Ayşe HÜR
Bu konudaki kafa karışıklığının Batılı tarihçiler, gazeteciler, uzmanlar, siyaset adamlarında da olduğunu biliyoruz. Örneğin 24 Mayıs 1915'te Osmanlı Devleti'ne bir nota veren Fransa, Rusya ve Britanya hükümetleri "insanlık ve medeniyet aleyhine işlenen suçlar" terimini kullanmışlardı.
Ermeniler 1894-1896’da başta Doğu Vilayetleri olmak üzere pek çok yerde ya da 1909’da Adana’da başlarına gelenleri tanımlamak için ‘chart’ (katliam), ‘vojir’ (suç), ‘aksor’ (mülksüzleştirme), ‘voghperkutiun’ (trajedi),‘nakhjir’, ‘potorig’ (fırtına) gibi terimler kullanmışlardı. ‘1915’ için ise daha çok ‘yeghern’ ve ‘aghed’ terimlerini kullanmışlardı. Bu iki terimin izini Ermeni sözlüklerinde sürersek: 1769 tarihli Haygazyan Sözlüğü’nde ‘yeghern’in Türkçesi olarak “fesad, bela” deniyor, aghed ise yine bela ve fesad olarak tanımlanıyordu. Konunun uzmanları birincisinin daha çok insanlar eliyle gelen belalar için, diğerinin ise doğadan gelen belalar için kullanıldığını belirtiyor. İz sürmeye devam edersek, benzer tanımlamalar, 1836 tarihli Yeni Haygazyan Sözlüğü’nde, 1843 tarihli Somalyan Sözlüğü’nde, 1844 tarihli Peştamalciyan Sözlüğü’nde, 1846 tarihli Camcıyan Sözlüğü’nde de yapılıyor. Ancak, 1908 tarihli Minasyan Sözlüğü’nde ‘aghed’de bir yenilik yok ama ‘yeghern’ kelimesinin karşısında eskiden olmayan bir açıklama okuyoruz: “Kabahat, cinayet, cürüm”… 1974 tarihli Bohçalyan Sözlüğü’nde ise ‘yeghern’in artık tek anlamı var: ‘Cinayet’
Bu terimlerden ‘aghed’ yukarıda da söylediğim gibi esas olarak doğal afetleri, felaketleri anlatan bir terim olduğu halde, Setrag Shahen’in 1917 tarihli The Suffering Ones adlı kitabı ile Teotig’in Hushartzan Abril Dasnemegui (11 Nisan Anıtı) adlı kitaplarında 1915’te yaşananları tanımlamak için kullanılmış. Aghed, başına Medz (Büyük) sıfatını alarak daha sonra da defalarca kullanılmış. (Bazen Metz, bazen Meds olarak da yazılıyor.)
İlk kez 5. Yüzyılda kaleme alınmış Ermeni İncilinde geçen ‘Medz Yeghern’i 1915 için ilk kullanan muhtemelen Avetis Aharonian. Kısa ömürlü Ermenistan Cumhuriyeti’nin temsilcisi olarak 15 Haziran 1918’de İstanbul’a gitmek üzere Batum’dan yola çıktığında Ahoronian: “Konstantinopolis’e gidiyorum. Bu bir mucize. Dünyanın ve Ermenilerin unuttuğu, Medz Yeghern’in anavatanına gidiyorum” diye yazmıştı günlüğüne.
9 Aralık 1945’te (ki Nuremberg yargılamalarından önceki bir tarih) Ermenice Haratch gazetesi Yahudi Soykırımı (Holacaust) ile 1915’i ilintilendirerek, “jüri ve yargıçlar ne zaman geriye bakacaklar? Henüz Tseghasbanutiun (‘ırk cinayeti’) terimini keşfedemediler mi yoksa kana susamış canavar, cezalandırılamayacak kadar güçlü ve ulaşılamaz mı?” diye soruyordu. Dolayısıyla, 1915 için yeni bir terim icat etmiş oluyordu. Bundan iki yıl sonra, 30 Ocak 1947 tarihli Hairenik Weekly’de “Ermenilerin tarihi geçmişleri çalındı, 1,5 milyon insan kurban edildi, bir milyon yurtsuz bırakıldı. Bu devasa yanlışı düzeltmek için Birleşmiş Milletler ‘Soykırım’ (Genocide, Jenosit) terimini önerdi. Bu terimin Ermeni yaralarına derman olması çok zor” diye yazacaktı. Yazarın kastettiği, hikayesini yanda anlattığım Raphael Lemkin’in icadı olan terimdi.
