Metin Karabaşoğlu
Mütedeyyin camia içerisinde, başkasına nizamat vermekle var olmayı iş edinen kişileri tarif için kullanılan bir ifade vardır: ‘din jandarması.’ İçlerinde her yaş, cinsiyet, mezhep ve meşrepten kişiye rastlanmakla birlikte, din jandarmalarının ağırlıklı olarak belli bir yaşın üstünde ve erkek olduğu da görülür. Bu kişilerin din anlayışının merkezinde kendileri vardır; dinin nasıl anlaşılacağı ve yaşanacağı konusunda sözümona ‘otorite’dirler ve en önemli görevleri başkalarının yanlışını düzeltmek, onlara da kendilerindeki bu doğruyu dikte etmektir. Bu ‘dikte’nin kapsama alanında ise sırasıyla gençler, kadınlar, çocuklar, kendileri dışındaki dindarlar ile sekülerler, yani kendileri hariç herkes yer alır.
Bu kişilerin geçelim bugünün şartlarını, dün de başkaları bir yana bizzat dindarların çoğu nezdinde pek makbul görülmediği kanaatindeyim; haklarında üretilmiş tanım da bu kanaati doğruluyor. Belki daha bağımlı kişilikler üzerinde bir derece etkileri olmuş, o kişileri kendi anlayışlarına göre etkilemiş, hatta biçimlendirmiş olabilirler. Ama öte yandan, zaman içinde din ile arasında mesafe oluşmuş birçok kişinin hikâyesinde bir şekilde hayatlarının kesiştiği zaman diliminde bu durumdaki kişi veya kişilerle yaşadıkları hoş olmayan bir an ve anının izi vardır.
Hayat boyu bir dindarın öncelikli mücadelesi ‘kendi nefsiyle’ olmalı iken başkalarının hayatına bu şekilde müdahale etmelerinin doğru olmadığı, dahası bunun tepki doğurduğu, sergiledikleri tutumla kişileri dine ‘yönelme eğilimi var ise dahi uzaklaştırdıkları’ bu kişilere söylendiğinde, yaptıkları şeyin doğru ve din ile doğrudan ilgili olduğunu âyet ve hadislere referansla açıklamaya çalışırlar. Kur’an’da mü’minler için belirlenen ödevlerden biri ‘marufu emr, münkeri nehy’ ise, onlar tam da bunu yapmaktadırlar!
Yaptıklarının dinin özüne ve ruhuna uygun olmadığı ise, daha bu savunmaya bakarak anlaşılabilir. Din jandarmalığı görevini güya kendisine dayanarak üstlendiklerini ileri sürdükleri âyet, birşeye daveti ‘mâruf’la ve birşeyden uzak durmaya çağırmayı ‘münker’le ifade ederken, tam da onların yapmadıkları şeyi göstermektedir. Birçok müfessirin belirttiği üzere, mâruf insanın iç dünyasında karşılığı olan, yani insan fıtratının benimsediği şey iken; münker ise insanın hissen, vicdanen ve aklen uygunsuzluğunu hissettiği, insana çirkin gelen şeydir. Buna göre, bir hususun bir kişi için ‘emr’ kapsamına girebilmesi için öncelikle o husus ile bu kişi arasında bir ‘muarefe’nin; bir hususun ‘nehiy’ kapsamına girmesi için ise öncelikle o hususla kişinin iç dünyası arasında bir mesafenin oluşması gerekir. Din jandarmalarının din deyince akıllarına gelen ilk şey, meselâ tesettür emrine dayanarak kadınlara müdahale etmektir; ama tesettür mü’minlere, herşeyi ‘yaratan Rabbinin adıyla okumayı’ insana emreden ilk âyetten yaklaşık yirmi sene sonra farz kılınmıştır. Din jandarmalarının üzerinde özellikle durduğu başka birçok emir ve yasak için de durum budur. Ayrıca, tesettür âyeti denildiğinde din jandarmalarının aklına hemen kadınların örtünmesine dair âyetler gelirken, birbirini takip eden tesettür âyetlerinin ilki erkeklere hitap etmekte, onları ‘gözlerini haramdan korumaya, bakışlarını kısmaya’ çağırmaktadır. Kadına tesettürü emreden âyet, erkeğe gözünü haramdan örtmesini emreden âyetin ardından gelmektedir.
