Metin Karabaşoğlu
1908’de gerçekleşen ve II. Meşrutiyet dönemini başlatan İlan-ı Hürriyet, benim nazarımda, son yüzyılda Osmanlı coğrafyasında gerçekleşmiş hadiselerin belki en önemlisi ama en az kıymeti bilinenidir. Bir siyasî tarihçi olsam, özellikle bu dönemi ve öncesi ve sonrasıyla bu olayı çalışmak isterdim. Bir romancı olsam, bu hadise çalınıp iş başka yerlere sürüklenmese olayların ve tarihin nereye doğru akacağı üzerine kafa yoran bir kurguya çalışırdım. Otuz sene dini de kendi siyaseti için kullanan bir istibdada son veren bu hadise, Osmanlı coğrafyası için hürriyet ve adalet isteyen her fikirden, dinden, sınıftan ve etnisiteden insan için bir imkân olduğu gibi, esir coğrafyalar için de bir ilham olabilirdi. Ama ne yazık ki devreye giren başka başka eller ve hesaplar, işin seyrini tamamen değiştirmiştir.
Devr-i istibdadın son bulduğu o günleri sıcağı sıcağına İstanbul’da yaşayan, dahası dile getirdiği görüşler sebebiyle istibdat rejimi tarafından atıldığı zindandan ancak Hürriyetin İlanı ile kurtulan biri olarak Bediüzzaman Said Nursî, II. Meşrutiyetin henüz üçüncü gününde, devr-i istibdattan kurtulmuş bir toplumun zindandan kurtulmuş hür bir ferdi olarak Ayasofya Meydanında “Hürriyete Hitap” diye isimlendirdiği bir konuşma yapar. Aynı hitabı bir hafta sonra Selanik Meydanında da tekrarlayacaktır. Bilâhare neşrettiği bu konuşma hem coşku ve ümit, hem de endişe ve uyarı barındırır. “Bediüzzaman” ünvanlı genç âlim, otuz yıllık bir istibdadın ardından gelen hürriyete coşkuyla hoş geldin derken, bu imkânın heder olmaması için dikkat edilmesi gerekenleri söylemeye de kendisini mecbur bilmektedir.
Söze, hürriyete hitapla, “Sen olmasaydın, ben ve umum millet, zindan-ı esarette kalacaktık” diye başlar Bediüzzaman. Ama daha ilk paragrafta, bu büyük imkânın ‘ağrâz-ı şahsî ve fikr-i intikam ile,’ yani kin ve garaz gibi şahsî duygu ve hesaplar, yanısıra intikam alma fikriyle ‘lekedar’ olması tehlikesine karşı uyarır.
Bediüzzaman’a göre, istibdat toprağı altında ölmeye yüz tutmuş istidatlar için bu gelen hürriyet, ‘öldükten sonra dirilme’ hadisesi gibi bir mucizedir. Dahası, birçok toplum bu hürriyete çok uzun zamanda çok ağır bedeller ödeyerek, hatta yarı milletini bu uğurda feda ederek ulaştığı halde Osmanlıda onun az zamanda ve kansız bir şekilde gelmesi, Hz. İsa’nın henüz beşikte iken konuşması gibi bir mucizedir. Öyle bir mucize ki, ‘menfaatini mazarrât-ı umumiyede arayan ve istibdadı arzu edenler,’ yani kendi çıkarını toplumun zararında arayan ve bu sebeple baskıcı yönetimi isteyenler, bu olup biten karşısında şaşkına dönüp “keşke toprak olaydık” dedikleri bir ruh haline girmişlerdir. Osmanlı toplumu istibdat döneminde otuz sene süren bir susma orucuna mecbur bırakılmışken, şiddete başvurmadan ‘mütevekkilâne, sabûrâne’ bu orucu tutmalarının neticesi olarak şimdi hürriyetle birlikte ‘cennet-i terakki ve medeniyet kapıları’ onlara açılmış durumdadır. “Ey mazlum ihvân-ı vatan! Gidelim, dahil olalım.” Bediüzzaman, bu kapıların beşinin ismini sayar, diğerlerini ise muhatapların zihnine havale eder: “Birinci kapısı, şeriat dairesinde ittihad-ı kulûb; ikincisi, muhabbet-i milliye; üçüncüsü, maarif; dördüncüsü, sa’y-i insanî; beşincisi, terk-i sefahettir.”
