Hasan CEMAL
İnsanın kendi kendisiyle hesaplaşması...
Benim peşimi hiç bırakmadı.
Özellikle siyasal konularda öyle.
İç muhasebe hep ensemde dolaştı durdu.
Siyasal, ideolojik günahlar, sevaplar...
Zaman içinde yer değiştiren doğrular ve yanlışlar...
İnsan hayatını zindana çevirebilen iç çelişkiler...
Yaşamda hatalar yaptığımı, yanıldığımı, bazen içimi fena halde acıtsa da, yalnız kabullenmeyi değil, itiraf etmeyi de öğrendim.
Kendi kendimi eleştirmeyi ihmal etmedim.
Daha önemlisi, yıllar yılı beynimi birtakım klişelerden azade kılmak için gayret ettim.
Aklımı tutsak eden birtakım klişelerden kurtulmak ve özgürleşmek için çaba sarf ettim.
Zincirleri kırmak gibi bir şey yani...
‘Zincirleri kırabilme’nin öncelikli yolu ise, beni yalanda yaşatmak isteyen resmi ideolojilerle, devletçi kafalarla mücadele etmekten geçiyordu.
Bağımsız ve eleştirel düşünmekten geçiyordu.
Ne kadarını yapabildim?
Bunun için ne kadar cesur olabildim?
Yürekli davrandım?
Bilemiyorum.
Çünkü hiç kolay değildir bunu yapmak.
Yalnızlaşabilirsin.
Hatta kendi başına kalabilirsin.
Sevenlerin fena halde azalabilir.
Herkes seni sevmez!
Issız adam olabilirsin.

Yeri geldiğinde itiraf etmesini bilmek...
Ayrıca, bizde itiraf geleneği yok gibidir.
Sanıyorum, Müslümanlığın da payı vardır bunda...
Özellikle siyasal konular devreye girince, yaşadığını olduğu gibi yazmanın zorluk derecesi artar bizim ülkemizde.
1990'lı yılların sonuna doğru Kimse Kızmasın Kendimi Yazdımadını taşıyan siyasi öz yaşam öykümü yazarken nasıl kıvrandığımı hatırlıyorum.
Türkiye’de özellikle 1960’larda, 1970’lerin başında yaşanmış‘siyasal kötülükler’den kendi payıma düşenleri ayıklamak ve kâğıda dökmek hiç de kolay olmamıştı.
Belki de insanın macerası böyle…
Satır başlarıyla değindiğim bütün bu açılardan, Günter Grassbende hep hayranlık uyandırdı.
Niye mi?
Doğru bildiğini eğip bükmeden söyleyebildiği için…
Aykırı düşünmekten korkmadığı için…
Sözünü sakınmadığı için…
Yeri geldiğinde itiraf etmesini bildiği için…
Ve büyük bir romancı ve entelektüel olarak herkes beni sevsindiye bir derdi olmadığı için…
Almanya’nın en tartışmalı romancısı olmaktan çekinmediği için…
Bunlardan dolayıdır ki, geçenlerde kaybettiğimiz büyük romancı ve entelektüel Günter Grass’ı hep sevdim ve kendisinden etkilendim.
Doğru bildiğini söyleyerek Almanya'da kıyameti koparmıştı
Ölene kadar hep bildiğini okudu Günter Grass.
Düşündüğünü çekinmeden ifade etti.
O kadar ki, Berlin Duvarı 1989’da yıkıldıktan sonra Almanya’nın birleşmesine karşı çıkabilecek kadar bağımsız ve cesurdavranabilmişti.
1990’ların başında kendi ülkesinin bir konfederasyon çatısı altında iki parça kalmasını savunduğunda, ‘Birleşik Almanya’nıninsanlığın başına yeniden bela olabileceğini söylediğinde Almanya'da kıyamet kopmuştu.
Ama o doğru bildiğini söylemeye devam etti.
Nazi olduğunu 60 yıl gizledi!
Günter Grass, 2007’de çıkan anılarının bir yerinde şöyle der:
“1967 yılıydı. 39 yaşındaydım. Tel Aviv’de bir üniversitede konuşmak için davet almıştım. O zamanlar hep maraza çıkaran bir yazar olarak şöhret sahibiydim. Çünkü halının altına süpürülerek gizli tutulmak istenen şeyleri açığa çıkaran, bunların üzerinde zıplayan tarafım hoşa gidiyordu.” (*)
Ama burada ilginç bir unutkanlık da vardı.
