Münir AKTOLGA
Aşağıdaki satırlar yazılalı daha bir hafta olmadı:
"Bir kere şunu unutun, olaylara ve süreçlere sadece Anadolu burjuvazisinin penceresinden bakarak, sadece Anadolu burjuvazisinin etkisi altında olan güçleri harekete geçirerek bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunları-demokratik cumhuriyete geçiş sorununu- çözemezsiniz! Bu iş için, bir, Kürtleri yanınıza alacaksınız-ki, bu bir ölçüde başarıldı, en azından bu konuda çok önemli bir adım atıldı-, iki, İstanbul’un büyük burjuvalarını da yanınıza alacaksınız! Yoksa, baksanıza “düşmanımın düşmanı dostumdur” çarkı dönüp duruyor, terörün biri biter diğeri başlar!.
Yazdığıma yazacağıma pişman oldum, ne güzel „analar artık ağlamıyor“ falan derken, bir de baktık Reyhanlı’da bombalar patlamaya başladı!..Nedir bu şimdi, bu bir siyaset midir, sokağın ortasında bomba patlatıp insanları havaya uçurmak nedir, nasıl bir siyasettir bu? Hadi birileri bu işi yaptı ve onlar da insanlıktan nasiplerini almamışlar diyelim; ya ötekiler, ne olup bittiğinin şaşkınlığı içinde bulunan insanları Suriyeli sığınmacıların bulundukları kamplara saldırtanlar, onlar kim, onlara ne demeli? Ama bu kadar da değil, olayın arkasından patlatılan o demeçler ne idi peki? Neymiş efendim, bu olay hükümetin yanlış-ABD emperyalizmi yanlısı-politikasının sonucuymuş da..! Reyhanlı’da insanlar öldü diye neredeyse zil takıp oynayacak adamlar! “Bu olay AK Partiye, onun Suriye politikasına vurulan bir darbeymiş” ya, yetiyor bu onlar için, eğer sonunda AK Parti batacaksa varsın onunla birlikte Türkiye de batsın diye düşünüyor bazıları, böyle bakıyorlar bunlar siyasete!
Bu mantığı, bu kafa yapısını tanıdınız değil mi, bir zamanlar “ya Devlet başa, ya kuzgun leşe” deniyordu bunun adına! Boşuna “Osmanlı Devleti’nin ruhu halâ yaşıyor” demiyoruz! Ve de üstelik bütün bunları ne olduğu artık iyice belli olan bir „solculuk“-ya da „ulusalcılık“ adına yapıyorlar, Allah kahretsin böyle siyaseti de, böyle „ulusalcılığı“ da, böyle „solculuğu“da!.
Önce şu gerçeğin bir kere daha altını çizelim; bu yapılan sistem içi normal bir muhalefet falan değildir, bu düşmanlıktır, açıkça adını koyalım bunun, bu Türkiye düşmanlığıdır! Kökleri ta o 19.yy ların Oryantalizmine dayanan bir kültür ihtilalinin ürünü devşirme düşmanlığıdır bu. Bitiyorlar artık, yok oluyorlar, sadece Türkiye’de değil, Suriye’de de bitiyorlar, bütün diğer Arap ülkelerinde de..ve direniyorlar..”batsın bu dünya” diyerekten kendileriyle birlikte herkesi de uçuruma sürüklemeye çalışıyorlar. İnanın, ellerinden gelse Öcalan’ı da çiğ çiğ yiyecek bunlar!. Müthiş bir terkedilmişlik duygusuyla nefret ediyorlar ondan da!. Görün bakın, Türkiye düşmanlığı yakında Kürt düşmanlığına da dönüşecek, dönüştü bile zaten!..
Peki ne yapmak gerekiyor, bu nefret, bu kin, bu Türkiye düşmanlığı, bu demokratik Türkiye düşmanlığı nasıl son bulacak?
Bir tek yolu var bunun demiştik: Eskinin içinden çıkıp gelen yeninin, bütün güçlerini birleştirerek son bir hamle daha yapmak gerekiyor!. Bunun için de, nasıl ki Kürtler çekip çıkarıldıysa o Devletçi cephenin içinden, aynı şekilde İstanbul’un eski Devletçi burjuvalarının da çekilip çıkarılması, onların da demokratik cumhuriyetin saflarına kazandırılmaları gerekiyor.
