Metin Karabaşoğlu
Çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği küçük Ege şehrinde, içinde doğup büyüdüğüm çevrede özellikle erkekler arasında beş vakit namaz kılanlar sayıca azınlıktaydı. Cuma namazında dahi kahvehanede oturanların sayısı camidekilerin sayısına neredeyse eşit olurdu. Buna karşılık oruç, daha yüksek bir katılımla eda edilen bir ibadetti.
Velhasıl, ‘mütedeyyin’ bir ortamda olduğumuz söylenemezdi. Ama dinin ibadetle ilgili emirlerini yerine getirmede problemli bu insanlar, amel ve ibadetteki bu zaaflarına karşılık kendilerini tereddütsüz ‘Müslüman’ olarak görürlerdi. Öyle ki, birisi onları ‘Müslümanlık’ kapsamından dışlayan herhangi bir söylemle karşılarına çıksa, herhalde bunu hayatlarında işittikleri en ağır hakaret addederlerdi.
Neyse ki, karşılarına öyle biri çıkmamıştı. Gerçi mahallemizde dinî tutumu belli bir siyasî tercihe endeksleyen birkaç kişi vardı, ama Ege’nin huyundan mı suyundan mı bilmem, onların dilinden dahi böyle bir söz sâdır olduğuna hiç şahit olmamıştım. Sadece, bu az sayıda kişinin tercih ettiği siyasî eğilimin lideri durumundaki kişilerin kendilerine oy vermeyen insanları ‘patates Müslümanı’ diye küçümsediklerini duyuyorduk. Büyüdüğüm çevredeki en mütedeyyin kişinin, dışlayıcı bulduğu bu söylemi tasvip etmediğini biliyordum. Dahası bu söylemi dinin siyasete âlet ve tâbi kılınmasının olumsuz sonuçlarının bir örneği olarak görüyordu.
İşe bakın, onların tasvip etmediği bu ifade ve söylem, ilerleyen yıllarda işiteceğim bir tanımlama yanında, yine de yumuşak kalıyormuş. Zira bu ifade, hallerini küçümsemesine rağmen muhatapların ‘Müslümanlığına’ asla lâf etmiyor, sadece bunun kendileri lehine bir ‘siyasal eylem ve tercihe dönüşmesi’ beklentisini içeriyordu.
‘Müslüman,’ ‘Türkiye Müslümanları,’ ‘bu ülkedeki Müslümanlar,’ ‘ey Müslüman!’ gibi ifadelerin kendisini Müslüman olarak gören kişilerin sadece bir kısmını tarif için kullanıldığına, doğup büyüdüğüm diyarda değil, ilk kez İstanbul’da şahit oldum. Bu ülkede belli bir siyasî tutum dışındaki insanları ve neticede toplum ekseriyetini ‘Müslümanlık’ kapsamı dışında gören hayli ötekileştirici ve dışlayıcı bir söylemdi bu. Fakat o tarihlerde, bir açıdan, zemin buna müsait sayılırdı. Kaddafi’nin ‘yeşil devrim’inin henüz kararmadığı yıllardı. Ziyâü’l-Hak’ın askerî darbesinden ‘şeriat’ umuyorlardı. Hele İran’daki halk devrimiyle, ayranlar iyice kabarmış durumdaydı. İşte bu şartlarda, fakültede aynı anfide ders gördüğümüz, bir kısmı belli bir siyasî partiye gönül vermiş, bir kısmı ‘partileşme’yi anlamsız bulup aklına ve gönlüne ‘İslâmî devrim’ hayalini koymuş ‘İslamcı’ kardeşlerimizden sıkça bu ifadeleri duyardık. ‘Müslüman’ın tanımını ancak inandığı dini fiilen yaşadığını düşündükleri kişileri kapsayacak şekilde daraltıyor; böylece bu toplumun çoğunluğunu ‘dinî alan’ın dışına itebiliyorlardı. Bununla da kalmayıp, Mısır ve Pakistan’da evvelki onyıllarda üretilmiş bazı kavramları ithal ederek, bilhassa siyaseten kendilerinin yanında hizalanmayan insanları ‘tevhidî’ dünya görüşünün karşısına ve ‘modern Cahiliye’nin yanına yerleştirenler dahi vardı. Güya “Biz Müslüman mıyız?” diye başlayan sorgu, bazan açık bazan zımnen söylendiği üzere, “Siz Müslüman değilsiniz” yargısına varıp dayanmaktaydı.
Benim bu tutuma açık bir itirazım vardı. Çünkü ‘Müslüman’lığına lâf söyletmeyen ‘demokrat’ bir ailede büyümenin ötesinde, onbeş yaşında hayatın önüne koyduğu seçenekler içerisinde ‘dini siyasete tâbi kılan’ yaklaşımları reddeden bir dindarlıktan yana tercihte bulunmuştum. Dindarlığı bir siyasî tercihe indirgemek ve siyasî tercih üzerinden kişilerin ‘Müslümanlığı’ üzerine yargıda bulunmak, karakterini ve düşünüşünü örnek alınmaya değer gördüğüm Bediüzzaman Said Nursî’ye “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” dedirten şeyin ta kendisiydi!
