Ayşe HÜR
Çalışan, düşünen, kavga eden ve kanayan Paris…” (Karl Marx)
Her hafta konu seçerken gündemi ya da kronolojiyi takip ettiğimi bilirsiniz. Bu hafta bundan tam 145 yıl önce Avrupa’da yaşanmış bir tarihsel deneyimi aktaracağım size. Aslında konunun başını ve sonunu 30 Ağustos 2015 tarihli “Bonapartizm, Yeni Osmanlılar ve Paris Komünü” başlıklı yazımda (Okumak için tıklayın) anlatmıştım. Bu hafta o yazıda atladığım bölümü, 72 gün süren Paris Komünü deneyimini anlatmak istiyorum. Paris Komünü ile bugün uğruna ölünen bazı ütopyalarla ve yaşanan bazı hezimetlerle bağlantılar kurmak mümkün. Bu açıdan hem esinlendirici hem de önemli dersler içeren bir deneyim bu. Elbette ilk yazıyı okumanız halinde oturacaktır bir çok şey yerli yerine…
FRANSA-PRUSYA SAVAŞI VE HEZİMETİ
Biraz geriden başlayayım. 19 Temmuz 1870’de Fransa İmparatoru III. Napolyon, Prusya’ya savaş açmış, savaş hiç de Napolyon’un hayal ettiği gibi gelişmemişti. 2 Eylül 1870’te Napolyon’un ordularının Sedan’da yenilmesinden ve esir düşmesinden iki gün sonra, Alman orduları Paris’e doğru yürürken, 4 Eylül 1870 Paris Belediye Binası’nın (Hotel de Ville) önünde Cumhuriyet ilan edildi ve Ulusal Savunma Hükümeti kuruldu. Başına da General Louis Jules Troucheau getirildi. Böylece fiilen Üçüncü Cumhuriyet başlamış oldu. (Resmen, yeni anayasanın kabul edileceği 1873 yılında başlayacaktı.)

(Prusyalı askerler Paris kapılarında, 1 Mart 1871)
Paris’in muzaffer Prusya orduları tarafından ablukaya alındığı günlerde Paris tahmin edileceği gibi çok gergindi. Paris’in çeperlerindeki farbikalar başka yerlere taşındığı için binlerce işçi işsiz kalmıştı. Esnaf ve zanaatkarların en kıdemlileri orduya alınmıştı. Çoğu günde bir Frank karşılığı yarım günlük askerlik görevi ile yükümlüydüler. Bu miktar çok azdı elbette. Açlık emekçi mahallelerinde kol geziyordu. Sadece emekleriyle geçinenler değil, Paris’in burjuvaları bile sıkıntıdaydı. Çünkü kuşatma yüzünden alışık oldukları lüks malları bırakın, hayatlarını idame ettirmeleri için gerekli mallara bile zor ulaşıyorlardı. Yine de halk ve ordu elele Paris’i düşmana teslim etmemek için canlarını dişlerine takmışlardı. Almanlarla ateşkes imzalanmasından sonra Cumhuriyetçi Paris’e değil monarşist Versailles’e (Saray’a) dönüldü. Bu Parislilerin öfkesini daha da arttırdı.
ANARŞİST BLANQUİ’NİN ÇILGIN PLANI
Bu öfkeli insanları örgütleyenlerin başında Auguste Blanqui vardı. 1830’lardan beri sosyalist hareketlerin içinde olan ve silahlı silahsız her türlü eylemde yer alan Blanqui, daha Üçüncü Cumhuriyet’in ilan edildiği 4 Eylül 1870’te Paris’te bir ‘komün’ kurmaya karar vermiş, bu fikrini Londra’da yaşayan Karl Marx’a açmıştı. O sıralarda Birinci Enternasyonal’de aktif olarak çalışan Marx’ın uzun vadeli stratejisi bütün ülkelerde işçi sınıfını sosyalist bir devrime hazırlanmak için cesaretlendirmekti. Enternasyonal’de önemli bir kanadı temsil eden Mihail Bakunin gibi anarşistlerin işçi sınıfını acilen ayaklanmaya çağırmasını onaylamıyordu. Bu yüzden de Blanqui’nin önerisine karşı çıkmıştı. Marx’ın Enternasyonal adına kaleme aldığı bildiride Parisli çalışan sınıflara tavsiyesi şuydu: “Düşman Paris’in kapılarındayken, mevcut krizden yararlanarak Ulusal Savunma Hükümeti’ni devirmek çılgınlık olur. Fransız işçileri 1792’nin ulusal hatıralarının akıllarını başlarından almalarına karşı koymalılar. Geçmişi özlemek yerine geleceği inşa etmeye odaklanmalılar. Bırakalım onlar sakin ve sebatkar biçimde kendi sınıf örgütlenmeleri için cumhuriyetçi özgürlüklerini geliştirsinler.”