Beğenelim beğenmeyelim, Türkiye’nin gerçeği budur. Bütün o Devletçi cephenin içinde yeni sisteme-demokratik cumhuriyete- entegre olabilecek iki ek dinamik bunlardır. Unutmayalım ki, yeni bir sistem, sadece, ona öncülük eden tek bir sınıfın eliyle kurulamaz! Tamam, demokratik cumhuriyet, bazılarının dediği gibi ne öyle „Kürtlerin ve Türklerin cumhuriyeti“ olacaktır, ne de İstanbul ve Anadolu burjuvalarının cumhuriyeti! Evet, bütün etnik kimlikleri olduğu gibi, burjuvaziden işçi sınıfına kadar bütün sınıf ve tabakaları da kendi içinde barındıracaktır o, ama, demokratik cumhuriyet bütün bu unsurların içine tıkıldığı bir patates çuvalı değildir!. Etnik kimlikleri ne olursa olsun, hangi sınıfa dahil olurlarsa olsunlar, vatandaşlık statüleri bakımından eşit ve özgür bireylerin cumhuriyeti olacaktır o. Ama, işin bu noktaya gelebilmesi için, önce, eski toplumun içinde bileşenlerine ayrılmış bütün o yapıların biraraya getirilmesi, bunların yeni bir toplum paradigması içinde kaynaştırılması gerekiyor. İşte bugünün görevi budur. Aynen Mevlana’nın dediği gibi yani, „gel, kim olursan ol gel“ diyerek, ayağı bu tarafa basan herkesi biraraya getirmek, onları ellerinden tutarak o eski bataktan çekip çıkarabilmektir günün görevi..
Neden Kürtler sorusunun cevabı apaçık sanırım. Devletçi sistem altında en çok ezilen iki kesimden biri Kürtler olmuştur hep. Çünkü, Müslüman olmanın yanı sıra kültürel kimlikleri de ellerinden alınmaya çalışılmıştır onların. Ama, olay-demokratik cumhuriyet olayı- sacece Devletçi sistemin mazlum haline getirdiği insanların bir reaksiyonu değildir! Yani, mazlumların ayaklanarak Devlet sınıfını alaşağı edip onların yerine iktidara oturmaları olayı değildir demokratik cumhuriyet!. Bir nitelik değişimi olayı, bir burjuva devrimi olayıdır o. Bu nedenle, eski sistemin içinde onun bir parçası olarak gelişmiş de olsa, bir ayağıyla da yeni üretim ilişkilerinin içinde olan eskinin Devletçi burjuvalarının da kazanılarak bu tarafa çekilmesi gerekiyor.
İki nedenle önemlidir bu. Birincisi açık, eski sistemin dayandığı en önemli dayanağıydı bunlar. Bunu, bu dayanağı çekip almak açısından önemli. İkincisi ise, Anadolu burjuvazisinin dengelenmesi açısından! Eğer bu ittifak gerçekleşmezse, devrimin öncü gücü olmaları onları çok kolay bir şekilde güç-kuvvet zehirlenmesine götürebilir!. „Ulan biz neymişiz“ diyerekten devrimin bütün sonuçlarını kendi nefislerine maletme hastalığına yakalanabilirler!.
Ama sadece bu kadar da değil, Türkiye somutunu düşündüğünüz zaman, burjuvazinin birliği sorununun aynı zamanda işçi sınıfının birliği sorunuyla da yakından ilişkili olduğunu görürsünüz!. Çekin o TÜSİAD zeminini bir altlarından, bakın o zaman o DİSK’in ve TÜRK-İŞ’in haline! İşçi aristokrasisinin oluşumu süreci Devletçi burjuvazinin oluşumu süreciyle paraleldir bizde. Devletin burjuvaları Devletin işçileriyle birlikte tarih sahnesine çıkmışlardır!. Önce işçileri biraraya getirmeye çalışarak hep tersinden başladık biz işe! Halbuki, onları biraraya getirmenin yolu da onların ayrılık nedenini-bunun maddi koşullarını- ortadan kaldırmaktan geçiyor!
Öyle, TÜSİAD'la gizli kapaklı görüşmeyi falan kastetmiyorum, aynen İmralı sürecinde olduğu gibi açık ve ilkeli bir şekilde, süreci kitlelerle de paylaşarak, kafalardaki neden, niçin sorularını da birlikte çözerek..yani, bu kez de burjuvazinin birliği sorununun altını çizerek başlayın işe..Önce TÜSİAD’la bir başlayın ki, bakarsınız sonra diğerleri de imana gelirler de onlar da yanaşırlar işbirliğine! Ülke darbe anayasasından kurtularak yeni-sivil bir anayasa hazırlamaya çalışıyor ve işçi sınıfından (ne DİSK’ten, ne de TÜRK-İŞ’ten) çıt yok, tuhaf değil mi bu sizce? Hani işçi sınıfı öncülük ediyordu demokrasi mücadelesine de? Nerede o işçi sınıfı, nerede duruyor o „solcu“ ve de Devletçi „sivil toplum örgütleri“ dersiniz?