Nitekim 1915’te yaşananları adlandırmak için doğru terimi bulmanın Ermeniler için kolay olmadığını Kersam Aharonian’ın 1915’in 50. Yıldönümünde (1965) Beyrut’ta yayımlanan Zartonk’taki makalesinde görülüyordu. Aharonian yazısında sekiz ayrı terim kullanmıştı: Yeghern, Medz Yeghern, Abrillian Yeghern (Nisan Yeghern’i), Kemalist Yeghern, Aghed, Medz Aghed, Tseghasbanutiun, Hayasbanutiun (Ermeni kırımı)…
Ermeni cephesindeki son (?) durum şöyle: 2011 Aralığında Ermenistan Devlet Başkanı Serge Sarkisian Marsilya’da “Medz Yeghern’den sonra hayatta kalacak kadar güçlüydük, şimdi de adalet isteyecek kadar güçlüyüz” dedi ve bu konuşma ABD’de yaşayan radikal kanattan Harut Sassounian tarafından Amerikalı okuyuculara, kullanılan Ermenice terime atıfta bulunulmadan “Sarkisian konuşmasında altı kez ‘Soykırım’ (Genocide) dedi” şeklinde aktarıldı.
BATILILARIN MANEVRALARI
Aynı kafa karışıklığının Batılı tarihçiler, gazeteciler, uzmanlar, siyaset adamlarında da olduğunu biliyoruz. Örneğin 24 Nisan 1915 gününden itibaren, İstanbul’da yaşayan Ermeni aydınlarının, siyaset adamlarının, kanaat önderlerinin kafileler halinde Çankırı ve Ayaş’a doğru ölüm yolculuğuna çıkarılması üzerine, 24 Mayıs 1915’te Osmanlı Devleti’ne bir nota veren Fransa, Rusya ve Britanya hükümetleri “insanlık ve medeniyet aleyhine işlenen suçlar” terimini kullanmışlardı. 1918’de ABD Başkanı Theodore Roosevelt, “Ermeni katliamı savaş yıllarında işlenmiş en büyük suçtur” dedi. Britanya’nın ünlü siyaset adamı Winston Churchill 1929 yılında 1915’i “Administrative holocaust” (idari holocaust) olarak tanımladı. Yer sorunu yüzünden son yıllara hızlıca gelirsek, ABD Başkanı Ronald Reagan, 22 Nisan 1981’de yayımladığı bildirgede ‘Armenian Genocide’ (Ermeni Soykırımı) terimini kullandı. Temsilciler Meclisi, 1975 ve 1984’te ‘Genocide’ dediler. 2000 yılında Papa John Paul II, Bütün Ermenilerin Katolikos’u unvanlı II. Karekin’in kendisini ziyareti sırasında ‘Ermeni Soykırımı’ terimini kullandığında Türkiye’deki gazeteler haberi “Papa’nın bunamaya başladığını” vurgulayarak vermişlerdi. Belki de Türkiye’nin tepkisi üzerine 26 Eylül 2001’de Papa, Erivan’ı ziyaretinde yaptğı kısa konuşmada ‘Metz Yeghern’ dedi. Böylece epeydir gözden düşmün olan bu terimi yeniden meşhur etti.
Başkan George W. Bush, 24 Nisan 2003 konuşmasında Medz Yeghern’i değil ‘Great Calamity’ (Büyük Bela/Afet) terimini kullanarak Ermenileri bir kez daha hayal kırıklığına uğratırken, Türkleri ise sevindirdi. Aslında Harout Sassounian’ın tespit ettiği gibi ‘Baba’ Bush o yıl boyunca, ‘horrible tragedy,’ (korkunç trajedi) ‘mass killings,’ (kitlesel öldürmeler) ‘forced exile,’ (zorunlu göç, tehcir) ‘appalling events,’ (dehşete düşürücü olaylar) ‘the suffering that befell Armenians in 1915,’ (Ermenilerin 1915’te yaşadıkları büyük ızdırap) ‘a tragedy for all humanity,’ (tüm insanlık için büyük trajedi) ve ‘horrendous loss of life’ (korkunç can kayıpları) arasında denemeler yapmış, sonunda 24 Nisan konuşması için ‘Great Calamity’de karar kılmıştı. Bunlar olurken Ermenilerin ve Türkiye Dışişleri’nin ne heyecanlar yaşadığını tahmin edebilirsiniz.