Ama Blanqui ve arkadaşları Marx’ın düşündüğünden de çılgındı. Nitekim Versailles hükümetine bir kaç kez gövde gösterdiler. Bu teşebbüslerden ikincisinde Blanqui tutuklandı. İçte gerilim tırmanırken, 28 Şubat 1871 günü Alman orduları, Paris’in bir bölümünü işgal etti. Görünüşte halktan büyük tepki gelmemişti çünkü işgal sayesinde abluka sona ermiş bazı acil ihtiyaç maddelerine ulaşmak mümkün olmaya başlamıştı. 10 Mart’ta, sosyalistler halkı, başarısızlığı kanıtlanmış bir ekibin yönettiği orduya katılıp katılmama konusunda oylama yapmaya çağırdı. Bu çağrı Versailles’ı iyice endişelendirdi çünkü, Alman orduları Paris’i işgal etmeden önce, şehri koruyan 400 kadar top, büyük bir bölümü Parislilerden oluşan Ulusal Muhafızlar tarafından Montmartre tepesine çıkarılmıştı. Versailles, bu topların ilerde kendisine döneceğinden endişe ediyordu. İşte bu endişenin yönlendirdiği hamle tarihte yeni bir sayfanın açılmasıyla sonuçlanacaktı.
PARİS HALKI YÖNETİME EL KOYUYOR
Saray’ın adamı Başbakan Thiers, 18 Mart 1871 günü generallerine topları ele geçirme emri verdi. General Lecomte komutasındaki birlikler Montmartre’ı ele geçirdiler. Ancak topları çekecek atları bulmaları saatler almıştı. Halk bu beceriksizliği görünce cesaretlendi ve karşı saldırıya geçti. Lecomte, askerlerine direnişçilere ateş açma emri verdi, ancak askerlerin bir bölümü buna uymayarak Generali atından indirdiler, tartakladılar, ardından Ulusal Muhafızlara katıldılar. Bu durum direnişçileri iyice coşturdu. General Lecomte ve yardımcısı General Thomas (ki 1848’de Paris’teki işçi ayaklanmasını gaddarca bastırmasıyla anımsanıyordu) öldürüldü ve halk yönetime el koydu. Paris’te artık Fransa’nın üç renkli bayrağı değil, isyancıların kızıl bayrağı dalgalanıyordu. Halk topluca, I. Napolyon ve III. Napolyon tarafından “içeriği sakıncalı olduğu için” yasaklanan Marseillaise’i söylüyordu. Thiers’in buna cevabı hapishanelerdeki binlerce mahkumun öldürülmesi oldu. (Neyse ki bu fasılda Blanqui öldürülmedi.) Ardından Paris’teki asker, polis ve memurlar Versailles’a çekildi. Geride sadece Fransız Merkez Bankası’nı koruyan küçük bir birlik bırakılmıştı. Paris artık Parislilerindi. Tarihte ilk kez bir halk kendi kendini yönetmeye başlamıştı. Tarihte ilk kez ortalıkta ‘sosyalizm’, ‘komünizm’ gibi terimler uçuşuyordu. Bu tarihten 28 Mayıs 1871’e kadar geçen 72 gün, tarihe ‘Paris Komünü’ olarak geçti.

(Parisliler 18 Mart 1871 günü şehrin yönetimine el koydular ve barikatları kurdular.)
