Etyen MAHÇUPYAN
Demokrasilerde yargının ilginç bir işlevi var. Yürütme ve yasama ile birlikte ‘devletin’ bir parçasını oluşturmakla birlikte o devletin ‘zararına’ sayılabilecek tasarruflara da imza atıyor. En basitinden siyasetçileri ve bürokratları kovuşturup mahkum olmalarını sağlayabiliyor. Bizim gibi yarı demokrasi olan toplumlarda ise söz konusu işlev daha muğlak bir hal alıyor, çünkü yargı mensupları zihniyet olarak çok daha devletçi ve milliyetçi bir ruh hali içinde oluyorlar. Dolayısıyla savcı ve hakimler ‘devleti koruma ve kollama’ diye tabir edilen bir göreve sahip olduklarını ve bu görevi iyi yapabildikleri oranda makbul hukuk insanları olacaklarını düşünebiliyorlar.
***
Bu görevin özellikle ‘kollama’ kısmı yargıya çok geniş hareket alanı açıyor… Çünkü kavramın sınırları belli değil ve net bir biçimde tanımlanması neredeyse imkansız. Devletin dolaylı olarak zarar göreceği varsayılan durumlarda, hatta böyle bir durumun oluşmasından ‘huylanıldığı’ anda devreye girebiliyor. Devletçi hassasiyetin kariyer açısından önemli hale geldiği ülkeler ve dönemlerde, birçok yargıcın bu tür ‘huylanmaları’ çok daha fazla yaşayacağını, giderek her vakadan huylanmaya başlayacaklarını tahmin etmek zor değil. Latin Amerika ülkelerinin durumu buna iyi bir örnek…
Diğer taraftan yargının önüne gerçekten çetrefilli davalar da gelebiliyor. Öyle ki devlete karşı suç işlemiş olduğu tespiti yapılmış birinin mahkum edilme süreci bizzat devleti açığa düşüren bir işleme dönüşme istidadı gösterebiliyor. Diğer deyişle suç isnat edilen kişinin mahkum edilmesini isteyen devlet… Ama o kişi mahkum olduğunda zarar görecek olan da devlet. ‘Devlet sırrının ifşası’ içerikli davaların hemen hepsi böyle bir özelliğe sahip…
Olayın iki yönü var… Siyasi açıdan bakıldığında sorumluluğun yürütmeye ait olduğu öne sürülebilir. Eğer dava açılması ve zanlıların suçlu bulunarak mahkum edilmesi, nihayette devlete zarar verecekse yürütmenin bu yola hiç girmemesi gerektiği söylenebilir. Ne var ki böyle bir tutum olası suç fiillerini teşvik etmek anlamına gelir. O nedenle ilgili hükümetler bu ikilemde sıkışmaktansa dava açılmasını isteyeceklerdir.
Soruşturma başladığında yargı da benzer bir ikilemle karşı karşıya kalır. Eğer suçlu gördüğü kişileri mahkum etmezse bu suçu teşvik ederek devlete zarar verecektir. Ancak o kişileri mahkum ettiğinde de ‘devlet sırrının ifşası’ eyleminin gerçekleştiğini kayda geçirmiş olacaktır. Yani faillerin ‘gerçekten de’ bir devlet sırrını açığa çıkardığına ilişkin hüküm verilecek, böylece devletin ‘sır’ olarak saklamak istediği şeyin bir anlamda kamuoyuna itiraf edilmesine vesile olunacaktır…
Demokrasiler bu ikilemden kaçmak bir yana, onu ‘koruma’ eğilimi gösterir. Çünkü demokrasilerde hem devletin elinde eşitsiz bir güç bulunur, hem de ‘gerçekte’ ona kimin hakim olduğunu da her zaman denetlemek mümkün olmaz. Dolayısıyla devletin sırlarının bilinebilir olması bile demokratik bir gözetim unsuru olarak değerlendirilir.
***
Bizde ise durum daha karmaşık… Örneğin Enis Berberoğlu’nun mahkumiyeti ile biten dava da bu türden bir ikileme sahip ve uzun vadeli sonuçlarını öngöremiyoruz. Çünkü Berberoğlu’nu mahkum etmek, aynı zamanda ona atfedilen eylemin ‘içeriğinin’ gerçek olduğunu öne sürmeyi gerektirebilir. Nitekim kararın gerekçesinde, aynı haberi daha önce yayımlayan Aydınlık gazetesinin ‘devlet sırrını ifşa etmediği’ oysa Cumhuriyet’teki yayının bunu yaptığı söylenmekte. Bir yanda devlet sırrını afişe edenin cezalandırılması isteği, diğer yanda ceza ile birlikte devlet sırrının resmen afişe edilmesi… Hangisi daha zararlı, bilmek gerçekten zor… Özellikle demokrasiyi esas olarak bir seçim yöntemi olarak algılayan devletçi yönetim geleneğinin mirasçısı olduğumuz için.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları


















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024