Velhasıl, söylenen şeyin Kur’an’da da emredilen birşey olması, bizim onu otomatik biçimde başkalarına dikte edebileceğimiz anlamına gelmez. ‘Öncelikler fıkhı’ denilen bir kavram vardır. Vahyin yirmiüç yıllık nüzul süreci, bütün zamanlar için kişiler ve toplumlar açısından önceliklerin nasıl sıralandığını bize göstermektedir. Üçüncü kata çıkmak, ikinci katın merdivenlerini adım adım geçerek gerçekleşir. Bu ise, daha kapının eşiğinde olan kişiden beklenecek veya ona teklif edilecek birşey değildir; aksi takdirde onu kapıdan kovma gerekçesi hiç değildir.
Din jandarmalarının kendilerinin niye böyle yaptıklarını açıklama sadedinde sıklıkla atıfta bulundukları hadislerin başında ise, “Din nasihattir” hadisi gelir. Madem ki din nasihattir, onlar da nasihat etmekle yükümlüdürler. Karşıdaki nasihati dikkate almış almamış, o onların sorunudur. Halbuki hadis alimleri, tam da bu hadisin, ‘nasihat’ kelimesinin Arapça’daki anlamları dikkate alındığında, “Din samimiyettir” anlamına geldiğini belirtirler. Bu ikili anlama göre, ‘samimiyetsiz’ ise zaten nasihat nasihat olmaktan çıkmakta; tecrübeyle sabit olduğu üzere, tesiri de olmamakta, dahası ters etki yapmakta, tepkisel bir red ve itiraza yol açmaktadır. İşin bu boyutunu, Uhuvvet Risalesi isimli eserinde Said Nursi şöyle açıklar: “Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun; fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihati bazan damara dokundurur, aksülamel yapar.”
Yani sözün yeri mi, zamanı mı, ben söylemek için uygun kişi miyim, söylemem doğru mu, şimdi mi söylenmeli, nasıl söylenmeli, söylememeli mi, bütün bu hususları dikkate almadan; ve en başta dönüp kendine bakarak ‘samimi bir niyetle mi söylediği, yoksa öfke, nefret, tahakküm gibi duyguları mı işin içine karıştırdığı’ muhasebesini yapmadan söylenen şey velev ‘doğru’ bile olsa, onun o kişi tarafından söylenmesinin doğru olduğunu söylemek mümkün değildir.
(İşin bir başka tarafı daha var. Yine Said Nursi’nin “Ben vaizleri dinledim; nasihatleri bana tesir etmedi. Düşündüm. Kasâvet-i kalbimden başka üç sebep buldum” diyerek dile getirdiği; usulsüz, üslupsuz, sevgisiz, dengesiz ve muhakemesiz dinî anlatım boyutu… Bu ise, ayrıca üzerinde durmayı gerektiriyor.)
Nüzul sürecindeki tedricîlik ve hikmeti gözetmeyen, öncelikler fıkhını dikkate almayan, en başta kendi nefsini ıslahla yükümlü olduğunu hiç hesaba katmayan, ayrıca dinin hükümleri arasındaki bütünlüğe itibar etmek yerine kendisini ‘otorite’ olarak ikame etmesini mümkün kılacak şekilde hükümler arasında seçmecilik yapan din jandarmaları olgusunu açıklamada, ‘tahakküm’ artık anahtar kelime olarak gözüküyor bana. Söylemlerine baksanız, bu kişiler ‘din adına’ ve ‘din sevgisiyle’ hareket ediyorlar, başkalarına ‘işin doğrusu’nu dikte ediyorlar. Ama dini gerçekten seven, maksadı eğer buysa bunun tam aksi sonuç veren, olumlu etki uyandırmayıp aksülamel yapan, yaklaştırmak yerine uzaklaştıran, ‘sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz’ hadisindeki uyarının aksine ‘sevdirmeyip nefret ettiren’ bir üslubu, tutumu, davranışı niye sorgulamaz, niye ısrarla ve inatla devam ettirir ki?