KOMÜNCÜLER YÖNETİCİLERİNİ SEÇİYOR
Komüncüler 26 Mart’ta olabildiğince demokratik yöntemlerle yöneticilerini seçtiler. 92 kişinin 44’ü Yeni Jakoben ve Blanquist, 18’i Proudhoncu (anarşist), 21’i ılımlı ve radikal Cumhuriyetçi, geri kalan 9 kişi ise ya iki kez seçilenler ya boş kalan koltuklardı. (Örneğin Blanqui hapisteydi, İtalyalı cumhuriyetçileri temsilen seçilen Gusieppe Garibaldi İtalya’da idi.) 1848 devrimlerinin çocuğu olan Proudhoncular aktif sendikacılardı ve işçilerin sorunlarını çok iyi biliyorlardı ancak onlara göre de siyasal katılım sendikal örgütlenmeden daha önemsizdi. Yeni Jakobenler adlarından da anlaşılacağı gibi 1789 İhtilali’nin 1792’deki radikal merhalesinin siyasalarına özlem duyuyorlardı ama bir gruptan çok tek tek şahsiyetlerdi ve konseyin çalışmalarını ciddi biçimde engelliyorlardı. Blanqui’ye aşırı bağlı olan Blanquistler ise devrimin bir grup enerjik adamın ikidarı ele geçirmesiyle başlayacağını, bu diktatörlüğün iktidarın kitleler tarafından devralınmasına kadar süreceğini düşünüyorlardı. Dolayısıyla ‘demokratik seçimler’ gibi konulara pek sempati duymuyorlardı. Cumhuriyetçiler ise monarşi kadar olmasa bile sosyalist fikirlere uzaktılar.
Paris’teki gelişmeler duyulduğunda, Lyon, Marsilya, Toulouse, Bordeau, Saint-Etienne, Grenoble, Narbonne, Limoges ve Creusot’ta küçük isyanlar olmuştu. Ancak bütün bu komünler kısa sürede bastırılmıştı. Parisliler tek başlarınaydılar yani…

KOMÜN’ÜN GÜZEL İŞLERİ
2 Nisan’dan itibaren Versailles birliklerinin sürekli bombardımanı altında çalışmaya başlayan Komün idaresi ilk olarak sıkıyönetimi, askeri mahkemeleri ve sansürü kaldırdı. Tüm siyasi tutukluları salıverdi, ardından genel af ilan etti. Giyotinle ölüm cezası kaldırıldı. Mecburi askerliğin yerine Parislilerden oluşan Ulusal Muhafızlar geçti. Kuşatma sırasında aşırı yükselen kiralar düşürüldü, boş evlere evsizler yerleştirildi. Savaş dolayısıyla ordu ihtiyaçları için el konan alet-edavat iade edildi, para karşılığı eşyaların bırakıldığı rehin dükkanları kapatıldı ve buralardaki eşyalar yoksullara dağıtıldı. Fırınlarda ve demiryollarında gece mesaisi kaldırıldı. Okullardan din dersleri kaldırıldı, kiliseye ait değerli eşyalara halk adına el kondu, dini vakıfları kaldırıldı yerine dayanışma sandıkları oluşturuldu.
Bir de yapılmasına karar verilen ancak uygulama fırsatı bulamayan şeyler vardı: Borçların ödenmesi ertelenecek ve faiz kaldırılacaktı. Yönetimde yer alacak olanlar işçi maaşlarıyla aynı ücreti alacaklardı. Sahipleri tarafından terkedilmiş fabrika ve atölyeler işçilere devredilecekti. Eylemler sırasında öldürülen Ulusal Muhafızların eşlerine ve varsa çocuklarına aylık bağlanacaktı.
COURBET ÖNCÜLÜĞÜNDEKİ SANATÇILAR
Komün, dokuz komisyon halinde çalışıyordu. Bunlar savaş, finans, adalet, iaşe, dış ilişkiler, kamu hizmetleri, gizli polis, eğitim ve çalışma komisyonlarıydı. Komün’ün müzeleri korumakla görevlendirdiği kişi ressam Gustave Courbet idi. ‘Bizde daha çok Osmanlı döneminin ünlü sanatsever diplomatı (ve züppesi) Halil Şerif Paşa’nın 1866 yılındaki siparişi üzerine yarattığı erotik ‘Dünyanın Kökeni’ adlı tablosu ile tanınan Courbet, Paris sanatçılarını örgütledi. 600 oyuncu, müzisyen, dansçı 9 Mayıs’ta Palais des Tuilleries’deki büyük konser ve diğer üç konserle büyük sükse yaptılar. Etkinliklerin gelirini Komüncülere bağışladılar.
