Ali Saydam
İçlerinde insanı en çok çileden çıkartanları Economist ve Der Spiegel… Türkiye'de olup bitenleri iktidara muhalif bir iki kişiden görüş alarak açıklamaya, atıp tutarak değerlendirmelerde bulunmaya bayılıyorlar. Yanı sıra Batı basınının genel tavrı da Erdoğan aleyhtarlığıyla şekilleniyor şekillenmesine de bütün bu kasıtlı, düşman yaklaşıma karşı meselenin bizce düğüm noktasında “Türkiye ne yapmalı?” sorusu yatıyor.
Bu haftanın Economist dergisi, Avrupa Birliği konularının ele alındığıCharlamagne köşesindeki bir yazıya nasıl giriş yapıyor dersiniz? Türkiye'deki iki genç kadın, ülkenin korku dolu bir yer olması nedeniyle çocuk sahibi olmama anlaşması yaptıklarını anlatmışlar. Bu iki hanımın bir arkadaşları da, mezun olduğu üniversitenin FETÖ bağlantısı nedeniyle (Onlar, 'Gülen cemaati bağlantısı nedeniyle' demişler), diplomasını alamamış. Türkiye'de resmi paranoya iyice absürdleşmişmiş. Bir ders kitabındaki geometri sorusundaki F ve G harfleri çıkartılmış. Bir akademisyen herkesin ödünün koptuğunu söylüyormuş. Dedikodu faslından sonra “Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olma girişimi kötü bir şaka, ama bu girişimi öldürmeyin.” başlıklı bu yazıdaki şu derin (!) analizden de bir kuple sunalım:
“Avrupalılar ise, Erdoğan vidaları sıkarken, diplomatik terbiyelerini korumaya uğraşıyor. 'Geçen yıl, mültecileri uzak tutması için Türkiye'ye rüşvet vermek yeterince kötüydü' diyorlar. Daha kötüsü, Türkiye AB'yle katılım müzakereleri yapıyor. Katılım sürecinin, aday ülkeleri Avrupa normlarına yaklaştırması gerekiyor. Ancak sultan olma heveslisi lideriyle Türkiye, diktatörlük bataklığına sürükleniyor. Türkiye hiç üyeliğe yakın olmadı.” (Finalde sadede gelinmiş, hatta Türkiye'nin vizesiz seyahat koşullarının gayet başarılabilir bir şey olduğu, yine sadece bir kişinin, bir bürokratın görüşü olarak aktarılmış.)
Bu türden iki-üç kişiyle konuşulup hazırlanan yazıları ciddiye almamızın nedeni ABD ve Avrupa'daki pek çok ülkenin de Türkiye'ye bakışının bu doğrultuda olmasındandır. Ortadoğu'daki Amerikan senaryosunda kurgulanan dramatik yapıda Türkiye kendisine tayin edilen rollere uygun davranmak yerine öncelikle ve doğal olarak ülke çıkarlarını ön plana alarak net tavır sergiliyor ve bu tutumları da adamların stratejileriyle, hesap kitaplarıyla uyuşmayan sonuçlar ortaya çıkarıyor.
Türklerin Başika'dan çıkmak istemedikleri gibi bir de Musul'a kapağı atarlarsa orada yerleşip kalırlar endişesi içinde olduklarını tahmin etmek zor değil.
Türkiye, Suriye ve Irak'ın topraklarında gözünün olmadığını ifade etse de, öz çıkarlarına gerçek bir devlet kararlılığıyla sahip çıkarken gösterdiği bu ödünsüz tutuma Amerika'nın da Avrupa'nın da pek alışık olduğu söylenemez. Hem FETÖ, hem PKK ve hem de Suriye, Irak sorunlarıyla baş etmeye çalışan Türkiye'yi anlamakta zorlanıyorlar.
Siyasi iletişimde ve diplomasi dilinde red ve kabulün eş zamanlı olarak ele alınması esastır. Hayatın kendisinde de böyle değil midir? Trafikte gecikmeyi reddedersin ve yine trafiğe çıkarsın elbette. İş hayatlarımızda sevmediğimiz ve hatta istemediğimiz pek çok görevi kabullenerek çalışırız.