Gözlemlerim ve tecrübelerimle ulaştığım cevap şu: Çünkü o kişi, esasen tahakkümü seviyor. Dinin emirleri içinden ‘başkalarına dokunan’a odaklanması bu yüzden. ‘Tebliğ’inin kapsamını yaşlı olarak gence, erkek olarak kadına karşı kendisini ‘otorite’ olarak konuşlandırmasını mümkün kılacak bir seçmecilikle oluşturması bu yüzden. Kalbe dokunmak değil, damara dokundurmak daha yüksek bir motivasyon sebebi böyleleri için. İçten bir uyanışın imkânını aramak değil, dıştan bir tazyik için fırsat kollamak.
Baksanız, din konuşuyorlar, dahası din adına konuşuyorlar; çünkü din onlar için başkaları üzerinde tahakküm inşa etmeleri için bir fırsat. “Ben demiyorum ha, Allah böyle diyor, Peygamber böyle diyor” diye konuşuyorlar, çünkü ancak böylece sözlerine itirazı kendilerine değil Allah’a ve Peygambere itiraz kalıbına sokup tahakkümlerini iyice tahkim edebiliyorlar. Bu duruma düşmemek için onlara itiraz edemeyen kişilerde bu taktik belki işe yarıyor? Ama ya bu söylemle ikna olmayanlar? Aklı ve kalbi işletmeyip tahakküme yaslanan bu dil, itirazını sürdürenin, onlara itiraz edeceğim derken itirazını doğrudan dine yöneltmesi sonucunu getiriyor. Şu an şu ülkede olduğu gibi…
Bir önceki yazıda değinmiştim. Dindarının da, sekülerinin de ‘otoriter zihniyet’ten süt emdiği bir ülke burası. Bu ülkenin sekülerine bakılırsa, bu ülke ‘laik bir ülke.’ Ama sekülerlerin kâhir ekseriyeti laiklik ilkesine aykırı şekilde ‘devletin dine müdahalesi’nden rahatsız değil. Bilakis bir ‘devlet dini’ oluşturup ‘dindara din öğretme’ ve ‘dini devlet için kullanma’ sürecine çoğunlukla destek vermiş. Yani laikliği sevmiş, ama tahakkümü için bir fırsat olarak sevmiş. Benzer şekilde, bu ülkenin ‘muhafazakâr’ı da esasen tahakkümü seviyor, dini de tahakkümü için bir fırsat olarak seviyor. Sonra, kendilerine yönelen bir itirazı, ben nerede yanlış yaptım sorusunu asla sormaksızın, ‘dine itiraz’ olarak damgalıyor hemen.
Halbuki, madem ki din samimiyettir ve madem ki samimiyetsiz, dahası ‘damara dokundurmayı’ amaçlayan bir din dili aksülamel yapar; bu kişilerin kendilerine şu iki soruyu sıklıkla sormaları gerekiyor:
(1) Dini sevdiğim için mi müdahil oluyorum, tahakkümü sevdiğim için mi?
(2) Bana gelen itiraz, mutlak surette dine itiraz mı; yoksa benim din üzerinden tahakküm oluşturma çabama mıdır bu itiraz?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları






































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
1.10.2025
25.09.2025
19.09.2025
11.05.2025
28.03.2025
26.12.2024
24.12.2024
12.12.2024
23.10.2024
26.09.2024