Günter Grass, 1967 yılında Tel Aviv'deki o üniversitede Alman Yahudilerinin çoğunlukta olduğu bir topluluk önünde konuşurken, halının altına süpürülmüş birçok şeyi yürekli biçimde anlatırken enteresandır, belki de bir şeyi unutmak işine gelmiştir:
Kendisinin bir zamanlar SS olduğunu!
Günter Grass, Hitler’in Nazi Partisi'nin en kıyıcı kolu olan, 6 milyon Yahudi'nin gaz odalarında yok edilmesini, yani Holokost'u planlayan ve uygulayan SS'lerin gençlik örgütüne (Hitler Jugend) üye olduğunu tam 60 yıl boyunca gizlemişti.
Günter Grass 2007’de yayımlanan anılarında bundan dolayı duyduğu utanç ve nedameti itiraf ederken, dışa vurduğu duygu ve düşünceleri de ilginçti.
Günter Grass, altmış yıl boyunca kendine sakladığı bu kirli sır yüzünden geçen yıl çok eleştirildi.
Bu daha önce açığa çıkmış olsaydı, acaba 1999’daki Nobel Edebiyat Ödülü’nü alabilir miydi diye sorgulandı.
İlginç eleştirilerden biri, Avrupa'nın önde gelen entelektüellerinden İngiliz tarihçi ve gazeteci Timothy Garton Ash’ten gelmişti.
Özeti şöyleydi:
“Bir söz vardır, ‘Hiç günahı olmayan ilk taşı atsın!’ diye... Günter Grass, ünlü bir yazar olmasından itibaren kırk küsur yıl boyunca hep ilk taşı atan oldu. Amerikan emperyalizmi ve kapitalizmineyıldırımlar yağdırdı. Auschwitz’in temelini bir zamanlar Birleşik Almanya’nın attığını belirterek iki Almanya'nın birleşmesine karşı çıktı. Bütün Alman muhafazakâr liderlerini, Adenauer’ı, Kohl’u yerden yere vurdu. Ancak, Almanya'nın Nazi geçmişiyle yüzleşme konusundaki yanlışlarını eleştirirken, kendisi bu yüzleşmeyi 60 yıl boyunca yapmadı, kendi SS geçmişini sakladı.”(**)
'Benim Almanyam böyle bir şey yapmış olamaz!'
Günter Grass, kendi Nazi geçmişinden bir sohbetinde şöyle söz eder:
1945 yılında ben 17 yaşındaydım. O dönemdeki Nazi ideolojisinin etkisi altında kalmıştım.
12 yıl boyunca Nasyonal Sosyalistler’in tüm dünyaya yaşattığı vahşetin gerçekliğini kabul etmedim.
Olanları inkâr ettim.
‘Almanlar böyle bir şey yapmış olamazlar’ dedim.
Sonra resimler görmeye başladım. Ölüm kamplarından gelen resimler...
Cesetler büyük dağlar halinde yığılmıştı.
Ama yine de“Benim Almanyam böyle bir şey yapmış olamaz” diye düşünüyordum.
Her şeyin bir propaganda olduğuna inanmak istedim.
Ondan sonra yavaş yavaş da olsa, bunun gerçek bir vahşet olduğunu kabul etmek zorunda kaldık. Benim neslim ve benden sonraki nesil için bu hiç de kolay olmadı. Bu konularla yeniden yüzleşmek büyük zorluklarla oldu.
Ama bu gerçekleşti.
Almanya’da bu zorlu iş yapılabildi.
Uzun süre yaşananlar Almanya’da da kabul edilmedi. Başkaları ‘hayır’ dedi.
Ama geçmiş her zaman karşımıza çıktı...
“Geçmişi çok tartıştık, yeter artık, ileriye bakalım” diyenler de oldu Almanya’da.
Böyle bir yaklaşıma çok temkinli bakmak gerekiyor.
Şöyle bir olayı hatırlatmak istiyorum.
Yıl 1970.