Gençlik yıllarımızda Macar asıllı Fransız Marksist yazar Georges Politzer'in “Felsefenin Temel İlkeleri” adlı kitabından çevremizde etkilenmeyen arkadaşımız yok gibiydi. (Bu Politzer'in, her yıl adına ödül verilen ABD'li gazeteci Joseph Pulitzer ile alâkası yoktur. İkisinin tek ortak noktası Macar asıllı olmalarıdır.) Georges Politzer'in Diyalektiği anlattığı bölümde ölüm ve yaşamın bir arada, aynı anda beraberliğinden söz eden satırlar ve kendi aramızdaki tartışmalarımız dün gibi aklımda. Deride keselenen ölü hücreler ve altındaki canlı hücreler de kanıt olarak gösterilirdi. Diyalektiğin 'Reddiyenin Reddiyesi' bahsine, benzer örneklerle katma değer getirmeye çalışırdık. Kalem yazarken aynı anda kendini tüketirdi meselâ. Hayatta her şey zıddıyla birlikte var olmaz mıydı?
Siyasi iletişimde de, diplomaside de 'Red ve Kabul'un içiçeliği baştan kabul edilmiş temel bir gerçekliktir. Türkiye'nin FETÖ'cü darbe girişimiyle hasar gören uluslar arası algısı, halkın, iktidarın ve muhalefetin bütünleşmesiyle hızla toparlanılarak ve ardından da Fırat Kalkanı harekatıyla milli çıkarlardan taviz verilmeyeceğinin dosta düşmana gösterilmesiyle şimdi daha farklı bir boyuta taşınmıştır. Milli çıkarlar temelinde ve pek çok karmaşık red/kabuller arenasında sergilenen mevcut diplomaside Türkiye, diğer oyuncu ülkelerden farklı olarak güvenlik temelinde çok özgün bir konuma sahip olduğunu dili döndüğünce anlatmaya çalışıyor. FETÖ, PKK ve Suriye, Irak cephesindeki PKK işbirliklerinden, DEAŞ'tan, özetle bize yönelik olası ve büyük tehlikelerden, terörden ülkesini korumak durumunda olduğu için gerektiğinde sınır dışına taşacağının bilgisini de açık açık dünyayla paylaşıyor ve dediğini de yapıyor.
17. Yüzyılda La Rochefoucauld, red ve kabuller dünyasında başka türden diplomatik türlerin geçerli olduğu ilişkilerde amaca ulaşma konusunda müthiş bir tespit yapmış. Demiş ki:
“Gerçek hitabet, gereken her şeyi ve sadece gerekli olanı söylemektir”
Türkiye, mevcut dış politikasında çok değerli hamleler yapıyor ve Suriye, Irak hattında da kendi halkının güvenliğini sağlayabilmek, bugün ayağını sağlam basmak için aşağıdan gelen tehlikelere seyirci kalmayacağını, bizzat oralara giderek duruma müdahale ettiğini ve edeceğini çok açık olarak ifade ediyor. Toprak meselesi olmadığını netlikle vurguluyor.
Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan Konya'daki konuşmasında koalisyon güçlerinin niçin YPG ve PYD ile hareket ettiklerini anlamanın mümkün olmadığını söylüyordu. Her terör örgütünden her türlü alçaklığı, kahpeliği beklediğimizi ifade ediyordu. “Oyun bizim üzerimize oynanıyor. Biz bu oyuna ne Suriye'de ne de Irak'ta prim vermeyeceğiz.” diyordu. “Eğer koalisyon güçleri bizi bölgede istemiyorsa B planımız devreye girer, o da olmazsa C planı devreye girer” diyordu.
Gereken her şeyi söylüyoruz. Sadece gerekli olanı söylemeye devam edelim. ABD ve Batı bizi anlamasa da… Anlamak işlerine gelmese de, söylenmesi gerekeni, özetle 'gerçeğimizi' olanca açıklığıyla vurgulamaya devam edelim.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları





































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.09.2020
15.10.2019
24.09.2019
12.09.2019
10.09.2019
25.06.2019
7.05.2019
11.04.2019
4.02.2019