Alper GÖRMÜŞ
2015’in ocak ayında Halkların Demokrasi Partisi’nin (HDP), o tarihe kadar bağımsız adaylarla girdiği seçimlere bundan böyle parti olarak katılacağını açıklaması herkes için çok şaşırtıcı olmuştu. Çünkü partinin yüzde 10 barajını aşabilmesi ilk anda neredeyse imkânsız görünüyordu, zaten HDP de o tarihe kadar seçimlere bu endişeyle bağımsız adaylarla girmişti.
İşte bu nedenle bazı çevreler o günlerde hayli gözde olan bir komplo teorisini dolaşıma soktular. Buna göre, HDP seçimlere girecek, barajı aşamayıp hiç milletvekili çıkaramayacak ve böylece o milletvekillerinin tamamı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) hanesine yazılacaktı.
Komplo teorisini inandırıcı kılmak için de devamı mealen şöyle getiriliyordu: İki partinin anlaşması sonucu AK Parti tek başına Anayasa’yı değiştirecek bir çoğunluğa ulaşacak, o da seçimlerden sonra Kürt sorununu HDP’yi tatmin edecek şekilde çözmek için radikal adımlar atacaktı.
Bir yandan HDP’nin AK Parti ile böyle bir anlaşma yapmış olmasını inandırıcı bulmayan, öte yandan da HDP’nin seçimlere parti olarak girmesini akıl dışı bulup ‘delirdi mi bu HDP yönetimi’ diyenler ise tam anlamıyla paralize olmuştu; partinin böyle bir kararı neye güvenerek aldığını bir türlü anlayamıyorlardı..
İşte ben o şaşkınlık günlerinde, Şubat 2015’te Al Jazeera Turk’te kaleme aldığım bir makalede şaşıracak bir şey olmadığını, HDP yönetiminin siyasi atmosferi ve duyguları çok iyi tahlil edip böyle bir karara vardığını, kararın doğru olduğunu ve HDP’nin bırakın barajı aşmasını, alacağı oylarla herkesi şaşırtacağını savundum. (“HDP’nin oyları şaşırtıcı yükseklikte olabilir”, Al Jazeera Turk, 10 Şubat 2015).
O gün bu iddiama gerekçe teşkil eden koşullar bugün fazlasıyla geçerli. O nedenle o yazının başlığındaki, yine de bir temkinliliği ifade eden ‘olabilir’ fiilini bu defa ‘olacak’ biçiminde değiştiriyorum.
Bugünkü ‘fazla’lara geçmeden önce, bakalım o günlerde hangi gerekçelerle HDP’nin oylarının şaşırtıcı yükseklikte ‘olabileceğini’ savunmuşum...
Haziran 2015 seçimleri: ‘Oyları bölmeyelim’in önemsizleştiği ilk seçim
İddiamı dayandırdığım temel argüman, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) seçmeninin bir bölümünün kendi partilerinin yerine HDP’ye oy verme eğiliminin düşünülenden çok daha yaygın olduğuna dair gözlemlerimdi. Bunun böyle olmasının mantıklı nedenleri vardı ve yazıda bunları şöyle ifade etmiştim:
“CHP seçmenleri partilerinden, onları AK Parti’den kurtaracak bir performans (esas beklenti), bunun gerçekleşmediği durumlarda da ona dünyayı dar edecek etkili bir muhalefet (tâli beklenti) umageldi.
“CHP’nin, kendisine oy veren seçmenlerin her iki beklentisini de hakkıyla karşılayamadığı apaçık bir gerçek.
“Bu seçimleri farklı ve ilginç kılan en önemli olgulardan biri, partisinden ne kadar memnuniyetsiz olsa da her yeni seçimde umut tazeleyip ‘bu defa tamam’ beklentisine giren CHP seçmenlerinin ilk kez bu seçimde böyle bir beklenti içinde olmamaları... Bu ‘öğrenilmiş çaresizlik’ son birkaç seçim öncesinde de ortaya çıkabilirdi, fakat her şeyin bir zamanı var; demek ki üst üste alınan seçim yenilgilerinin CHP seçmeninde böyle bir kırılmaya yol açabilmesi için işte bu kadar yenilgi gerekiyormuş.