Gelin görün ki, sonraları kendisini faşizmin en derin çukurlarında dolaşırken göreceğimiz bir şairden işittiğim şekilde, bu ülkedeki seçimleri gerçekte toplumun ne kadarının ‘Müslüman’ olduğunu ortaya çıkaran olay olarak gören hatırı sayılır bir kitle vardı. Benim tercih ettiğim çizgi ise, dinin toplumun her kesimini kuşattığı ve belli bir siyasî tercihe indirgenemeyeceği; dini belli bir siyasetin tekeline alan yaklaşımların siyaseten sonuç almak adına en büyük zararı dine verdiği ve vereceği düşüncesindeydi. Kimsenin siyasî tercihi üzerinden insanların ‘Müslümanlığını’ ölçmeye haddi ve hakkı yoktu. Ve elbette, tekfirciliğe de… Ve dinin davetinin kapsama alanı, hangi yelpazeden olursa olsun, bütün kesimleriyle toplumun tamamıydı. Fıtrat ile Kur’ân, insaniyet ile İslâmiyet arasında açık ve kesin bir bağ vardı; dolayısıyla, geçelim kendisini ‘Müslüman’ olarak tanımlayan insanları dışlamayı, kendisini bu tanımın dışında gören insanlarda dahi bir ‘Müslüman potansiyeli’ görmemiz gerektiğini düşünüyorduk. Velhasıl, günahıyla sevabıyla yaşadığı hayatta kendisini ‘Müslüman’ olarak gören kişileri dinin alanından dışlayan ve neticede ‘tekfirciliğe’ varan bir tutum kabul edilemez olduğu gibi, kendisini dinin dışında gören kişileri dahi dinî davetin kapsamı alanı içinde görme durumundaydık. Bu davetin yerli yerinde olması için ise, dine siyasetin gölgesini düşürmek değil, bilakis siyasetin dine gölge etmemesini sağlamak ve dini siyasetin üstünde bir değer olarak korumak gerekiyordu.
Ne var ki, zuhurundan geç bir vakitte haberdar olduğum bu dışlayıcı söylem, ilk kez duyduğum yıllardan bugüne geçen kırk küsur senelik zaman zarfında, varlığını sürdürmenin ötesinde daha da şiddetlenmiş gözüküyor. Öyle ki, Bediüzzaman’a mensubiyet ifade eden bazı kişi ve grupları dahi etkisi altına alacak derecede…
Oysa Bediüzzaman’ın genel olarak tekfirci tutumların haksızlığı, zalimliği ve din açısından zararları üzerine söyledikleri bir yana; ‘siyaset üzerinden tekfir’e asla razı olmadığını biliyoruz. “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” dedirten şeyin, tam da böyle bir ‘siyaseten tekfir’ örneğiyle karşılaşmak olduğunu defaatle ifade ediyor zaten. Musa Bigiyef ile Mustafa Sabri arasında tartışma konusu olmuş bir husus kendisine sorulduğunda ise onu “Bazan kelam küfür görünür, fakat sahibi kâfir olmaz” derken görüyoruz. Böylece, bir insana bir sözü veya eyleminden dolayı küfür isnad edebilmek için, o söz ve eylemin ancak küfür kastedilerek söylenmiş veya yapılmış olması gerektiğine dikkat çekiyor Bediüzzaan. 1921-23 arası şartlarda yazdığı Sünuhat’ta kelam ve fıkhın kavramları içerisinde tekfirciliğe karşı yaklaşımını ifade ederken düştüğü “Tekfire çabuk cür’et edenler, düşünsünler!” notu ayrıca manidar…
Öyle ki, teorik ve ilkesel düzlemde ortaya koyduğu dışlayıcılığa ve tekfirciliğe karşı dikkat ve rikkate davet eden bu yaklaşımı, uygulamada da örneklendiriyor Bediüzzaman. Hukuksuz bir şekilde sürgünlere ve hapislere maruz kaldığı tek parti dönemindeki din karşıtı bunca icraata rağmen, onun bu dönemin tek partisine oy veren herkesi ‘dinin karşısına’ konumlandırmaması bilhassa dikkat çekici. Bir mü’min ve bir âlim olarak bu icraatlara onay vermesi elbette sözkonusu değil. Ancak gerçekleştirilen bu din karşıtı uygulamaları karar ve icra mevkiindeki belki yüzde beşlik kesim bile isteye gerçekleştirirken, bunun üzerinden o partiye oy veren herkesin ‘din karşıtı’ olarak tanımlanamayacağı yaklaşımını ortaya koyuyor Bediüzzaman. Fıkıhta ‘cehalet özrü’ diye tarif edilen kavramları gözeterek, din karşıtlığını bile isteye destekleme durumunda olmayan yüzde doksanbeşi ‘İslâm’ın dışına iten’ bir yaklaşımı özellikle reddediyor (bkz. Emirdağ Lâhikası, II, 147 no’lu mektup). Bu hassasiyetine rağmen 1948’de çıkarıldığı Afyon mahkemesinde savcı kendisini tekfircilikle suçlamaya kalkıştığında, onu şu cevabı verir halde görüyoruz: “Said’i bilenler bilirler ki, mümkün olduğu kadar tekfirden çekinir. Hatta sarih küfrü bir adamdan görse de, yine te’vile çalışır, onu tekfir etmez.” (Öte yandan, onun ‘küfr-ü inadî’ ve ‘küfr-ü meşkûk’ ayrımı yaparak ve ‘kabul-u adem/adem-i kabul’ ayrımlarını geliştirerek, inadına din düşmanlığı yapan çok az kesim hariç, inançsız insanları dahi iman davetinin muhatabı olarak gördüğünü belirtelim.)
