Etyen MAHÇUPYAN
Basın özgürlüğü son dönemde en fazla suistimal edilen kavramlardan biri oldu. AKP karşıtlığını Batı’ya taşıma misyonunu yüklenen bazı solcular ulusalcılarla aynı safta buluştular ve tutuklu gazeteciler konusu bir kategorik şablona dönüştü.
Bu klişenin kullanımıyla hükümetin otoriterliği ve Başbakan’ın giderek diktatörleştiği birtakım ‘uzman’ gazeteciler tarafından ‘kanıtlanabiliyordu’. Söz konusu altı boş kolaycılığın da bir ömrü vardı ve nitekim son birkaç ayda bu direnme stratejisi sönümlendi.
Ne var ki madalyonun diğer bir yüzü daha var. Bu ülkede hukuk sistemi gerçekten de basın özgürlüğünü korumuyor ve yargı mekanizması gazeteciliği potansiyel bir tehdit olarak algılıyor. Diğer bir deyişle basın özgürlüğünün olmamasını suistimal edenlerin olması, bu özgürlüğün ne denli zayıf olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Öte yandan hukuk ve yargı sistematiğinin bu yaklaşımını çok da yadırgayacak durumda değiliz, çünkü bu yaklaşım doğrudan Kemalist cumhuriyet algısıyla ve rejimle bağlantılı. ‘Genç’ Türkiye Cumhuriyeti makbul vatandaşın kim olduğunu saptarken, makbul vatandaşlığın ‘nasıl’ olacağını da belirledi. Basın ise bu süreçte eğiten ve eğitilen, yani aynı anda hem manipüle edilen hem de manipüle eden bir güç oldu. Devleti elinde tutan kadro basını kendi ideolojik uzantısı olarak gördü ve onu bu niteliği ile meşrulaştırdı. Karşılığında ise basın patronlarına ve gazeteciliğin duayenlerine imtiyazlar sundu. Böylece basın satın alındı ve yeniden üretildi. Diğer taraftan aynı devlet, basının hareket alanını da ideolojik olarak çizdi, onu sürekli tehdit altında tuttu ve bilerek iğdiş etti. Türkiye’de basın özgürlüğü anakronik bir kavram olarak ortalıkta gezinip durdu, ama basın o sürecin hiçbir anında ve hiçbir temel mesele karşısında özgür olmadı. Bu durum çok partili hayatta da zihniyet olarak devam etti ancak çeşitlenip bir yere kadar çoğullaştı. Çoğullaşmanın sınırını ise var olan siyasî partilerin menfaatlerini çizmekteydi ve basın siyasî kavganın taraflarının stratejik desteğine dönüşmüştü. Bu arada ‘merkez’ basının çeperinde tutunmaya çalışan yayın organları da kendi ideolojik mücadelelerinin esiri oldular. Haber almak ve haber vermek, Cumhuriyet boyunca gazetecilik mesleğinin ima ettiği kaçınılmaz öznelliğin çok ötesinde, kurumsal, sistematik ve kasıtlı bir öznelliğin taşıyıcılığını ifade etti.
Siyasetçiler bu durumu gayet elverişli buldular ve göreceli güçlerini ‘sahaya’ yansıtacak şekilde kullanmaktan çekinmediler. Basının hiçbir zaman olması gereken basın olmaya yaklaşmadığı bir ülkede, siyasetçiler de onları siyasî aktör olarak gördüler ve yayın tercihlerini siyasî açıdan değerlendirdiler. Böylece her siyasetçi ve her bürokratik kurum için ayrı ayrı ‘yandaş’ medyalar oluştu. Büyük ayrışma dönemlerinde ise medya ortadan ikiye bölündü ve kendi içinde cepheleşti. Basın, yaşanmakta olan kavganın parçası oldu ve olmak zorunda da kaldı. Çünkü kavganın kimin galibiyetiyle biteceğine bağlı olarak kartlar yeniden karılacak, imtiyazlar yeniden dağıtılacaktı. Dolayısıyla bu dönemler medya için bir ölüm-kalım mücadelesini ifade etti. Ayakta kalma uğraşı gazeteciliği daha da öldürdü, her haber neye ve kime hizmet ettiğine göre kıymet kazandı ve manipülasyona yatkın bir ‘gazeteci’ tipi mesleğe yerleşti.
İşin ‘güzel’ tarafı medyanın bu sisteme itiraz etmemesi, aksine ondan yararlanmayı maharet sayan bir patronaj ve yönetim kastı üretmesiydi. Basın sahipliği ve yöneticiliği devlet olanaklarının serbestçe kullanımına olanak sağlayan bir korunmuş alanın kapılarını açmaktaydı. Basın üzerinden siyasetçiye verilen hizmetin karşılığı başka alanda fazlasıyla geri alınabiliyor, kamuoyu oluşturma gücü basın ‘emekçilerinin’ siyasî nüfuz edinmesine vesile oluyordu.
Bu yapının demokrasiyle herhangi bir ilgisinin olmadığı ne denli doğruysa, ifade özgürlüğü ilkesiyle bağlantısının olmadığı da o denli açıktır. Son sızma olayında da mesele henüz bu ilkesel çerçevenin çok uzağındadır. Başbakan, elindeki her türlü siyaset imkânını kullanarak bir hedefe yürüyor ve bu tutumunu çok tali olaylarda bile değiştirmiyor. Başbakan’ın tavrı demokrat değil… Bu doğru. Ama samimi… Basın ise şu anki haliyle ne demokrat ne de samimi. Başbakan’ın kendisini demokrat diye nitelendirdiğini duymuyoruz. Ama basının içinde demokratlıkla ilgisi olmayan kişiler, sırf Başbakan’ın antidemokratik tutumlarına işaret etmekle kendilerini ‘demokrat’ kılabileceklerini sanıyorlar.
Başbakan’ı eleştirmeye devam edelim. Ama kendimizin ne halde olduğunu görmezden gelemeyiz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları





















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024