Barack Obama, 2008’de Başkanlık kampanyası sırasında “Başkan olduğumda Ermeni Soykırımı’nı tanıyacağım” demişti, ama iktidara geldikten sonra “reel politik’le tanıştı ve terimler arasında jonglörlüğe başladı ve 24 Nisan 2009 konuşmasında ‘Metz Yeghern’ dedi. Bu çarkedişin Ermeni toplumunun sinirlerini nasıl gerdiğini tahmin edebilirsiniz. Bu yıl ne diyeceğini hep birlikte göreceğiz.
TEHCİR, SÖZDE SOYKIRIM, SOYKIRIM
Türk tarafına gelince; Cumhuriyet tarihi boyunca 1915’i önce hiç anmayan, dış ve iç zorlamalarla görmezden gelemeyince ‘tehcir’ (zorunlu göç), ‘fazahat’ (kötülük), ‘kıt’al’ (katliam), ‘mukatele’ (karşılıklı katliam) gibi terimlerle işi geçiştirmeye çalışan; biraz daha zorlanınca ‘sözde soykırım’ terimini uyduran resmi, yarı-resmi çevrelerin ve buna karşılık 1915’i, ‘trajedi’, ‘kırım’, ‘katliam’, ‘insanlık suçu’ veya ‘soykırım’ diye niteleyen dürüst insanların hikayesini Taraf’ta ve Radikal’de pek çok kez anlattım, onları okumayanlar için ilerde tekrar anlatırım. Türkiyeli aktörlerin ‘Medz Yegern’ terimini dolaşıma sokmalarının tarihi ise oldukça yeni. İlk kez 2005’te İstanbul’daki Ermeni Patriği Mesrob Mutafian sırasıyla Ermenice, İngilizce ve Türkçe olarak ‘Medz Yeghern’ ‘The Great Disaster’ ve ‘Büyük Felaket’ demişti. Onu 2008’de 30 bin kişinin imzaladığı “Ermenilerden Özür Diliyorum” bildirisinin mimarları izledi. O günden bu yana da kabul görmüş görünüyor.
Aslında durum göründüğün de karışık. ‘Medz Yeghern’ denilince artık Ermeniler eski sözlüklerdeki karşılıklarını anlamıyor. Nasıl ki soykırımın Yahudilere yönelik olanını tanımlamak için ‘Holocaust’, Çingenelere yönelik olanını tanımlamak için ‘Porrajmos’, Ukraynalı kulaklara yönelik olanını tanımlamak için ‘Holodomor’, Süryanilere yönelik olanını tanımlamak için ‘Seyfo’ terimi kullanılıyorsa, Ermenilere yönelik olan soykırımı tanımlamak için de ‘Medz Yeghern’ deniliyor. Ancak, Medz Yeghern’in, Ermeni olmayan toplumlar için anlaşılmaz bir kelime olmasının veya telaffuzunun zor olmasının yanısıra, aynen diğer özel terimler gibi, hukuki alanda bir karşılığı, bir yaptırımı yok. Halbuki, 1915’te Ermenilere karşı işlenen korkunç, şeytani suçun hesabının sorulabilmesi için hukuki bir terimle nitelenmesi gerekiyor. Bu yüzden bazı Ermeniler ‘Genocide’ terimi yerine ‘Medz Yeghern’in geçmesini (ya da geçirilmesini) Türkiye’nin resmi politikalarına verilen gizli destek olarak görüyorlarlar. Ben, konuyla ilk ilgilenmeye başladığımda ‘1915 Tehciri’ demiştim. Konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğumda ‘1915 Ermeni Kırımı’ dedim, şimdi ‘1915-1916 Ermeni Soykırımı’ diyorum. Medz Yeghern terimini ise hiç kullanmadım, muhtemelen kullanmayacağım da…
Zaten, bu tarihçeden de görüleceği gibi, 1915’te Ermenilerin başına gelenin adının konması sadece bizim için değil Ermeniler ve Batılılar için de kolay olmamış. İsim koymak kolay değil belki ama, Ermenilerin yaşadığı acıları hissetmek; bu acıları Ermenilere yaşatanlarla aramıza duygusal ve ideolojik mesafe koymak ve nihayet bu acılara doğrudan ya da dolaylı olarak maruz kalanlara ‘onarıcı adalet’ kavramı çerçevesinde elimizi uzatmak pek ala mümkün…

Lemkin ve Genocide teriminin icadı
Yunanca ‘genos=soy’ ile Latince ‘caedere’ kökünden gelen ‘cide=öldürme’ sözcüklerinden oluşan ‘genocide=soykırım’ terimini ve onun uluslararası hukukun parçası olmasını Yahudi asıllı Polonyalı hukukçu Raphael Lemkin’in (1900- 1959) ısrarlı çabalarına borçluyuz.
