Berrin Sönmez
Hazırlanan iddianamelerde savcılıkların, suç icat etme becerisiyle karşılaşmak vaka-yı âdiyeden. Bu denli sıradanlaşmış olmasına rağmen Leyla Güven iddianamesinde icat edilen yeni suç, hayli şaşırtıcı. Gerçi ilk anda şaşırıp sonra neden şaşırdığımıza şaştığımız durumlardan demek belki daha yerinde olur. Hem kadın hem Kürt olmaktan kaynaklanan çifte ayrımcılık da sık karşılaşılan durumlardan olunca, şaşırmak da abes kaçıyor ama anasoylu kavramına itirazla yapılmasıyla ilk kez karşılaşıyoruz. Leyla Güven’in konuşmalarında “anasoylu toplum yaşanmıştır ve erkek egemen uygarlıklar bu kültürü yok etmek için her türlü politikayı hayata geçirmiştir” şeklindeki ifadelere sıklıkla yer verdiği bilinir. Yine bilinir ki Leyla Güven dışında pek çok kişi kullanmıştır bu ifadenin benzerlerini. Dünyanın her yerinde ve ülkemizde feminist konuşmaların bir yerinde illa ki geçer. Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Cinsiyetin Kökeni’de Morgan’ı kaynak göstererek ele almıştı, anaerkil toplum düzenini. Anaerkil toplum, o yıllarda gelişmeye başlayan antropolojinin temel konuları arasına girmişti, zamanla. Feminizmin teorik temellerinden birisi tarihte yaşanmış olan kadın egemen toplumların varlığı üzerinedir. Ancak feminist literatürde, eşitlikçi toplum düzeni ilkesi gereğince, hegemonyayı ifade eden anaerkil kavramı yerine anasoylu kavramı kullanılır ki Leyla Güven’in ifadeleri de bu yönde.
Savcılık ise Leyla Güven hakkında düzenlenen son iddianamede “anasoycu” şeklinde bir kavram icat etmiş görünüyor. Ve kendi icat ettiği bu kavrama dayanarak “anasoyculuk” diyebileceğimiz yeni bir suç türü icat etmiş görünüyor. İddianameden alıntılanan satırlarla Leyla Güven hakkındaki atılı 18 ayrı suçtan birisi şöyle: “Söylemlerinin, insanlığın aynı kök atadan gelme tespiti inkarı içerikli, anlam ve içerik derinliğinden yoksun, sistematik şekilde anasoycu hitap tarzına dayalı olduğu, söylemlerin insanda saldırgan duygular oluşturacak biçimde anlamsız bir nefret yaratan içeriği olduğu…” Kimler ve niçin “saldırgan duygulara kapılacaktır, sorusu geliyor akla ister istemez. Bir de anasoylu toplum kavramının uzun tarihini hatırlatmak lazım elbette. Figen Aras üstlenmiş hatırlatma işini ve çok güzel şekilde toparlamış: “Bu haber sessiz sedasız sitelere düştüğünde 1800’lü yıllarda yaşamış olan Jacob Bachofen ve Lewis Henry Morgan geliyor insanın aklına. Bachofen, iktidarın kaymaklarından beslenen tarihçilerin aksine ilk defa yeni bir bilgi ortaya çıkarır: İnsanlık tarihinde anasoylu toplum yaşanmıştır. Kendisi yerli halkları gezmiş, onlarla uzunca zaman geçirmiş ve bize öğretilenlerin dışında orada anasoylu toplum modelini görmüş ve bunun üzerine tezlerini Analık Hukuku adlı kitabında toplamıştır.” Morgan ve Engels ile devam ediyor yazı. İktidarın dini söyleminin etkisinde kalan yargı mensupları için bilim değil inanç daha açıklayıcı olabilir. Dinde ve dini inanca dayalı gelenekte anasoylu toplumun izleri deyince bazı örnekler geliyor hemen akla. Bırakınız Hıristiyan ve Musevi ilahiyatını İslam ilahiyatçıları da “kök ata” bilgisinden emin olunamadığını gösteren tartışmalar yürütmektedir. İlahî mesajla bildirilen ‘ilk insan “âdem” kadın mı erkek mi?’ tartışmaları yapılır. Aynı özden yaratılan eşin kadın olduğu şeklindeki yaygın yargının, İlahî bilgi değil toplumsal algı sonucu oluştuğu yönünde hayli görüş var, İslam İlahiyatçıları arasında. İddianamenin iddia ettiği gibi “kök ata” anlayışı herkesin kabul ettiği tespit yani kesin bilgi değil, kendilerine duyurmuş olalım.