KIZIL VALKÜRELER
Komünde Nathalie Lemel, Andre Leo, Paule Mink (veya Minck), Louise Michel (Jean d’Arc gibi giyinirdi ve ‘Kızıl Bakire’ diye anılırdı) ve Elisabeth Dmitrieff (İsviçre’den gelmişti ama Rusya kökenli bir Marxistti ve ‘Rus Bayan’ diye çağrılıyordu) gibi kadınların öncülüğündeki kadınlar, hastalara yardım ettiler, kocalarını ve çocuklarını cesaretlendirdiler, onlara yemek hazırladılar, söküklerini diktiler. Ancak şunu söylemeliyiz ki alt kademelerde kadınların seçme ve seçilme hakları yoktu, dolayısıyla mahalle komitelerinde kadın üye yoktu.
Kuşatma yüzünden Paris’le doğrudan iletişim kuramayan uluslararası sosyalist camia ise kulaktan dolma bilgilerle olayı anlamaya çalışıyordu. Başta Blanqui’nin fikrini “çılgınca” bulan Marx “çalışan, düşünen, kavga eden ve kanayan Paris” demişti sonunda. Ancak İngiliz sendikacılar Komün’ü fazla radikal bulmuşlardı. Öyle ki Engels’in yaşlı annesi bile “Paris’in kızıl gangsterlerin eline geçtiğine” inanıyordu. İtalyan ve İsviçreli soyalistler ise belki de coğrafi yakınlıktan dolayı Komüncülere sempatilerini dile getirmişlerdi. Almanya’nın Hannover şehrinde 3 bin kişinin katıldığı bir miting düzenlenmişti.

MERKEZLE MAHALLELERİN KOPUŞU
Ancak komüncülerin işi kolay değildi. Sanayileşmenin çapı ve düzeyi düşük olduğu için Fransa’da Marx’ın tarif ettiği türden bir proleterya sınıfı zaten yoktu. Mevcut fabrikalar ve atölyeler ise savaş ve ardından gelen kuşatma nedeniyle ya başka yerlere taşınmışlardı ya da faaliyetlerine ara vermişlerdi. Bu yüzden bir zamanlar işçi olanların çoğu şimdi işsizdi, bu da disiplinsizliği teşvik ediyordu. Milliyetçi bir tonlama tutturan yüksek burjuvazi ve bu kesimlerle küçük burjuvazi arasında ilişkiyi sağlayan orta yüksek kesimler de kısa sürede şehri terkedince, Komün’ü yönetmek küçük burjuvaziye ve onların etrafında kümelenmiş ‘ayaktakımı’na kaldı. Küçük burjuvazi doğal olarak kendi mahallelerinin dışındaki dünya hakkında çok az fikre sahipti. Büyük organizasyonlarda yer alma tecrübeleri yoktu, dolayısıyla böylesi devasa bir olayı organize edemediler. Buna karşılık beklentileri çok yüksekti. Fikir vermek gerekirse, 7 Nisan’da Komüncülerin aynen kralcılar gibi şerit, kurdela, unvan, rütbe işaretlerine olan ilgisini eleştiren bir bildiri yayımlamak gerekmişti. Komün görevlilerinin işçilerle eşit maaş alması kuralı uygulanmak bir yana, en az 3-4 kat daha fazla maaş almışlardı. Aradaki bu büyük makası kapatacak politik liderlik yoktu.