“Denkleme, seküler-sol seçmenlerin CHP’den ‘tâli’ beklentileri olan ‘etkili muhalefet’ bahsinde de hayal kırıklığı içinde olduklarını ilave ettiğimizde, HDP’nin nasıl bir politik fırsatla karşı karşıya olduğu daha da netleşiyor.”
CHP seçmeni ve AKP nefreti
HDP’nin Haziran 2015 seçimlerinde alacağı oyların şaşırtıcı yükseklikte olacağına dair iddiamı dayandırdığım ikinci argüman, CHP seçmeninin Erdoğan ve AK Parti nefretiydi.
Bu seçmen, nefret ettiği parti tarafından sürekli olarak yenilgiye uğratılmaktan bıkmıştı. Bu defa da bir umudu yoktu, fakat hiç değilse partisi güçlü bir muhalefet performansı sergileyebilseydi... Ne var ki ‘öğrenilmiş çaresizlik’in bir boyutu da buydu işte; partilerinin bunu dahi başaramayacağını biliyorlardı.
Şimdi bu seçmen, AK Parti’nin canını acıtmanın (ya da kendi yüreğini soğutmanın) en doğru yolunun HDP’nin barajı aşıp Meclis’e girmesi olduğunu düşünmeye başlarsa, bunda şaşıracak bir şey olabilir miydi? Aynı şekilde: Bu seçmen, partisinin 140 kişiyle değil de 120 kişiyle Meclis’e girmesi arasında bir fark görmemeye başlarsa, bunda şaşıracak bir şey olabilir miydi?
Bunları anlattıktan sonra şöyle bir soru sormuştum:
“HDP’nin, CHP seçmeninin aklına bu soruları getirmek için bir kampanya yürüttüğünü ve onları şu soruyla yüz yüze bıraktığını düşünün: Şu iki bileşimden hangisi AKP için hayatı daha çekilmez kılar? Birinci bileşim: CHP 140, HDP 0, ikinci bileşim: CHP 120, HDP 60... Sizce bu soru karşısında, psikolojisini yukarıda izah etmeye çalıştığım CHP seçmenleri ne yapar?”
Sorunun cevabı belliydi: Tabii ki oylarının bir bölümünü HDP’ye aktarırdı ve onun barajı rahatça geçmesini sağlardı.
Nitekim aynen öyle oldu. HDP, tahmin edilenden (60) çok fazla sayıda (80) milletvekilliği kazandı ve bütün kötümser tahminleri boşa çıkardı.
Gelelim bugüne...
Bugüne gelirsek... Yukarıda da dediğim gibi, CHP oylarının bir bölümünün HDP’ye gitmesini mantıklı kılan nedenler bugün 2015’e nazaran ‘fazlasıyla’ geçerli.
Önce tablonun rakamsal yanına bakalım...
HDP’nin barajı aşamaması durumunda, onun kazanacağı milletvekillerinin tamamına yakını AK Parti’ye gidecek. Yani tablonun rakamsal yanında hiçbir değişiklik yok.
Öte yandan, 60-70 milletvekilinin fazladan AK Parti’ye gitmesi, 2015’te ifade ettiğinden çok daha fazlasını ifade edecek. Nedenine gelince...
2015’te, HDP barajı aşıp Meclis’e girse de AK Parti Meclis’te çoğunluğu yine elde edecekti (nitekim öyle oldu). Yani HDP’nin barajı aşması sadece muhalefetin gücünü artıracaktı, AK Parti’nin Meclis’i ‘yönetme’ ehliyetine halel getirmeyecekti. Oysa bugün HDP’nin barajı aşıp Meclis’e girmesi durumunda AK Parti ve müttefiklerinin oluşturduğu Cumhur İttifakı parlamentoda çoğunluğu elde edemeyecek. Yani CHP seçmeninin HDP’ye oy vermesi bugün 2015’ten çok daha ‘stratejik...’
