Gökhan BACIK
Seküler ihvan kavramını metaforik olarak Türkiye’de seküler çevrelerin seçkinlerinin de esasen pratik olarak bir cemaat anlayışı ve formu içinde olduklarını anlatmak için kullanıyorum.
Hatta bu durum büyük ölçüde Batı Avrupa için de geçerli: Avrupa’da da neredeyse dini bir cemaat şeklinde davranmakta olan bir seküler ihvan olduğunu söylemek mümkün.
Gerek Avrupa’da gerek Türkiye’de olmak üzere seküler ihvan genelde sosyal demokrat çevrelerin oluşturduğu içine katılmayı neredeyse tamamen engelleyen bir çeperle çevrili bir grup.
Bu grup değişik ülkelerdeki mensuplarını haklı olarak kollamakta ancak bunu yaparken bazen bir cemaat mantığıyla neredeyse sadece kendi mensuplarını demokrasi kavgasının yegâne mağduru ve aktörü olarak görmektedir.
Örneğin, birbirine demokrasi davasına hizmetlerinden dolayı ödül vermekten bıkmayan seküler ihvanın üyeleri nadiren başka cemaatlerin mensuplarına ödül verir.
Seküler ihvan kendi cemaatinin bir üyesinin mağduriyeti için Avrupa’yı ayağa kaldırırken eğer bu ihvana mensup değilseniz hele politik kimliğinizde dindar bir ton varsa asla eşit muamele görmezsiniz.
Sosyal demokratların hem Türkiye hem Avrupa’da kitlelerin ilgisini kaybetmesinin bir nedenin de bu içine kapanık cemaat yapısı olduğunu hatırlatıp, seküler ihvan ve Erdoğan konusuna dönmek istiyorum.
Erdoğan’ın kâğıt üzerinde önemli bir rakibi olan seküler kesime ve özellikle onların seçkinlerine yönelik sanılanın aksine çok dengeli bir siyaset izlediğini düşünüyorum.
Dahası, gelinen noktada seküler kesimin parlak beyinleri bile Erdoğan’ın stratejisinin önlerine attığı bütün tuzaklara düşmüş görünüyorlar.
Şunu peşinen yazmak gerekiyor: Erdoğan’ın seküler mahalleye kısa ve orta vadeli yönelik stratejisi onları yok etmek değildir.
Erdoğan’ın temel beklentisi seküler kitlenin ve özellikle aydınlarının İslamcı siyasal rejimi meşrulaştıran bir konumda kalmasını sağlamaktır.
Medyadan örnekle açıklayayım: Erdoğan söz gelimi Yeni Şafak gazetesini kendi düşüncelerinin topluma bir aktarıcısı olarak görür. Ancak Erdoğan NTV kanalını kendi düşüncelerinin bir meşrulaştırıcısı olarak görür.
Dolayısıyla seküler seçkinler doğal olarak İslamcılığın savunucusu olamaz ancak pek ala paradoksal olarak meşrulaştırıcısı olabilir.
Nitekim eğer İslamcılığın topluma yayılmasında bir numaralı görevi Yeni Şafak gibi medya organları yapmış ise de ulusal ve uluslararası düzeyde meşrulaştırılmasında en büyük rolü NTV gibi organlar yapmıştır.
Nitekim bu bağlamda Erdoğan seküler aydınların iki temel konuda kendi stratejisini meşrulaştıracak pozisyonlar almasını istemektedir.
Bunlardan ilki Kürt sorunudur. Erdoğan için CHP tabanının hatırı sayılı bir kesiminin Kürt siyasetine yönelik tepkisi stratejik olarak bir hazinedir.
Burada Erdoğan, seküler aydınların CHP’ye oy veren geniş kitlelerin Kürtlere yönelik alerjisini tedavi edecek biçimde davranmasını istemez.