VENDOME SÜTUNU’NUN YIKILMASI
16 Nisan’daki seçimde biraz daha demokratik bir yapı ortaya çıktı ama politik ayrılıklar daha da keskinleşti. Taraflar siyasi tartışmaların Versailles güçlerinin adım adım ilerlediği günlerde davayı nasıl sekteye uğrattığını göremiyordu. 16 Mayıs’ta Komüncüler Napolyon Bonapart’ın acımasız gücünü, militarizmini, uluslararası hukuka karşı çıkışını ve fatihin fethedilenlere yönelik sürekli saldırısını simgeleyen Vendôme Sütunu’nu yıktılar. Napolyon’un 1805-1807 arasındaki seferlerini sembolize eden 44 metre yüksekliğindeki kabartmalarla ve tepesinde heykelle süslü sütun 1810 yılında dikilmişti. Sütunun bronzları, Napolyon’un Rusları ve Avusturyalıları yendiği Austerlitz Savaşı’nda ele geçirdiği 1.200 topun eritilmesiyle elde edilmişti. Komüncülere göre bu eylem “yanlış tarihin düzeltilmesiydi”. Versailles Sarayı’nda toplanan rejim yanlılarına göre ise barbarlıktı. Sütunun yıkımı Saray’ın işleri daha sıkı tutmasına neden oldu mu bilinmez ama bu tarihten sonra işler Komüncülerin aleyhine gelişmeye başladı.

(Komüncüler Vendôme Sütunu’nu yıktıktan sonra)
FRANSIZ-ALMAN İŞBİRLİĞİ
Önce sadece küçük bir birlik tarafından korunduğu halde Komüncülerin el koymayı bir türlü başaramadığı Fransız Merkez Bankası’ndaki paralar Verailles’e kaçırıldı. Bu Versailles’ın silahlanmasını kolaylaştırdı.
Başbakan Thiers bu arada Almanlarla esir pazarlığı yapıyordu. Almanya’nın ilk Şansölyesi (Başbakan) olan Otto von Bismarck ileriki yıllarda, Thiers’in barış görüşmelerinin yapıldığı Frankfurt şehrinde, kendisine “Komün’e müdahale edip etmeyeceğini” sorduğunu söyleyecekti. Komüncü fikirlere hiç de sempati duymayan Bismark, salınan esirlerin Komüncülere karşı kullanılacağını anlayınca esirleri serbest bırakmaya karar verdi. Çünkü o da komün fikrine düşman olanlardandı. Gerçekten de salıverilen 130 bin Fransız askeri, Komüncülere karşı konuşlandırıldı. 20-28 Mayıs haftası Versailles ordularıyla Ulusal Muhafızlar arasında göğüs göğüse çarpışmalarla geçti. Komün’ün olumlu yanı olan bağımsız mahalle örgütlenmeleri dezavantaja döndü. Şehrin bütününü savunmak yerine her mahalle umutsuzca kendisi için savaşıyordu. 1830 ve 1848 ayaklanmaları sırasında Paris’in dar sokaklarının askeri müdahaleye engel olduğunu farkeden Baron Hausmann’ın açtırdığı geniş bulvarlarda Saray’ın askerleri ve topçuları hüküm sürüyordu…
KOMÜN’ÜN EZİLMESİ
Fransız Napolyon La Cécilia veya Poloyalı Dombrowski ve Wroblewski gibi generallerin liderlik ettiği Komüncülerin, düzenli ordu ve savaş tecrübesi olan Versailles ordusu karşısında hiç şansı yoktu elbette. Versailles birlikleri kimi kaynağa göre 20 bin, kimi kaynağa göre 30 bine yakın Komüncüyü kadın-erkek demeden öldürdü. Komün’ün önderlerinin bir bölümü Alman hatlarının arkasına geçerek canlarını kurtardılar ama bazı önderleri Père Lachaise Mezarlığı’nın duvarının önünde kurşuna dizildiler. Binlerce Komüncü yargılanmak üzere Versailles’a gönderildi. Suçlamaların önemli bir kısmı ‘ateistlik’ başlığı altında toplanmıştı çünkü son haftadaki çarpışmalar sırasında bir grup papaz Komüncüler tarafından öldürülmüştü. Suçlananların bir kısmı idam edilirken, bir çoğu ağır hapis ve çalışma cezalarına çarptırıldı. Bir bölümü Pasifikteki Fransız sömürgesi Yeni Kaledonya Adası’na gönderildi. Amaç hem cezayı şiddetlendirmek hem de sürgünler yoluyla adanın yerlisi Kanakları ‘medenileştirmek’ idi.
