Gökhan BACIK
Bir festival kapsamında bile olsa İstanbul semalarında uçan Rus yapımı S-35 jetleri, Türk dış politikasında artık çok şeyin değiştiğini gösteriyor.
TASS ajansına konuşan bir Rus yetkili, iki ülkenin S-400 savunma sisteminden sonra Su-35 jetleri için de pazarlık yaptığını ifade etti. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan da ABD’nin satmaktan vaz geçtiği F-35’ler yerine Su-35 jetlerini alabileceklerini söyledi.
Suriye krizinin başlangıcını milat kabul edersek sekiz yıl içerisinde yaşanan büyük değişimi şöyle özetlemek mümkün: Rusya, bir NATO üyesi olan Türkiye’yi nüfuz alanına sokmayı başardı. Bugün Rusya, sadece dış politikada değil savunma, silahlanma ve hatta Kürt sorunu gibi Türkiye için hayati konularda önemli bir etkiye sahip.
İşleyiş olarak Türk-Rus ilişkilerini 19. ve 20. yüzyılın erken dönemindeki Batılı güçler ile Çin arasındaki “eşitsiz anlaşmalara” benzetebiliriz. O dönemde İngiltere ve Çin arasında olduğu gibi bugün Türk ve Rus ilişkilerinde temel bir eşitsizlik mantığı var: Buna göre pek çok konuda nihai kararı Rusya veriyor.
İki ülkenin vatandaşlarının yararlanacağı vize serbestliğinden, Rusya’ya gönderilen domatesin iadesine kadar her konuda Moskova neredeyse bir veto yetkisine sahip. Türkiye ise bir tür müzakere edici ülke olarak görünüyor.
Dahası, yakın tarihte görülmediği biçimde ülke içinde yükselen milliyetçi dalga, ki zaman zaman her telden bir yabancı düşmanlığı şeklinde tezahür ediyor, asla Rusya’yı sorun etmiyor.
Ne Erdoğan’ın ne ortağı MHP’nin Türkiye üzerinde artan Rusya etkisinden rahatsız olduğuna dair bir veri yok. Gerek İslamcılığın gerek Türk milliyetçiliğinin 19. Yüzyılın sonundan beri yaşadığı evrimi düşünürsek, Rusya konusunda endişesiz bir Türk siyasal aklının doğmuş olması her açıdan küçük bir mucizedir.
Nitekim, Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yakın zamanda konuyla ilgili yaptığı açıklamalarda ilginç ifadeler kullanmıştır. Bakanın açıklamalarına göre Türkiye, ABD ve Rusya arasında tercih yapmayacaktır. Yani bir bakıma artık ABD ve Rusya eşit düzeyde vazgeçilmezdir. Yine Bakan, Türkiye’nin artık ABD’nin kontrolünde olmadığını söylemektedir. ABD’nin bunu anlayıp Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkilerini sindirmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda sadece siyasileri tartışmak yanıltıcı olur. Türk-Rus ilişkilerinin bugün geldiği noktanın en önemli mimarlarından birisi de şüphesiz Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’dır.
Kulağa tuhaf gelse bile eski bir NATO generali olan Akar, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin arkasındaki önemli aktörlerden birisidir. Unutmamak gerekir ki Akar, S-400 sisteminin alınmasını bir “bağımsızlık ve egemenlik” sorunu olarak nitelemiştir.
Ne var ki, Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasının tam orta göbeğinde izah edilmesi zor büyük bir gerilim var: Rusya, Türkiye’nin Suriye siyasetinin akamete uğramasına yol açan bir numaralı ülkedir.
Herkes biliyor ki Şam rejimi Rusya’nın – ve elbette İran’ın – sayesinde ayakta kaldı. Yani, İslamcıların en büyük dış politik yenilgilerinin dolaylı hatta bazı açılardan doğrudan nedeni Rusya’dır.
Benzer dinamikleri hesaba katınca Türkiye’nin Rusya’ya yönelik siyasetini salt ulusal güvenlik ve ulusal çıkar bağlamında açıklamanın mümkün olmadığı anlaşılıyor.
Belli ki bunlarla beraber 15 Temmuz sonrası Türkiye’de oluşan siyasal statükonun yön arayışı da belirleyici durumda. Dolayısı ile “efendim geçmişten beri ne zaman Batı ile aramız bozulsa Rusya’ya dengeleme için yaklaşırız” açıklamaları bugün için geçerli değildir. Bugünkü Rusya siyaseti bir dengelemeden ziyade büyük ölçüde ideolojik tercihlerden kaynaklanıyor.
11 Eylül saldırılarından sonra bütün dünya radikal terörü tartışırken, Türk muhafazakar kamuoyu bu konuları asla tam olarak ciddiye almadı. Aksine tartışma entelektüel düzeyde bile küresel terör komplo teorileri ile birlikte sürdürüldü. Hatta, Türkiye’de El Kaide’nin yaptığı bombalama eylemler bile bu ilgisizliği kökten sarsamadı.
Türkiye’de dindarların bu konunun ciddiye alması Suriye krizi ve IŞİD ile mümkün oldu.
Bu örneği şunun için verdim: Türkiye kamuoyunun seküler ve muhafazakar kısımları bazı konuları eskiden beri ciddiye almaz. Bu bağlamda seküler çevreler de Türkiye’nin asla Batı’dan kopmayacağını düşünüyorlar. Tarihsel ve başka dinamiklerin asla buna izin vermeyeceğini düşünüyorlar.
Dış politikanın tanımlanmamış ve gerçekçi biçimde ortaya konmamış dinamiklere göre işlediğini kabul etmek bir tür metafizik okumadır ve karşılığı yoktur.
Siyasi tarihe bakanlar pek çok ülkenin son 50 yılda ne kadar çok taraf değiştirdiğini kolaylıkla görebilir. Hiç vakti olmayanlar ABD Başkanı Jimmy Carter’ın 1977 yılında Tahran’da Şah’ın verdiği yılbaşı partisi konuşmasına bakabilir. Carter bu konuşmada İran’ı “istikrar adası” olarak önde gelen bir müttefiki olarak tanımlamış ve İran Şahı ile kadeh kaldırmıştı.
Bu tartışma, Türkiye Batı’dan mutlaka kopacaktır anlamına gelmiyor. Ancak Türkiye’nin Batı’dan kopması mümkündür ve bunu bir imkansızlık olarak görmek yanlıştır.
Burada belki de Türkiye’nin Batı’dan kopmasından korkan Türkleri rahatlatacak olan Putin’in gerçekçiliğidir. Şöyle ki Putin, Türkiye’yi Batı’dan koparmaktansa Batı bloku içinde bir kanayan yara olarak tutmayı tercih edecektir.
Türkiye’nin NATO ve Rusya arasında bugünkü durumda kalması bir yandan hem NATO’nun çalışma düzenini sarsmakta diğer yandan da “Türkiye hala bizim müttefikimizdir” düşüncesini yaşattığı için Batılı ülkeler arasında bir paniğe neden olmamaktadır.
Ancak, Türkiye’de bir jenerasyona öğretilen beylik lafı hatırlarsak artık şunu demek mümkün: Rusya, yüzyılladır gerçekleştirmek istediği ama başaramadığı hayali İslamcı dönemde gerçekleştirdi ve sıcak denizlere indi. Vaziyete göre de bundan mutsuz olan pek Türk yok.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları






























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2026
25.01.2026
20.01.2026
13.01.2026
7.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
21.12.2025
7.12.2025
16.11.2025