Almanların 1939’da Polonya’yı işgal etmesi üzerine Lemkin orduya yazılmış, ancak Polonya’nın Nazilere teslim olması üzerine önce İsveç’e oradan da ABD’ye göçmüştü. ABD’de önce Duke Üniversite’sinde hocalık yapan Lemkin, Başkan Roosevelt döneminde Savaş Bakanlığı’nda görev aldı. Kafasındaki suçu tanımlamak için pek çok kelime üreten Lemkin ‘genocide’ terimini ilk kez, 1943’te, “Axis Rule in Occupied Europe: Laws of Occupation - Analysis of Government-Proposals for Redress” adlı ünlü makalesinde kullandı. (Makale 1944’te kitap olarak basıldı.) Terim, Lemkin’in yılmaz çabaları sonucu 9 Aralık 1948’de Soykırımı Önleme ve Ceza Sözleşmesi (kısaca 1948 Soykırım Sözleşmesi) ile uluslararası hukukun parçası oldu.
Bugün pek çok kişi, terimin Ermeni Tehciri’ne uygulanmasının saçma olduğunu, çünkü Ermeni Tehciri sırasında soykırım diye bir kavram olmadığını, Lemkin’in terimi özel olarak Holocaust için ürettiğini ileri sürer. Ancak, Lemkin’in New York Halk Kütüphanesi’nin Nadir Eserler Bölümü’nde saklanan hatıratına göre bu iddialar doğru değil.
TALAT PAŞA CİNAYETİ
Lemkin’i bu alana yönlendiren Polonyalı yazar Henryk Sienkiewicz’in Nobel ödülü kazanmış Quo Vadis? adlı romanıydı. Romanda, Roma imparatoru Neron tarafından Hıristiyanlığı kabul edenlere yönelik katliamlar anlatılmaktaydı. Daha ilk gençlik yıllarında kitlesel öldürmeler konusuyla ilgili her türlü kitabı okuduğunu belirten Lemkin’i etkileyen en önemli olay ise ailesini 1915’te kaybeden Soghomon Tehlirian adlı Ermeni gencin İttihat ve Terakki’nin liderlerinden Talat Paşa’yı 15Mart 1921’de Berlin’de öldürmesi olmuştu. Suikast Avrupa’da büyük yankı yaratmış fakat Tehlirian, jüri tarafından cezai ehliyeti olmadığı gerekçesiyle beraat ettirilmişti. Lemkin anılarında şöyle devam ediyordu: “Türkiye’de Hıristiyan olmaktan başka suçu olmayan 1.200.000 Ermeni ölüme gönderilmişti. Savaştan sonra 150 kadar Türk savaş suçlusu tutuklandı ve Britanya hükümeti tarafından Malta’ya gönderildi... Bir gün (Ermeni) delegeler gazetelerde Türk savaş suçlularının serbest bırakıldığını okudular (…) Bir millet toptan öldürmüştü ve suçlular serbest kalmıştı. Bu beni şok etti. Neden bir adam bir adamı öldürünce cezalandırılır? Niye bir milyon insanın öldürülmesi bir tek kişinin öldürülmesinden daha az suçtur? (…) Kendimi sayıları giderek artan kurbanların yerine koydum. Anladım ki, hafızanın görevi sadece geçmiş olayları kaydetmek değil aksine insan bilincini uyarmak (…) Hukukçu olmaya ve milletlerin işbirliğini sağlayarak soykırımın suç haline getirilmesi için çalışmaya karar verdim. (…) Kafamda cesur bir plan vardı (…) Türkiye’nin de imzalamasını içeren bir plan. Bu Ermeni soykırımı için bir çeşit kefaret olabilirdi. Fakat bu nasıl başarılabilirdi? Türkler Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine koydukları ilerlemeci kavramlardan ve cumhuriyetçi hükümet biçiminden gayet gururluydular. Belki de Soykırım Sözleşmesi sosyal ve uluslararası gelişme çerçevesine yerleştirilmeli...”
Bu düşünceler içinde Lvov Üniversitesi’ndeki dil eğitimini bırakıp hukuk fakültesine geçen Lemkin’in 1933’den 1943’e kadarki dönemde, bugünkü BM’nin öncülü olan Cemiyet-i Akvam’da, diplomatları “bir zamanlar Doğu’da olan şeyin Avrupa’nın göbeğinde de olabileceği konusunda uyarmak için” delice uğraştığı bilinmektedir. Nitekim tarih Lemkin’i haklı çıkardı ve milyonlarca kişiyle birlikte Lemkin’in ailesinden 40 kişi, Nazilerin toplama kamplarında hayatını kaybetti.