Willy Brandt Batı Almanya Başbakanı olarak Varşova’ya gitmişti.
O seyahatte kendisine ben de eşlik etmiştim.
Willy Brandt, binlerce Polonyalının, binlerce kişinin ölüm kamplarında götürüldükleri noktada diz çöktü ve özür diledi. Bu diz çökme jesti Almanya’da büyük tepkilere yol açtı.
Ama diğer tarafta Polonya’da büyük bir rahatlamayla kabul gördü. İlk kez bir Alman, resmi bir şekilde Polonyalılardan özür diliyordu. (***)
Ben kendimi soğan gibi soyabildim'
Günter Grass kendi geçmişiyle, kendi ülkesinin tarihiyle hesaplaşırken sözü İstanbul’da, 2010 yılı baharında 1915’e, Ermeni Soykırımı’na getirerek şöyle demişti:
“Ben geçmişimin gerçeğine bakabildim; gözlerimi yaşartsa da, kendimi soğan gibi soyabildim; siz de kendi tarihinizle, Ermenilerin bu topraklarda yaşadıklarıyla yüzleşebilmelisiniz.”
Şöyle devam etmişti aynı sohbette:
“Geçmiş tecrübelerimden bir ülkenin tarihiyle yüzleşmesinin ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyorum. Onun için söylediklerimi rahat ve çok hafif bir şeymiş gibi söylemiyorum. Türkiye kendi tarihiyle yüzleşmelidir. Almanya bunu başardı. Türkiye’nin de bu süreci başaracak güçte olduğunu düşünüyorum. Bu, Avrupa’ya gidecek yoldaki ilk ve en önemli adımdır.”
Günter Grass 2010’da neler söylemiş?
Türkiye bugün nerede?
Ben de oturmuş neler yazıyorum?
Ne kadar hazin değil mi?
'Tıpkı Sisifos gibiyim'
Yazımı yine Güner Grass’la noktalamak istiyorum. Kafadan Doğumlar isimli romanının bir yerinde şöyle der:
Sisifos...
Tıpkı onun gibiyim.
Kayayı tam yukarıya taşımışsın ve hoop, kaya gene aşağıda.
Sen yukarı itiyorsun.
O hemen aşağı kayıyor.
Bir ömür boyu...
Kaya bana anlam katıyor.
Kaya kayadır işte.
Hiçbir tanrı, tanrılar onu elimden alamaz.
Tabii Sisifos’a teslim olup kayayı dağın tepesinde bırakırlarsa o başka.
O zaman sıkıcı olur.
Arzulanacak bir şey kalmaz.
Peki ama benim kayam ne?
Sözcük üstüne sözcük yığma eziyeti mi?
Kitabı izleyen, izleyecek kitap mı?
İyi pazarlar!
* Günter Grass, Peeling The Onion, A Memoir, Harcourt, Inc. 2007.
** Timothy Garton Ash, The Road From Danzig, The New York Review of Books, 16.08.2007.
*** Günter Grass’ın 2010 yılı baharında İstanbul’da yaptığı bir konuşmadan.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Terörsüz Türkiye! İyi güzel, peki ya demokratik Türkiye?..
14.04.2025 - Ankara-İmralı-Kandil üçgeninde hava olumlu
3.03.2025 - Silahlara veda zamanı... Hoş geldin barış!
28.02.2025 - Erdoğan "eyy TÜSİAD" diye bağırdı, polis anında başkanları topladı!
20.02.2025 - Yine CHP'nin önemi üzerine..
13.02.2025 - Dostluklar insanı ayakta tutar!
28.11.2024 - CHP'nin önemi
12.11.2024 - Terör ve şiddete lanet olsun!
24.10.2024 - Açık mektup!
27.08.2024 - Ortadoğu cehennemine Gazze'ye BARIŞ gelecek mi?
20.04.2024
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT15 yıldır değişmeyen zihniyet, karartılan meclis 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları

















































































Selahattin tuzcu
tek cümleyle fikrimi söyleyeyim DEHŞET