HDP’ye oy veren CHP’li kendini daha az ‘kötü’ hissedecek
CHP’li olup da HDP’ye oy vermek, ne olursa olsun sıkıntılı bir psikolojiyi imâ eder; ‘stratejik oy veriyorum’un rahatlatıcı etkisi bir yere kadar; neticede kendi partine oy vermiyorsun. (Anketlerin CHP’den HDP’ye oy kaymasını neden saptayamayıp HDP’nin oylarını baraj sınırında gösterdiğinin sırrı burada... Sandıkta HDP’ye oy vermeye karar vermiş CHP’lilerin anketçilerle yüzyüze kaldıklarında niyetlerini o açıklıkla ifade etmeleri beklenmemeli. Elbette çoğu tercihini çarpıtacak ve yine CHP’ye o vereceklerini söyleyeceklerdir.)
Fakat bu seçimde tercihini HDP yönünde kullanacak CHP’liler 2015 seçimlerine kıyasla daha rahat bir psikoloji içinde verecekler oylarını. Bunun nedeni, ‘bir oyun İnce’ye, bir oyun HDP’ye’ gidecek olması... 2015’te ‘stratejik’ davranıp HDP’ye oy veren CHP’liler, böylece partilerinin oy oranında belirgin bir düşüşe razı gelmek zorundaydılar. Oysa şimdi, kendi partilerinin gerçek oyunun Muharrem İnce’nin aldığı oy olduğunu savunup yüreklerini soğutma imkânına sahipler. Bu nedenle, eller şimdi HDP’ye oy vermeye daha rahat gidecek.
Vahap Coşkun’la gıyabında bahis
Vahap Coşkun, “HDP ve seçim barajı meselesi” başlıklı yazısında (Kürdistan 24, 6 Haziran ve Serbestiyet, 9 Haziran) HDP’nin barajı aşma şansını kritik görüyor ve bunun sakıncalarına dikkat çekiyordu.
Coşkun, HDP’nin barajı aşmasına yardımcı olabilecek koşullar arasında CHP’lilerin ‘stratejik oy’ eğilimine de yer vermiş, şöyle demişti:
“HDP’nin Meclis’te olup olmaması sadece kendisini ilgilendirmiyor. Biraz önce değinildiği gibi bu, Türkiye’de siyasetin alacağı hale de doğrudan tesir ediyor. 24 Haziran’da HDP barajı aştığında mevcut muhalefet Meclis’te daha da kuvvetlenir ve belki de Meclis’te çoğunluğu elde edebilir. Aksi bir vaziyet ise iktidar blokunun lehine işler.
Bundan ötürü CHP seçmeninin -son derece sınırlı da olsa- bir bölümü, sırf HDP Meclis’e girsin ve AK Parti’nin gücünü kırsın diye HDP’ye stratejik oy verebilir. Çünkü CHP’nin +1 puan alması genel manzara içinde anlamlı bir değişikliğe neden olmaz. Ama HDP’nin +1 puan alması siyasi haritanın rengini büyük ölçüde değiştirir.”
Ben, Vahap Coşkun’un, bu seçimde CHP’den HDP’ye kayacak oyların miktarı hususunda yanıldığı kanaatindeyim. Hayır, “son derece sınırlı” olmayacak, en azından 7 Haziran 2015’teki kadar olacak ve HDP’nin oyları yüzde 13’ü aşacak.
Ben burada Vahap Coşkun’la gıyabında iddiaya giriyorum.
Seçimlerden sonra bu yazımı -sonuç ne olursa olsun- hatırlayacağım ve hatırlatacağım.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları


































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025