İktidara tam bağımlı yargı iddianamesiyle, anasoylu kavramını bile nefret söylemi sayabilmiş. Bütün bilimsel araştırmaları, feminist teoriyi, teolojik tartışmaları bırakalım bir kenara. Hayatın içinden, gelenekten bir örnek hatırlatalım. Örneğin bu iddianameyi yazan savcılar, hiç “talkın” duymadılar mı acaba? Cenaze namazı ritüelinin bir parçası olarak imam tarafından tabut başında verilen telkinden söz ediyorum. Halk arasında talkın denilen bu cenaze geleneğinde imam, mevtaya ana adıyla hitap eder. Çıplak gerçeklik olarak düşündüğümüzde insanın kimden doğduğu kesine en yakın bilgi ama kimden olduğu, rivayettir ya hani. Toplumumuzdaki talkın geleneği, bu temel hakikati dikkate alarak mevtaya, tabut başına eğilip fısıltıyla gerçekleştirilen son seslenişi ana adıyla hitap etme usulüyle oluşmuştur. Bakın Leyla Güven iddianamesinden ve anasoylu toplum düzeni kavramından söz ederken karşımıza kadın beyanı esastır ilkesi çıkıverdi. Anasoylu toplum kavramından korkanlara kadın beyanı ilkesiyle çatışmaktan vazgeçin demek gerekir. Zira korunmak istenen ataerkil sistemin temeli kadın beyanına dayalıdır. Anasoylu kavramını nefret suçu saymaya yönelen savcılar ataerkil zihniyeti muazzam bir açmaza sürüklemiş oldular: Ya kadın beyanı esas ilkesini ya da anasoylu toplum düzeni anlayışını kabul etmek
Erkek egemenliğini toplumsal ve siyasal düzen olarak kuranların neden cenneti anaların ayakları altına serdiğini, buradan anlıyoruz. Yeryüzünde her insan babasının kim olduğunu annesinin beyanından bilir de ondan. Soyun atadan geldiğini iddia ederken ataerkinin yaşadığı temel çelişki, kadının beyanını esas kabul etmek zorunda kalışıdır. Bu nedenledir ki çağlar boyunca her ataerkil kültürde analık kutsanmıştır. Herkes kendi soyuna dair doğru bilgiyi verdiğini topluma kanıtlamak isteğiyle anasını, mukaddes yani dokunulmaz bir yere oturtmuştur. Kendi soy bilgisi için kaçınılmaz olarak muhtaç olduğu kadının beyanı esastır ilkesi, ataerkinin sadece temel çelişkisi değil temel taşı da aynı zamanda. Çok önemli bir çelişki üzerine kurulan bu çürük temelli ataerkil düzenin devamı ancak kadınlar üzerinde uygulanan zorbalıkla mümkündü elbette ve öyle devam etti. Bilimin gelişmesiyle istendiği takdirde DNA testleriyle babalık bilgisinin doğruya en yakın şeklide öğrenilebilir oluşu ise karmaşık bir şekilde ataerkinin çürük düzenini biraz daha zayıflatıyor sanırım. Kutsal analık statüsüne taşıyarak sürdürülen sistemin bekası için kadınlar üzerinde kurulan baskı mekanizmaları da anlamını ve işlevini yitiriyor, bu bilimsel gelişmeyle. Artık analarını kutsal saymaya muhtaç değiller bir yönüyle ama diğer yönüyle kızlarını da kutsal bakireler olarak yetiştirmeleri işlevini kaybedecek. Ve belki bu yüzden ana soylu kavramı bu kadar korkuttu. Tüm ataerkil sistem çökecek. Belki bu yüzden iddianame anılan kısmıyla, anasını kutsal kabul edenlerin, anasoylu kavramı karşısında “saldırgan duygular” yaşayacağı varsayımına dayalı. İddianamenin çağrışımları yazıyı nereden alıp nereye getirdi diyebilirsiniz ama tabi ki asıl meselenin hem kadın hem Kürt olmakta düğümlendiği açık. Özcesi ataerkil düzenin sallanmasından rahatsızlar tabi ama diğer yandan sürdürülen etnik ayrımcılık için kılıf arama çabasına da zorlanıyorlar. Kürtlerin siyasal haklarını tırpanlamak için kadınların eşit yurttaşlık haklarını da aşındırmak, iktidarın yargısı için çifte kavrulmuş kıymetli bir başarı sayılıyor olmalı. Tabi bu durumda Leyla Güven’e yapılan, onun dışındaki pek çok kadına da gerçekleştirildiği gibi hem Kürt hem kadın olmaktan kaynaklı çifte ayrımcılık.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları










































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025