Teorik ve ilkesel bir temele dayanan bu yaklaşım dahilinde Bediüzzaman’ın 1911’de siyasî tercihteki farklılık sebebiyle bir kısım insanları ‘dinsizlikle’ suçlamaya meyyal bazı aşiret mensuplarına cevaben söylediği şu söz ise, bir gerçeğin ifade olmasının ötesinde, kulaklara küpe olacak niteliktedir: “Hakikaten, bence, bir Müslüman neslinden gelen bir adamın akıl ve fikri İslâmiyetten tecerrüd etse bile, fıtratı ve vicdanı hiçbir vakit İslâmiyetten vazgeçemez.” Öyle ki, sözün devamından anlaşıldığı üzere, ona göre, bu toplum içerisindeki insanların ‘en sefih’ görüleni dahi fikren değilse bile kalbinin derinliklerinde İslâmiyete taraftardır.
Yakınlarda, bir vefat sebebiyle bunu bir kez daha tecrübe ettiğimizi düşünüyorum. Gördük ki, kendisini ‘dindar’ olarak konumlandıran insanların ‘öteki’leştirdiği bir siyasî ve ideolojik yelpazeden bir insanın iç dünyasında din ile kurduğu bağlar, görülenin çok ötesinde ve çok derin imiş. Vefatın akabinde işittiğimiz şahitlikler ve vasiyetler, bunu apaçık belgeliyor.
Sözün kısası, bu ülkede insanların din ile kurdukları ilişki, birilerinin çizdiği çerçeveye sığmayacak kadar çeşitlilik arzediyor ve ihtimal ki birilerinin ‘dindarlık’ adına sergilediği yanlışlar yüzünden başka birileri din ile ilişkisini daha gizli saklı bir düzlemde tutmayı yeğliyor. Dini tekelinde görmeye yeltenen bir partinin sergilediği yanlış ve haksız tutumlar yüzünden din ile arasında mesafe oluşan veya mesafesi açılan insanların varlığına karşılık, yapılan araştırmalarda toplumun büyük çoğunluğunun kendisini hâlâ ‘Müslümanlığın’ içinde gördüğünün tesbit edilmesi de bunun teyidi. ‘Türkiye Müslümanları,’ Müslüman kelimesinin kapsama alanını daraltan insanların düşündüğünden çok daha fazla. Onlar her yerde ve dolayısıyla Müslümanlığı hiçbir parti temsil etmiyor. Bilakis her partinin içinde dinin müntesipleri ve sevenleri var.
Durum buyken, dini belli bir siyasetin güdümüne sokan, dahası bir siyasî partiye taraftarlık üzerinden ‘Müslümanlık’ ölçen tutumlar topluma, insana, ama özellikle dine karşı bir kötülük niteliğini taşıyor.
Siyasetini seven, sonuç almak adına bunu yapabilir. Ama bu, dinini gerçekten sevenlerin yapacağı ve kendisine yakıştıracağı türden birşey değil. Din, hangi yelpazeden ve siyasî eğilimden olursa olsun herkesin değeri.
O halde, kendisini ‘dindar’ olarak tanımlayan insanlar dinin ‘sahibi’ değil ‘tâbii’ olduklarını bilmeli ve dinin emrettiği adalet ve merhamet ilkeleriyle konuşmayı öğrenmeli…
Yazarlar
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları




















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
1.10.2025
25.09.2025
19.09.2025
11.05.2025
28.03.2025
26.12.2024
24.12.2024
12.12.2024
23.10.2024
26.09.2024