundaki ülkeler için yoksulluk sınırını satın alma gücü paritesine göre günlük 5.5 dolar olarak hesaplamasından kaynaklanıyor.
Doların düşük olduğu dönemde yoksulluk sınırının TL karşılığı da düşüktü. Unutmayalım ki, bir dönem 1 dolar 1.5 TL'ye, hatta altına inmişti. Bunun etkisiyle sahte bir zenginlik hissi doğmuştu. Orta üst gelir grubundaki beyaz yakalıların tatil yapmaya akın akın Yunanistan'a gittiği günler hâlâ hatırlarda... İşte bu dönemde beyaz yakalılar Yunan adalarına giderken yoksullar arasında çok sayıda insan da bir üst lige terfi etti.
Dünya Bankası'nın raporunda görüyoruz ki, hormonlu zenginleşme 2018'de sona erdi.”
İşte karşımızda ömürlerinin önemli bir kısmı 2002 öncesine denk düşen bir kuşak var.
Onların ömürlerinin önemli bir kısmını geçirdikleri o Türkiye bugünkünden daha köylüydü.
O Türkiye’de daha az insan şehirlerde, kaloriferli evlerde, apartmanlarda yaşıyordu.
Araba sahibi olmanın, tatile gitmenin, AVM’den alışveriş yapmanın, özel hastaneye gitmenin, uçağa binmenin zenginlik nişanesi olduğu bir Türkiye’ydi bu.
İşte bu kuşak o Türkiye’yi hatırlıyor. Bugünü o yaşadıkları Türkiye ile kıyaslıyor. Onların standartları ve hayattan beklentileri o yüzden düşük.
2013’den bu yana milli gelir 12 bin dolardan 8 bin doların altına doğru düşse de hala 2002’deki milli gelirden yüksek. Enflasyon, kur, faiz, işsizlik rakamları çok kötü olsa da bugünkü Türkiye, hala 2002 öncesine göre yoksulların daha az yoksul, orta sınıfın daha fazla orta sınıf olduğu bir Türkiye.
O yüzden bu kuşaklar, elinde akıllı cep telefonu olmasını, AVM’lerden alışveriş yapabilmeyi, tatile gidebilmeyi, ithal kozmetik ürünleri kullanmayı hala zenginlik gibi görüyor.
Ama bugün yoksulluk trendi tersine dönmüş durumda, yapılan araştırmalara göre orta sınıf yüzde 15 düzeylerine geriledi. İnsanlar uzun yıllardır günlük rutinleri olan alışkanlıklarını terk ediyor, ihtiyaçlarını değiştiriyor, eskiden daha rahat yaptıklarını şimdi o kadar rahat yapamıyor ve bundan şikayetçi oluyorlar.
Ama o kuşağa göre, kendilerinden sonra gelen neslin bu asgari hayat standardını kaybetmekten şikayet etmesi şükürsüzlük ve nankörlük.
Siyasi tarafgirlikle, kuşaklar arası kıskançlığın iç içe geçtiği duygular bunlar.
Yoksullaşma trendinin tekrar geriye sardığı 2018 sonrası, özellikle bütün rakamların tepetaklak kötüye yuvarlandığı bugün, ekonomideki sorunların böyle inkar edilmesi artık göze batıyor, insanlarda öfkeye neden oluyor.
Yaşanılan gerçeklikle, ileri sürülen argümanlar arasındaki makas açılıyor, insanlar kendileriyle dalga geçildiğini düşünmeye başlıyor.
Bu yüzden ekonomik krizin inkarı bir siyasi mesele, bir propaganda türü olmaktan çıkıp, ahlaki bir soruna dönüşüyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları












































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026