Ona göre, istibdadın zihinde ve fikirde oluşturduğu zincirler ve istidatların önüne koyduğu engellerin gelen hürriyet ile bertaraf olmasıyla beraber istidatlar inkişaf edecek; bu yeni devir insandaki büyük cevheri ortaya çıkararak onları ‘kâbe-i kemâlât’ yoluna ve yönüne sevkedecektir. Yine hürriyetle gelen meşveret ve murakabe, yani ortak aklın işletilmesi ve yönetenlerin kamuoyunca denge ve denetime tâbi tutulması, istibdadın eseri olan ve hem devletleri hem de toplumları çökerten türlü renklerdeki ‘sefahet, israfat, hevesat ve lezâiz-i nâmeşrua’yı bertaraf edecektir. Bu perdelerin ortadan kalkmasıyla da hakikat güneşi ve ondan beslenen medeniyet ayı ortaya çıkacak, ayrıca istidat tohumları hürriyetin yağmuru onlara değdiğinde neşvünema ederek türlü çeşit çiçek ve meyveler vereceklerdir. “Bir mu’cize-i Peygamberîdir (a.s.m.) ve bu millet-i mazlumeye bir inayet-i ilâhîdir ve cemiyet-i milliyenin niyet-i hâlisânesinin bir kerametidir ki, bu maden-i saadet ve hürriyet olan şeriat dairesindeki ittihad-ı kulûb ve muhabbet-i millî elimize meccanen girdi. Milel-i saire, milyonlarla cevâhir-i nüfûs feda etmekle kazandılar.”
Devamında Bediüzzaman, hürriyet ve adaletin sesini ‘İsrafil’in sûra üflemesi’ne benzeterek, onunla bütün milletteki şevk, hamiyet ve kabiliyetlerin harekete geçip hayatlanacağı müjdesini verir. Ancak, bir şartla bu mümkün olacaktır: “Ey ebnâ-yı vatan! Hürriyeti sû-i tefsir etmeyiniz; tâ elimizden kaçmasın ve müteaffin olan eski esareti başka kapta bize içirmekle bizi boğmasın.”
Buna göre, eğer hürriyet doğru anlaşılmayıp ‘sû-i tefsir’ edilirse, yani yanlış yorumlanıp ‘nefsin kural tanımazlığı’ diye anlaşılır ve iradeler nefsin eline ve hizmetine teslim edilirse, ortalığı bir anomi hali kuşatacak; hürriyetle gelen imkân şahsî garaz ve hesapların, geçmişten kalma intikam duygularının, kişisel hevâ, hırs ve heveslerin elinde mahv ve heba edilecektir. İlan-ı Hürriyetle bir istibdattan kurtulmuşken, hürriyetin hakkını vermemekle, nefsin istibdadı başta olmak üzere başka istibdatların eline düşme tehlikesi bulunmaktadır. Hürriyet, adalet ve hukuk önünde eşitlik, olmazsa olmazlarımızdır. Ama hürriyet demek, asla önünü sonunu düşünmeden nefsinin sürüklediği her lezzetin peşine düşmek, haddi aşıp hukuku çiğnemek ve nefsin hevâsına serbestçe tâbi olmak demek değildir. Eğer hürriyet böyle anlaşılırsa, bir padişahın esaretinden çıkmaya karşılık, yeni istibdatlar yol bulacaktır. Hürriyetin hakkı, onu keyfîlik, kural tanımazlık, ciddiyetsizlik ve serserilik zannetmekle verilmiş olmaz. Bilakis onun hakkını akıl, fikir ve iradeye hem dıştan hem içten yönelen tehdit ve tahakkümleri aşıp onları iyi ve güzel şeylere yönlendirmekle vermiş oluruz. Gelin görün ki, ortalıkta hürriyet adı ve görünümü altında ‘istibdadı ve mezâlimi arzu edenler’ de bulunmaktadır. Bediüzzaman, ‘efkâr-ı faside sahibi,’ yani bozuk fikirli böyle adamların elinde istibdat ve zulümlerin başka isim, renk ve görünümler altında tekrar sahneye çıkmaması için, delinmez bir demir set çekilmesi gerektiğine inanmaktadır. “Bu inkılâp, doğurduğu hürriyeti eğer meşveret-i şer’iyenin terbiyesine verse, bu milletin eski satvet ve kuvvetini ihyâ edecektir. Eğer vebâ-yı ağrâz-ı şahsiyeye müsadif olsa, istibdâd-ı mutlaka dönecek, o çocuk ölecek.”