Erdoğan gün gelir Kürtlerle yine masaya oturabilir ancak CHP tabanının Kürtlerle olan alerjisinin sabit kalmasını ister. Siyasetin temel kurallarından birisi de yönetemediğin ama lehine olan durumun sabit kalmasını istemektir.
CHP tabanının bir kesiminin sabit haline gelmiş Kürt alerjisi yüzünden böylece Erdoğan Kürtlerle kavga ederken de diyalog yaparken de kazançlı çıkan olur.
İkinci konu, Erdoğan’ın Gülen Cemaati ile olan savaşıdır. Erdoğan burada da seküler aydınların kendi siyasetini meşrulaştıran bir rol oynamasını istemektedir.
Erdoğan, Gülen Cemaati ile mücadele üzerinden bir düzen kurmaktadır. Dolayısıyla şu ince noktanın farkındadır: Seküler aydınların Gülen cemaati karşıtlığı son tahlilde Erdoğan’ın amaçladığı siyasal dönüşümde kullanılacak enerjiye katkı sağlamaktadır.
Bazı örnekler vereyim: Önde gelen seküler isimlerden birisi tutuklanıp mağdur edilince “tutuklandığıma üzülmüyorum ama FETÖ üyesi olarak suçlanmak bana ağır geldi” demiştir.
Göz altına alınan başka birisi ise “suçlandığım dosyayı cemaatçi hakimler kaç yıl önce hazırlamış” demektedir.
Benzer açıklamalar Erdoğan’ın stratejisine uygun durumlardır. Çünkü bu açıklamalarda ülkedeki temel sorunların kaynağı olarak Erdoğan gösterilmemektedir.
Bir iktidarın sanırım mutlu olacağı anlardan birisi ülkede mağdur edilen insanların iktidardan önce başka bir grubu suçlamasıdır.
Peki, seküler aydınlar neden bu tür konularda Erdoğan’ı da sıkıştıracak bir alternatif bir söylem üretemiyor aksine istemese bile onun siyasetini meşrulaştırma tuzağına düşüyor?
Bu sorunun cevabı seküler seçkinlerin bir politik cemaat şekline dönüşmüş olmasından kaynaklanıyor.
AKP ve Gülen Cemaati örneklerinde şunu kabul etmek gerekiyor: İslami hareket ülkenin bugünkü feci duruma gelmesinde doğrudan sorumludur.
Ancak ülkenin bugünkü duruma gelmesinde ve bugünkü durumdan çıkamamasında seküler mahalle ve onların seçkinlerinin de sorumluluğu bulunmaktadır.
Ancak artık bir ihvana dönüşmüş seküler seçkinlerin sadece kendi aralarında karşılık bulunan muhalefet söylemi memlekette pek bir işe yaramayan bir tören diline dönüşmüş haldedir.
Bu seküler cemaatçi söylemin üç büyük sorunu var: İlk olarak, seküler mahalleyi rahatlamaktadır ki etkin bir muhalefet için bu iyi bir şey değildir. Kitleyi rahatlatan söylem baştan yanlıştır. Aksine muhalif söylem rahatsız edici olmalıdır.
İkinci olarak ülkede olup biten sorunların kalıcı bir dönüşüme gittiğini hakkıyla dile getirememektedir. Bu söylem, krizin büyüklüğünü olduğundan daha küçük gösteren bir söylemdir, dahası anlamsız bir iyimserlik pompalamaktadır.
Son olarak, başka büyük mağdur kitlelerin sorunları hakkında (mesela Kürtlerin, Gülen cemaati mensuplarının) çekingen yahut sessiz kalan bir söylemdir.
Kim geçmişte ne hata yapmış olursa olsun mağduriyetin bağlamsız ve zamansız olduğunu ve mağdurun mutlak savunulması gerektiği ilkesini ıskalamaktadır.
Yazarlar
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2026
25.01.2026
20.01.2026
13.01.2026
7.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
21.12.2025
7.12.2025
16.11.2025