Celal BAŞLANGIÇ
TBMM kapanırken CHP 4-6 Ekim tarihlerinde Abant’ta kamp yapacağını duyuruyor.
Bundan yaklaşık bir ay sonra da AKP aynı tarihlerde Kızılcahamam’da kamp yapacağını açıklıyor.
İki partinin grup başkanları üç kez görüşüyor. CHP’nin, AKP’den istediği bir tür centilmenlik anlaşması yapmak:
“Genel Başkanların konuşmaları çakışmasın. Erdoğan hangi saatte konuşacaksa biz de ona göre ayarlayalım.”
AKP kurmayları yapacakları kampta genel başkanlarının saat 10.45’le 12.00 arasında konuşacağını bildiriyor.
Bunun üzerine CHP de genel başkanının konuşma saati olarak 10.00’u belirliyor.
Geçtiğimiz hafta sonu iki parti de kampa giriyor. Liderler açılış konuşması yapacak. AKP’yle anlaşıldığı üzere CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu saat 10.00’da konuşmasına başlıyor.
Ama o da ne? Konuşmaya başlamasının üzerinden iki-üç dakika ya geçmiş ya geçmemişti ki Basın Danışmanı Okan Konuralp tarafından Kılıçdaroğlu’nun konuştuğu kürsüye bir not iletiliyor:
“AK Parti anlaşmaya uymadı. Siz başlayınca Recep Tayyip Erdoğan çıktı. Gündeme dair değerlendirmeyi saat 14.00’de yapacağım, diyerek bitirin.”
Kılıçdaroğlu da öyle yaptı; tekrar kürsüye çıkarak “malum zat”ın başka bir fikre tahammülsüzlüğünü kibarca eleştirdi:
“Konuşmamızı saat 14.00’e aldık, malum zat da dinlesin, diye. Bizim konuştuğumuz şeyler herkesin dinlemesi gereken şeyler, doğru şeyler. Sade vatandaştan en üst makama kadar hepsinin dinlemesi gereken şeyler.”
Elbette bu konuşmayı herkes dinleyemedi. Çünkü Erdoğan ağzını açsa canlı yayına geçen televizyon kanallarının çoğu Kılıçdaroğlu’nun bu konuşmasını vermediler.
Aslında yaşanan bu olay iktidar cenahında ne denli büyük panik olduğunu gösteriyor; çünkü iktidarları çatırdıyor.
Kamuoyu araştırma şirketlerinin yaptıkları anket çalışmalarında AKP-MHP ittifakının oyları yüzde 50’nin altında çıkıyor. Yüzde 40’lara kadar düştüğünü gösteren araştırmalar var.
AKP son dönemde iç politikaya dönük olarak iki ana eksende hareket ediyor.
Birincisi, kendi içindeki çözülmeyi önlemek.
İkincisi, muhalefet bloğunu dağıtmak.
Yine pek çok şirketin yaptığı anket çalışmalarında AKP’nin oyu yüzde 30’un altında görülüyor.
Gerek Babacan’ın gerekse de Davutoğlu’nun kuracağı partilerin kadroları, programları, tüzükleri ortada yokken bile AKP’nin canını yakacak oranda oy koparacağı şimdiden net biçimde ortaya çıkıyor.
Hatta bu yüzden Saray, Cumhurbaşkanı seçilmek için yüzde 50 artı 1 koşulunun yüzde 40 artı 1’e indirilmesi için nabız yokladı.
Baktılar ki bu öneri aleyhlerine işleyecek, AKP’nin güçsüzlüğünü, Erdoğan’ın yüzde 50 artı 1 desteği yitirdiğini ortaya çıkartacak, birkaç gün içinde vazgeçtiler.
İktidar, İYİ Parti’yi Millet İttifakı’ndan koparmak için HDP üzerinden operasyon başlatmıştı.
Uzun süredir yürüttüğü “HDP eşittir PKK” söylemini bir adım daha öteye götürerek “CHP eşittir PKK” noktasına taşıdı.
HDP’ye dönük operasyon sürerken CHP operasyonu da MHP Lideri Devlet Bahçeli tarafından hedefe Kılıçdaroğlu alınarak başlatıldı.
Sağlığına ilişkin bilgi kirliliği yaşanan Bahçeli, “hasta yatağı”ndan yaptığı yazılı açıklamayla Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılmasını ve yargılanmasını istedi. Hatta bu amaçla bir komisyon kurulduğunu bile açıkladı:
“Milliyetçi Hareket Partisi Başkanlık Divanı’nın da kararıyla CHP-HDP ilişkilerinin incelenmesi, CHP Genel Başkanı’nın suç teşkil eden fiili ve değerlendirmelerinin analiz ve araştırması maksadıyla bir komisyon görevlendirilmiştir.”