Bir tarafta, hiçbir insan hakikati tek başına kuşatamaz halde olduğu için insanlık durumunun bir gereği olan, Kur’ân’ın da emrettiği meşveret, yani ortak aklın işletilmesi… Öte tarafta, bir vebâ gibi bütün imkân ve istidatları çürütüp öldüren şahsî garaz ve hesaplar… Ortada iki seçenek vardır ve bu iki seçenek arasında aklın seçmesi gereken yol bellidir: “Mecmûda bir kuvvet bulunur; hiçbir fert o kuvvete mâlik olamaz: bir kalın şerit ile eczasından kalın bir telin kuvveti gibi… Veyahut efkâr-ı umumiyeyi mutazammın yeni hükûmetimiz ve eski hükûmetimiz gibi.” Bir çelik halatın tellerinin her birinin kuvvetleri toplandığında çıkacak kuvvet ve direnç, onların beraberce bir çelik halatı oluşturmaları durumunda ortaya çıkan kuvvet ve direncin çok aşağısındadır. Aynı şekilde, ortak aklın işlediği ve devleti yönetenlerin kamuoyunu dikkate alarak hareket ettiği hükûmetlerin gücü, tek adamcılığın hâkim olduğu yahut herkesin kendi şahsî hesabının peşine düştüğü hükûmetlerinki ile kıyaslanamaz derecededir. Vâkıa bu iken herkes kendi aklını ortak aklın üstüne çıkarır yahut keyfîlik, kural tanımazlık ve başına buyruklukla hareket edip ortak akla itibar edilmezse, hürriyetle gelen büyük imkân boğulmuş olacaktır. Aslolan, herkesi zorla bir akla tâbi kılmak değil, ortak aklı işleterek ilim ve marifetle herkes için rıza üretmektir.
İstibdatla baskılanmış istidatlar, “bu hürriyetin yağmuru ile neşvünemâ bulsa, herkesin istidadı ve fikr-i münevverinin dal ve budakları şecere-i tûbâ gibi her tarafa açacaktır” diye düşünmektedir Bediüzzaman. Ama yine bir şartla: ‘eğer sist-i atâletle ve sümum-u ağrâz ile kurutulmazsa.’ Yani bu istidatlar, tembelliğin getirdiği gevşeklik ve garaz, kin yahut intikam gibi duyguların ürettiği zehirler ile öldürülüp söndürülmezse…
Bediüzzaman, “Hürriyete Hitap”ta, bunun olmaması için hürriyet, adalet, eşitlik ve meşveretin temel ilkeler olarak herkes için geçerli ve hâkim olması lüzumuna tekraren dikkat çeker. Öte yandan, farklı farklı saiklerle doğru ölçülerin yanlış yorumlanması ve uygulanması tehlikesine karşı da uyarır.
Öte yandan, önceki dönemde devlet kademelerinde görev almış herkesi düşman bellemenin tehlikelerine de dikkat çekerek, ‘istidad-ı habis ve kabil-i ıslâh olmayan adamlar’ ile ‘kabil-i ıslah olanlar’ı ayırma gereğine dikkat çeker ve ikinci gruptakiler için tevbe kapısının açık olduğunu, onların tecrübelerinden istifade etmek gerektiğini söyler. Eğer böyle yapılmayıp hepsi bir tutulur ve kabil-i ıslah olanları da karalayıp aşağılama ve dışlama yoluna gidilirse, Hürriyetin İlanıyla birlikte toplumda meydana gelen birlik ve ittihad yeni bir hastalığa maruz kalacaktır.
Sonrasında, Bediüzzaman’ın üçü de hakikatin izini süren ve hakikate hizmet eden yapılar olarak ‘mektep, medrese, tekke’ arasındaki gerilim ve ihtilaflara dikkat çektiğini görürüz. Halbuki her biri, yekdiğeri için hakikati daha farklı açılardan görme ve muvazeneli şekilde kavrama yolunda bir imkândır. Durum bu iken onların her birinin hakikati kendi tekelinde görüp diğerlerini ya cahillik veya sapkınlıkla suçlamaya kalkışması, kalplerde yabancılaşma ve nefret üreten bir marazdır. Bunun yerini ‘musalâha’ ve ‘itidal noktasında musafaha’ almalıdır, yani barışıp kucaklaşmaları gerekir; tâ ki her biri ‘âheng-i terakkîyi ihlâl etmesinler.’
