Merve Şebnem Oruç
Bayramın ikinci gecesi Çanakkale’den feribotla Kilitbahir’e geçtim. Yola devam etmeden evvel Saros Körfezi’nde kamp yapan arkadaşlarımı ziyaret edip bir çaylarını içtim. Sohbet uzadı, İstanbul’a doğru yola çıktığımda saat gecenin ikisi falandı.
Bir tane bile aracın geçmediği saatlerde Gelibolu Yarımadasıyollarında bana eşlik eden iPod’umdaki şarkılardı. Shivaree’nin Goodnight Moon’u çalarken grubun solisti ‘abla’nın en az on beş yıl önce tesadüf ettiğim bir röportajı geldi aklıma; anlattığı bir anı nasıl olduysa zihnimdeki gereksiz bilgiler arasına sızıvermişti.
Artık siz deyin Los Angeles, ben diyeyim Chicago bir yerlerde araba kullanırken bir kaza geçirmiş, ya da kaza geçirmek üzereymiş de ucuz kurtarmış. O sırada radyoda Mariah Carey çalıyormuş. Şoku atlattığında şöyle demiş hanım ablamız kendi kendine; “Bugün ölseydim o an radyoda gelişigüzel çalan bir şarkıyı dinliyor olacaktım ve bu çok kötü olacaktı. Eğer ölürsem çok güzel bir şarkı eşliğinde ölmek isterim, detone bir kadının korkunç çığlıkları arasında değil.” Bir alternatif müzik şarkıcısı kibriyle Mariah Carey’i de iki dakikada yerin dibine gömen solist, o günden sonra karar vermiş; anlık da olsa sevmediği hiçbir şarkıyı dinlemeyecekmiş, anı yaşarken bile seçici olacakmış, çünkü her an ölebilirmiş.
Yalnız çıkılan uzun yolculukların sessizliği zihninizi tonla iç sesle doldurur malum. O sesleri bastırmak için açtığınız müzik yeni yeni başka seslere, karanlığa saklanmış anılara, hafızanıza ne ara yerleşip de küf tuttuğuna şaşırdığınız malumatlara kapı aralar. Ben de işte böyle bir yandan zifiri karanlığın içinde nereye gittiğimi bilmez şekilde araba sürerken, o röportajın açtığı kapıdan daldım girdim içeri ve düşünmeye başladım: Acaba nasıl ölmek isterdim? Ne yaparken ölmek güzel olurdu?
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, gecenin kör karanlığında ışıl ışıl ışıklandırılmış Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi önümde belirip yanımdan geçip gittiği an afalladım. Şehitliklerin arasından, binlerce, yüzbinlerce şehidin yanından geçiyordum. Elim ayağım birbirine karıştı, apar topar müziği kapatmaya çalışırken neredeyse yoldan çıkıyordum. “Gecenin sulhunu, buranın ruhunu böylesine paldır küldür çıkagelip bozmaya utanmıyor musun? Bu ne cüret?” dercesine arkamdan havlayan köpeklerden bile utandım.
İlerledim. Bir yandan düşünüyordum. Kaza bu, her an her şey olabiliyor hayatta, ben de az evvel ölebilirdim. Biraz daha ilerledim. Az önce ölsem şehitlerin arasından geçerken aptalca bir şarkı dinliyor olacaktım. Biraz daha ilerledim. Ellerim ayaklarım karıncalanıyordu. Biraz daha ilerledim. Önümdeki ve arkamdaki karanlık beni yutuyor ve hiç bitmeyecekmiş gibi hissettiriyordu. Daha fazla ilerleyemedim. Az evvel ölsem son nefesimi utanç içinde verecektim.
Sağa çektim. Gecenin içinde yanıp sönen kırmızı sinyal lambasının ritmiyle kalp atışlarımın normalleşmesini bekledim. Buranın gündüz vakti bile insanı sarıveren tarifsiz bir maneviyatı var, bilirsiniz. Gecenin bir yarısı ne hissettiğimi tarif etmek, belki ancak o duyguyu milyonla çarpın dersem mümkün olur. Bekledim. Gökyüzündeki binlerce yıldıza bakarak etrafımdaki binlerce şehidi düşündüm. Onlar olabilecek en güzel şekilde ölmüşlerdi. Analarının kınalı kuzuları, babalarının biricik oğulları, “Ama daha çocuk...” yaştaki Ahmetler, Mehmetler, Yusuflar yuvalarını bırakıp buraya ölmeye gelmişlerdi. Allah yolunda, vatan uğruna, istiklal için, bizim istikbalimiz için canlarını vermişlerdi.