Aynı zamanda İstanbul milletvekilleri olan üç genel başkan yardımcısını görevlendirdiğini açıklayan Bahçeli de CHP’yi PKK’nin yanına doğru itmeye çalışıyordu açıklamasında.
“Bilhassa CHP ile HDP’nin aynı kulvar ve kumanda merkezine sabitlenmesi büyük bir sorun olarak karşımızdadır… CHP’nin şu anda takip ettiği siyaset Türk milletinin egemenlik ve tarihsel haklarıyla temelden ve bütünüyle çatışmaktadır. Bu nedenle CHP vatana ve millete alenen karşı tavırdadır. Hiç kuşku yok ki, CHP Genel Başkanı’nın ve sözcülerinin siyasi eylem ve sözleri suç teşkil etmektedir… Özellikle CHP Genel Başkanı için dokunulmazlığın kaldırılması ve mahkeme yolu ardına kadar aralanmış ve açılmıştır.”
Pek alışılmış bir durum değildir. TBMM’nin dördüncü partisi MHP, ana muhalefet partisi CHP’nin liderinin “suçlarını araştırmak” için bir komisyon kurulduğunu açıklıyordu.
Bahçeli’nin bu girişimi Demokrat Parti’nin Nisan 1960’ta kurduğu Tahkikat Komisyonu’nu andırıyordu bazı farklarıyla.
İktidar partisi DP’nin önergesi 27 Nisan 1960’da TBMM’den geçmiş 28 Nisan 1960’ta Resmi Gazete’de yayınlanmıştı. İktidar partisi “CHP’nin ülkedeki bütün yıkıcı grupları çevresinde topladığını, halkı, orduyu iktidara karşı ayaklanmaya kışkırttığını” öne sürüyordu. Tahkikat Komisyonu üç ay boyunca muhalefetin ve basının eylemlerini soruşturacaktı.
Sonrası malum. Komisyonun daha ilk ayı dolmuşken 27 Mayıs’ta askerî bir darbe yaşandı.
Sonuç olarak “içine fitne kaçmış” bir iktidar partisiyle, toplumsal desteğini her geçen gün yitiren bir liderle mevcut koşullarda yürümek çok kolay değildi.
Trump’ın da sınırlı yeşil ışık yakmasıyla bu kötü gidişten tek çıkış yolu olarak Kuzey Suriye’ye yapılacak bir askerî harekâta dört elle sarıldı iktidar bloğu.
Erdoğan ve AKP-MHP bloğunun hesabı ortada.
Kürtlerle ve bölgede yaşayan diğer halklarla çıkartılacak bir savaş milliyetçi oyların yeniden Erdoğan’ın arkasına hizalanmasını sağlayacak.
Bu savaşla; batan ekonominin, yağmur gibi yağan zamların, işsizliğin, yoksulluğun, pahalılığın üzerine; gelmesi muhtemel cenazelere yapılacağı gibi bir bayrak örterek görünmez kılınacak.
Bu savaş üzerinden; AKP içinden çıkacak partilerin önü kesilecek, partiden kopmalar önlenecek.
AKP ve ittifakları Kuzey Suriye’ye yapılacak bu askerî harekâtı siyasal gelecekleri açısından bir can simidi olarak görüyor.
Buna, devletin neredeyse kurulduğundan bu yana taşıdığı “Kürt fobisi”ni ekleyince savaş tamtamlarının neden bu kadar güçlü çalındığı ortaya çıkıyor.
Aslında bugün ekonomik ve siyasal olarak bir kriz yaşayan AKP-MHP bloğu uyguladıkları savaş politikası nedeniyle bu noktaya geldiler. Şimdi yeniden savaşarak düştükleri bu krizden kurtulmaya çalışıyorlar.
İnsanlığa düşman bir savaş döngüsünün içine düştüler; savaştıkça batıyorlar, battıkça savaşıyorlar.
Yazarlar
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları













































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.03.2023
17.03.2023
1.01.2023
17.11.2022
9.09.2022
10.07.2021
26.06.2021
22.06.2021
8.06.2021
4.06.2021