Bu şekilde, coşkulu bir karşılama ile başlayıp ümitli sözlerle ilerleyen, ama aynı zamanda bu büyük imkânı mahv ve heder edecek sebeplere karşı uyarılar taşıyan konuşma, yaşasın’lar ve ‘gebersin’ler ile nihayet bulur. Meselâ: “Yaşasın adalet-i ilâhî! Yaşasın ittihad-ı millî!” Buna karşılık: “Ölsün ihtilaf!” “Gebersin ağrâz-ı şahsiye ve fikr-i intikam!”
Gelin görün ki, ölmesi gerekenler diri kalınca, yaşaması gerekenler ölüme mahkûm olur. Bir büyük umut ve bir imkân garazlar, asabiyetler, türlü çeşit hevesler ve hesaplarla yitip gider.
Öncesi ve sonrasıyla 1908’deki İlan-ı Hürriyet Bediüzzaman Said Nursî’nin “Hürriyete Hitap”ındaki şarta bağlı ümitlerle birlikte düşünüldüğünde; dahası onun iki sene sonra Şam’daki Emevî Camiinde verdiği (bir yıl sonra Hutbe-i Şâmiye başlığıyla yayınlanan) hutbede söyledikleri ile Kürdistan aşiretleriyle yaptığı ‘meşveret, hürriyet ve meşrutiyet’ savunması niteliğindeki Münazarat’ında dile getirdikleri de dikkate alındığında, teessüf edip hayıflanmamak elde değildir. Görülür ki, aslında bambaşka bir tarih yazılabilirdi.
Elden alınıp çalınmış olsa dahi, bu büyük olay yine de bir ilham konusu olabilmiştir ama… Nitekim, müstevli müstekbirlere karşı bütün esir uluslara ilham veren bir Milli Mücadele milletin iradesini temsil eden bir meclisin sevk ve idaresinde başarıya ulaşabilmişse ve ağır aksak da yürünse bu diyarda cumhuriyetin ve demokrasinin en azından bir yolu olabilmişse, bu II. Meşrutiyetin izi sıra gerçekleşmiştir.
Buna karşılık, 1908’den bugüne Osmanlı coğrafyası başta olmak üzere Müslüman coğrafyada gerçekleşen kurtuluş ve hürriyet teşebbüslerinin tıkandığı yerlere bakıldığında, hepsinin “Hürriyete Hitap”ta uyarısı yapılan hususlarla bir bağı ve ilgisi vardır. Büyük umutlarla yürünen, büyük feda ve feragatlerle gerçekleşen o yolculukların çoğu hüsranla bitmişse, ne yazık ki bunda o süflî hislerin ve şahsî küçük hesapların ciddi hissesi bulunmaktadır.
Suriye’de yarım asrı deviren ve yarım milyondan fazla insanın canını heder eden bir devr-i istibdadın nihayet kendisinin devrildiği günlerde aklıma düşen, 1908’in o hatırası ve daha İlan-ı Hürriyetin coşku ve ümit dolu ilk günlerinde Bediüzzaman’ın yaptığı uyarılardı.
Dileriz Suriye halkı 1908’de düştüğümüz o hataya düşmez. Dileriz oradaki olaylar çokça tecrübe olunan ‘kurtarıcılardan kurtulma’yı gerektiren bir noktaya evrilmez. Ve dileriz herkes için adalet, eşitlik, hürriyet tesis eden bir düzen tesis edilir de, dünyanın her yerindeki mazlumlar ve masumlar için insanca yaşamanın önünde bir umut bağrında nice peygamber barındırmış o kadim topraklardan yeşerir…
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları




















































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
1.10.2025
25.09.2025
19.09.2025
11.05.2025
28.03.2025
26.12.2024
24.12.2024
12.12.2024
23.10.2024
26.09.2024