COURBET’YE ÖZEL CEZA
Özel bir cezalandırma örneği olarak, Komün’ün sanat komitesi başkanı Gustave Courbet, 7 Haziran’da tutuklandı. Suçlama Vendôme Sütunu’nun yıkılmasına öncülük etmekti. Halbuki, Courbet yıkımı önlemeye çalışmıştı. Nitekim onun sayesinde Louvre Müzesi’ne hiçbir zarar gelmemişti. Tutuklama ve yargılama sürecini şöyle anlatmıştı bir mektubunda: “Beni soyup sog?ana çevirdiler, mahvettiler, alçalttılar, küfür ve adilikler arasında Paris ve Versailles sokaklarında sürüklediler, insanda akıl ve güç bırakmayan hücrelerde çürüdüm. Sag?lıg?a elveris¸siz yerlerde adi suçlularla birlikte, toprak zemin üzerinde uyudum. Bir cezaevinden ötekine sürüklendim. Can çekis¸enlerin yanında, hastanelerde, cezaevi arabalarında, insan gövdesinin sıg?amayacag?ı daracık çukurlarda, bog?azıma tüfek ya da tabanca dayalı bir durumda dört ay yas¸adım. Ne yazık ki yalnız deg?ilim. Sag? ve ölü iki yüz bin kis¸iyiz. Hanımefendiler, halk kadınları, her yas¸tan çocuklar, süt bebekleri... Anasız, babasız Paris sokaklarında dolas¸ıp duran, her gün binlercesi hapse atılan çocukları saymıyorum. Dünya var olalı beri böyle s¸ey görülmemis¸tir. Hiç bir ülkede, hiç bir tarihte, hiç bir çag?da buna benzer bir kıyım, buna benzer bir öç alma asla görülmemis¸tir.”
Courbet 6 ay hapis, 500 Frank para cezasıyla ‘ucuz’ kurtulmuştu ancak 1873’te yeni seçilen Başbakan Mac-Mahon, Vendôme Sütunu’nun yeniden inşaası için gereken masrafları da Courbet’ye yüklemek isteyince yeniden yargılandı ve yeniden cezalandırıldı. Bu seferki para cezası tam 323.091 Frank’tı. Parayı 33 yılda 10 biner Franklık taksitlerle ödemesine izin verilmişti sadece. Elbette Courbet’nin bu cezayı ödemesi mümkün değildi. Bunun üzerine mallarına ve resimlerine el kondu. Courbet çareyi İsviçre’ye sığınmakta buldu. 1880’de çıkarılan genel af bile Courbet’in geri dönüşüne yetmedi. Aynı şekilde Yeni Kaledonya’ya sürülenlerin de bir bölümü geri dönemedi, ya da dönmek istemedi. Dönenler ise Paris’teki yeni yaşama bir türlü alışamadılar. Komün’ün liderlerinden çok azı siyasetle ilgilenmeye devam ettiler.

(Öldürülen Komüncülerin cenazeleri ‘ibret-i alem’ için bir süre teşhir edilmişti.)
MARX’IN ÇIKARDIĞI DERSLER
Marx, Nisan 1871’de Birinci Enternasyonal’deki yol arkadaşlarına gönderdiği mektupta şöyle demişti: “Tarih bu büyüklükte bir örneğe sahip olmadı. Paris’teki mücadele ile birlikte işçi sınıfının kapitalist sınıfa karşı verdiği mücadele ve onun devleti artık yeni bir aşamaya girdi.”