UZUN TARTIŞMALAR VE MUTLU SON
Soykırım suçunda ‘saik’ (gerekçe), kasıt ve plan önemli midir, hangi gruplara karşı işlenen suçlar soykırım sayılır konularındaki uzun ve ateşli tartışmalardan sonra 9 Aralık 1948’de, Hindistan’ın ilk kabul oyunu takiben, yoğun alkışlar arasında oybirliğiyle kabul edilen Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesi, “Bu sözleşme bakımından ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden her hangi biri, soykırım suçunu oluşturur”, ifadesi ile başlıyor ve suç teşkil eden fiilleri şöyle sıralıyordu: “a) Grup üyelerini öldürmek, b) Grup üyelerine ciddi bedensel ve zihinsel zarar vermek, c) Grubu, fiziksel varlığını kısmen veya tamamen yok olmasına yol açacak hayat şartlarına tabi tutmak, d) Grup içinde doğumları önlemek amacıyla önlemler almak, e) Grubun çocuklarını bir başka gruba zorla nakletmektir.” Sözleşmenin 3. maddesine göre, soykırım suçuna teşebbüs etmek, bile cezalandırmayı gerektiriyor. (Sözleşme metni için: http://www.unhchr.ch/html/menu3/b/p_genoci.htm)
SÖZLEŞME, GEÇMİŞE UYGULANABİLİR Mİ?
Roma hukukundan miras ‘nullum crimen sine lege, nulla púna sine lege praevia=Yasa olmadan suç olmaz, daha önce kabul edilmiş yasa olmadan ceza verilemez’ ilkesi uyarınca, bir yasanın geriye doğru işlemeyeceği genel pozitif hukuk ilkesidir. Ancak uygulamada bu kuralın pek çok istisnası var. En bilinen ex post facto (=olay olduktan sonra) suç, 8 Ağustos 1945 tarihli Londra Anlaşması ile tanımlanan ‘barışa karşı suçlar’ (crimes against peace) tanımıdır ki, Nazi suçluları için özel olarak kurulan Nurnberg ve Tokyo mahkemelerindeki yargılama ve cezalandırmalar buna dayanarak yapılmıştır. Yani Naziler suç işledikleri tarihte tanımı olmayan bir suç ve bunun için suçtan sonra kabul edilmiş bir kanuna göre yargılanmış ve cezalandırılmışlardır. (Nazi kasapları Klaus Barbie veya Adolf Eichmann davaları gibi örnekler de var ama bunlar çok tartışmalı olduğu için üzerinde durmuyorum.) Yani bazı uzmanlar Soykırım Sözleşmesi’nin 1915’e uygulanabileceğini düşünüyorlar. Son bir not: Bazı devletler işi sağlama bağlamak için 1948 Soykırım Sözleşmesi’nin imzalanması sırasında sözleşmenin geriye dönük olarak uygulanmayacağına dair bir şerh koylarken. Sözleşme’yi 1950’de imzalayan Türkiye bu ülkelerin arasında değil!
ÖZET KAYNAKÇA
Raphael Lemkin’s Thoughts on Genocide: Not Guilty, Editörler: Steven L. Jacobs, Lewiston, N.Y.: Edwin Melen Pres, 1992; Samantha Power, A Problem from Hell, America and the Age of Genocide, HarperCollins, 2003; Khatchig Mouradian, “From Yeghern to Genocide: Armenian Newspapers, Raphael Lemkin, and the Road to the UN Genocide Convention,” Haigazian Armenological Review, Vol. 29, 2009; Vartan Matiossian, “The Birth of ‘Great Calamity’: How ‘Medz Yeghern’ Was Introduced onto the World Stage”, “The ‘Exact Translation’: How ‘Medz Yeghern’ Means Genocide”, “The Turkish-Made ‘Great Calamity’: How ‘Medz Yeghern’ Became ‘Büyük Felâket’”, üç makale de http://www.armenianweekly.com sitesinde okunabilir; William A. Schabas, Genocide in International Law: The Crime of Crimes, Cambridge University Press, 2000; Alfred Zayas, “The Genocide against the Armenians 1915-1923 and the relevance of the 1948 Genocide Convention”, www.alfreddezayas.com/Law_history/armlegopi.sh tml.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları


































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.09.2024
9.09.2024
17.11.2022
6.11.2022
7.06.2019
26.12.2017
21.03.2016
13.03.2016
6.02.2016
28.02.2016