Ahmet ALTAN
Yüksek Seçim Kurulu’nun vetoları kaldırma kararına sevinecek miyiz?
Evet.
Bir haksızlık önlendi, Güneydoğu’yu bir anda cehenneme çeviren gerginlik yatıştı, siyasetin yolu yeniden açıldı.
Utanacak mıyız?
Evet.
Hukukçulardan oluşan bir hukuk kurulunun kırk sekiz saat içinde birbiriyle tümüyle çelişen iki kararı alabildiğini gördüğümüz bir ülkede yaşamaktan, bu ülkenin vatandaşı olmaktan, bu ülkeyi yıllarca bu durumda bırakmaktan utanacağız.
Bir sevinci bile utanmadan yaşayamayacak bir haldeyiz artık.
Burada devlet yok.
Devlet biçiminde bir dekor var sadece, biraz kuvvetli bir sarsıntıda o dekor da yerlere yıkılıyor.
Alabildiğine saçma ve alabildiğine kanlı bu son rezalet, belki görmek istemeyenlere hep birlikte nasıl bir uçurumun kenarında durduğumuzu göstermiştir.
İnsanların adını bile bilmediği bir kurul, minicik bir ittirmesiyle bizi uçuruma atabiliyor.
Gün boyu Batman’dan telefonlar geldi, “Polis bize saldırıyor, bizi burada kuşattılar”.
Bismil’de genç İbrahim’in tabancayla vurulması, vurulduğu yerde kırık dişinin bulunması, Diyarbakır’da polislerin belediye araçlarını tekmelemesi, güvenlik güçlerinin ne halde olduğunu gösteriyor.
Bu sadece asayişi sağlama endişesi değil, bu “devleti, görevi, üniformayı, vazifeyi” unutmuş katı bir öfke.
Ama bu tek taraflı bir öfke değil.
Bitlis’te, Batman’da, Diyarbakır’da polis göstericilere saldırıyor ama Van’da Kürt göstericiler molotofkokteylleriyle, bir bankayı içindeki insanlarla birlikte yakmaya kalkışıyorlar.
Dumanlar içindeki bankadan çıkarılan genç kadının yüzündeki dehşet aslında bütün toplumun içine işlemiş bir dehşet.
İki yanda da öylesine kör, öylesine vahşi, öylesine hedefine aldırmaz bir şiddet var ki her şeyi yapabilirler.
Polisler İbrahim’in göğsüne iki el ateş edip onu öldürebilirler, göstericiler bir bankayı içindekilerle birlikte yakabilirler.
Biri diğerini haklı göstermeyen, aksine iki tarafı birden kirleten, kör ve kirli bir kinle karşı karşıyayız.
Biz bu öfkeyi, kini, intikam duygusunu, düşmanlığı nasıl halledeceğiz?
Üniforma giymiş Türk polisiyle, poşusunu yüzüne sarmış Kürt göstericisine, insan olmanın Kürt ve Türk olmaktan daha önemli olduğunu nasıl anlatacağız?
Türklerin “İnsanları yakan vahşiler” diye, Kürtlerin “Gençleri vuran katiller” diye bağırması bu meseleyi çözmez, aksine nefreti arttırır sadece.
Bize, Kürtleri yatıştıracak Kürtler, Türkleri yatıştıracak Türkler lazım.
Bankayı yakanları kınayan Kürtlere, İbrahim’i vuran polisi yargılayan Türklere ihtiyacımız var.
Artık iyice anlaşılıyor ki bu toplum Kürt meselesinde son noktaya gelmiş.
Bundan sonrası cehennem.
Bu mesele, bu ülkede yaşayan hiç kimse için artık “kendine uzak siyasi bir sorun” değil, herkes düğüne giderken gaz bombasıyla başından vurulan minicik bir Elif, göğsüne iki kurşun yiyen İbrahim, bankada diri diri yanma tehlikesi geçiren hamile bir kadın olabilir.
Otuz yıllık savaş, şiddet, işkence, cinayet bu toplumu delirmenin eşiğine getirdi, o eşiği henüz geçmediysek tabii, bazen o eşiği geçtiğimizden korkuyorum çünkü.
Artık bu aşamada işi sürüncemeye bırakacak halimiz yok.
Seçeneklerimiz de çok fazla değil zaten.
Ya yeni bir anayasa, yeni bir toplum, yeni bir devlet kurup Kürt’üyle Türk’üyle herkesin eşit olduğu bir hayata geçeceğiz...
Ya da “biz bu işi beceremiyoruz” deyip ayrılacağız.
Eğer Elif’i, İbrahim’i vurulmaktan, hamile kadınları bankada yanarak ölmek tehlikesiyle burun buruna kalmaktan kurtaramayacaksak ayrılmayı tercih ederim.
Türkler Kürtlerin, Kürtler Türklerin insan olduğunu unuttuğu anda kendileri de insanlıktan çıkarlar, ondan sonra vahşi hayvanlar gibi birbirlerini boğazlarlar.
Hâlâ hepimiz için ümit var, hâlâ barışı ve eşitliği sağlayabiliriz.
Hâlâ birlikte insanca yaşayabiliriz.
Ama bu, “lafla” olmaz artık, somut adımlar gerekiyor.
Bir YSK yetiyor ülkeyi cehenneme çevirmeye, kimsenin bozamayacağı bir yapıyı birlikte kurmalıyız.
Tabii bu ümit henüz yaşayanlar için...
Bir hukuksuz seçim kararına kurban giden İbrahim için, o genç çocuğumuz için bir umut kalmadı artık.
Onu kendi akılsız vahşetimize kurban ettik.
Bari kalan çocuklarımızı kurtaralım.
Yazarlar
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları








































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.05.2020
21.01.2020
6.02.2019
28.11.2019
23.11.2019
11.11.2019
21.03.2020
25.09.2018
19.09.2018
26.08.2018