Mayıs 1871’de, Paris Komünü deneyiminin güçlü ve zayıf yanlarını bir kez daha değerlendirdi. (Ancak The Civil War in France adlı bu beyanname 1934 yılına kadar basılmadı.) 1872’de Komünist Manifesto’nun yeni baskısına (ilk baskı 1848’de yapılmıştı) yazdıkları önsözde Marx ve Engels “Komün ile birlikte kanıtlanmış olan en önemli gerçek, işçi sınıfının basit anlamıyla geçmişten hazır olarak aldığı devlet makinesini ele geçirmek ve kendi amaçları için kullanmakla yetinemeyeceğidir,” dedi. 1881 yılında Marx, Komün’ün sosyalist ve demokratik nitelikli bir oluşum olduğu yolundaki değerlendirmelerinin yanlış olduğunu kabul etti. Komün’ün dersleri Marx’ın devlet ve devrim teorilerini geliştirmesinde etkili oldu. Ancak Paris Komünü deneyimi, ezilen sınıflar, geniş halk kitleleri arasında yeterince bilinmedi, konuşulmadı. Hele Türkiye’de sol çevreler dışında hiç ilgi çekmedi.
Yazıyı, Komüncü şair Jean- Baptiste Clement’in 1866 yılında yazdığı ancak, beş yıl sonra, Komün’ün kahraman kadınlarından (yenilgiden sonra Yeni Kaledonya sürgünü ve 1905’teki ölümüne kadar gezgin anarşist eylemci) biri olacak hemşire Louise Michel’e adadığı Kiraz Zamanı (Le temps Des Cerises) adlı şiiriyle bitirelim ki, içinde yaşadığımız bu karanlık günlerin geçeceğine, baharın geleceğine dair ümitlerimiz tazelensin ve üzerimize sıçrayan kırmızı damlaların, kan değil kirazın özsuyu olduğunu hayal edebilelim…
KİRAZ ZAMANI
Kiraz zamanı şarkısını söylediğimizde
Neşeli bülbül ve alaycı karatavuk da
Olacak şölende
Güzeller
Güneşin aşıkları
Çılgına dönecek
Kiraz zamanı şarkısını söylediğimizde
Alaycı karatavuk daha güzel çalacak ıslığını
Ama kısadır kiraz zamanı
Sevgilimizle düşler kurarak toplamaya gittiğimiz
Salkım küpeli
Aynı giysili aşk kirazları
Yaprakların üstüne bir kan damlası gibi düşer
Ama kısadır kiraz zamanı
Düşler kurarak topladığımız mercan küpeler
Kiraz zamanındaysanız eğer
Ve korkuyorsanız kederli aşklardan
Sakının güzellerden
Dayanılmaz acılardan korkmayan ben
Yaşayamayacağım bir gün acı çekmeden
Kiraz zamanındaysanız eğer
Acılı aşklarınız da olacak
Seveceğim daima kiraz zamanını
Kalbimde açık bir yara gibi taşıdığım o zamanı
Ve talih, bana sunduklarıyla
Asla dindiremeyecek acımı
Seveceğim daima kiraz zamanlarını
Ve kalbimde sakladığım anısını…
(Fransızca’dan çeviren: Güven Güner, 1992.)
Yararlanılan Kaynaklar: Wolfgang Abendroth, A Short History of the European Working Class, Londra, 1972; Eric J. Hobsbawm, Devrim Çağı, Çeviren: Bahadır Sina Şener, Dost Kitapevi, Ankara 2000; F.W.J. Hemmings, Culture and Society in France 1848-1898: Dissidents and Philistines, New York, 1971; The New Cambridge Modern History The Zenith of European Power 1830-1870, Vol.10, Cambridge University Press, 1960; Samuel Bernstein, “The Paris Commune”, Science & Society, Vol. 5, No. 2 (Spring, 1941), s. 117-147; Stephen J. Lee, Avrupa Tarihinden Kesitler (1789-1980), Çeviren: Savaş Aktur, Dost Kitapevi, Ankara 2002; Charles Tilly, Avrupa’da Devrimler (1492-1992), Çeviren: Özden Arıkan, Literatür Yayınevi, İstanbul 2005; Hetje Cantz, Gustave Courbet, The Metropolitan Museum of Art, New York 2008.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları








































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.09.2024
9.09.2024
17.11.2022
6.11.2022
7.06.2019
26.12.2017
21.03.2016
13.03.2016
6.02.2016
28.02.2016