Durdum. Nasıl da patavatsız, çat kapı girmiştim buraya. Öylece durdum. Nasıl da densizce, hoyratça sürüyordum arabayı. Kendimi affettirmek, kendimi affetmek için durdum, durdum.
İki saat sonunda tekrar motoru çalıştırabilmeme sebep, kazaya ve kadere iman edenler olarak, başardığımız iyi işler gibi yaptığımız hataları da, kendimizi büyütecek kadar önemsersek bunun da hata olacağını fark etmemdi. Küçücüktük, ehemmiyetsizdik, önemsizdik; dertlerimiz, tasalarımız, endişelerimiz de işlerimiz, güçlerimiz, hayallerimiz kadar kıymetsizdi. Şehit kanıyla yıkanmış, vatan kalbinin attığı, Allah aşkının fışkırdığı yerden, meçhule gidercesine buraya gelip canını feda edenlerin arasından usul usul geçerken, nasıl ölmek istediğimiz gibi saçmasapan sorularla değil nasıl yaşamamız gerektiğiyle meşgul olmak gerektiğini düşünüyordum. Ölüm bize habersiz gelecekti. Hazırlıksız yakalanmamak için hayatın her gününü, her anını ona göre yaşamak gerekliydi.
Gelibolu’yu arkamda bırakırken en son ne zaman “Az kalsın ölüyordum,” hissine kapıldığımı hatırlamaya çalışıyordum. Onu anımsayamadım ama “sanırım birazdan öleceğim,” diye düşündüğüm son an geldi aklıma. 15 Temmuz gecesi 2:30 civarı Vatan Caddesi’nden ayrılıp geldiğimiz Saraçhane Meydanı’na girerken öyle hissetmiştim. Siren sesleri, silah sesleri ve sela sesleri arasında karanlıkta cep telefonumla son videomu çekmiş ve sosyal medyaya göndermiştim. En son babam aramıştı. Ancak “İyiyim, merak etmeyin,”diyebilmiştim, şarjım bitmişti. “Herhalde bu gece ben de burada öleceğim ve son sözlerim bunlar olacak,” diye düşünmüştüm o an. Oysa akşamüstü evden sadece arkadaşlarla çay içmek için çıkmıştım. Ramazan bitmişti, bayram geçmişti. Büyük büyük laflar ederken çay eşliğinde “Ne olacak bu memleketin hali?” diye dertli dertli sohbet ediyorduk. Derken haberi gelmişti; darbe oluyordu. Savaş uçaklarının üstünde uçtuğu İstanbul düşman tarafından işgal edilmiş, sanki işgalci kuvvetler Saraçhane meydanına indirilmiş gibiydi. Ve insanlar, kadın erkek çoluk çocuk demeden, içlerindeki Çanakkale ruhuşahlanmışçasına oraya gelmişti. Kimi vuruluyor, kimi şehitleri ve yaralıları meydandan alıp götürmek için koşuşturuyordu. Sanki perde kalkmış ve hakla batıl birbirinden siyahla beyaz gibi ayrılmıştı. Küçücüktüm, önemsizdim, ehemmiyetsizdim. Akşamüstü ettiğimiz büyük büyük lafların, paylaştığımız dertlerin hiçbir önemi yoktu. Kuş gibiydim. Kalbim oradaki yüzlerce sıradan insan gibi ferahtı, rahattı. O gece ölmek için güzel bir geceydi.
Biliyorum her gün 15 Temmuz yaşanmıyor, her gün 15 Temmuz günündeymiş gibi de yaşanmıyor. O gün ölmek bizim nasibimizde yokmuş. Ama bir gün öleceğiz elbet ve o gün güzel ölebilmek için her günü o güzellik neyi gerektiriyorsa öyle yaşamak gerek.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları






























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.02.2020
4.02.2020
5.01.2020
29.12.2019
8.02.2019
29.07.2018
22.07.2018
15.07.2018
12.07.2018
5.02.2018