Sakın, TÜSİAD’ diye tutturdun, o da neymiş deyip geçmeyin!. Bakın, TÜSİAD'ı aradan çekip çıkarıverin o DİSK de açıkta kalır TÜRK-İŞ de! Ama sadece bunlar mı, o, "sivil toplum örgütü" diye geçinen diğer Devletçi kesim de..ve de, birkısım "solcular"- "liberal solcular" falan da açıkta kalırlar!..Kimbilir, belki de gerçek TURNUSOL KAĞIDI budur sayın Görmüş!!..Devletçi cephenin icindeki partilerle-örgütlerle falan değil, bizzat onun maddi temellerini oluşturan-harekete geçiren unsurlarla görüşeceksiniz..Örneğin, bir Doğan Medya Grubu CHP den, ya da MHP den daha önemlidir!..AB ile, Almanya ile falan uğraşmanıza da gerek yok, problemi neden onların içerdeki müttefikleriyle çözmeye çalışmıyorsunuz ki! Üstelik, hem de çözülebilir cinsten sorunlardır bunlar!. Karaalioğlu’nun deyişiyle „ülkede üretilen katma değerin yüzde 50’si, enerji dışında dış ticaretin yüzde 80’i, kurumlar vergisinin yüzde 85’i, tarım ve kamu dışındaki istihdamın yüzde 60’ı TÜSİAD’ın 600 üyesinin sahip olduğu 4 bin şirket tarafından üretiliyor“. Şaka değil bu rakamlar. Yani, Anadolu burjuvazisi falan derken kör bir jakobenizm rüzgarına kaptırmayalım kendimizi!..E..kapitalizmse kapitalizm!.. Ülke ekonomisinin yarısını temsil eden bu kesimi onun dışında mı düşüneceğiz! Tamam, Devletin koltuğunda büyümüş bunlar, ve de şimdiye kadar onunla birlikte olmuşlar, sivil topluma karşı onunla birlikte mücadele etmişler, ama bu böyledir diye gözü kör bir reaksiyona-jakobenizme kaptıramayız kendimizi.
NEDEN TÜRKİYE, TÜRKİYE’NİN ÖZELLİĞİ NEDİR?
Türkiye-Türkiye toplumu, tarihsel olarak oluşmuş-gelişmişbir sentezdir. Sadece Doğu-Batısentezi de değildir bu; üç temel mirası temsil etmektedir Türkiye. Bunlardan ilki, Ortaasya’dan birlikte getirilen ilkel komünal toplumun bilgi temelidir. İkincisi İslam’ın, üçüncüsü ise, Doğu Roma İmparatorluğu’nun-Bizansın bilgi temeli-mirasıdır. Tabi bunlara bir de (Kemalistlerin dediği gibi sadece Hititlerin falan değil) diğer eski Anadolu halklarının, Ermenilerin Rumların kültürel mirasını- bilgi temelini de eklemek gerekir. Çünkü buharlaşıp gitmedi o insanların bilgi temelleri, kültürleri de. Yeni gelenlerle etkileşerek sahip oldukları bilgileri onlara da aktardılar..Öyle gelip geçici bir ittihatçı dalgası silip yok edemez zihinlere kazınmış olan bu zemini..
Herşey bir yana, yaşanılan şu anını ele alalım Türkiye’nin: İlk bakışta, bir yanda Osmanlı artığı “batıcıların-laikcilerin”, diğer yanda da Anadolu’nun sivil toplum güçlerinin yer aldığı kıyasıya bir çatışma ortamıdır bu. Ancak, sadece bu iki unsur-güç arasındaki çatışma-etkileşme bile aslında eşi bulunmaz bir hazinedir Türkiye için! Çünkü, bu çatışma-etkileşme sayesindedir ki Türkiye yeni-modern kimliğini yaratıyor. Yani, o hergün eleştirdiğimiz Kemalist elitler-Devlet Sınıfları bile bir görevi yerine getiriyorlar! Türkiye toplumu bu kabuklarını kıra kıra, dinazorlarla boğuşa boğuşa yeni bilgiler üretiyor ve yolunu açıyor, ilerliyor!..
Dikkat edin, Türkiye’nin temsil ettiği “değerlerden”, “yumuşak güçten” bahsediliyor, bu değerleri savunmaktan kaynaklanan bir “liderlikten” bahsediliyor. Bunlar alışılagelen ulus devlet kriterleri değildir!. Sadece Suriye’de Baascıların yaptığı vahşete karşı çıkarken değil, İsrail’in temsil ettiği vahşete, insanlık dışı “ambargoya” karşı çıkarken de Türkiye ulus devlet kimliğiyle yer almıyor mücadelede. Belirli değerleri savunarak bir sivil toplum gücü olarak yer alıyor. Ve onun gücü de zaten buradan geliyor. Bir Amerika’nın bile yutkunmaktan başka birşey yapamadığı koşullarda global vicdanı bugün artık Türkiye temsil ediyor. Ben size birşey söyleyeyim mi, görün bakın, Obama’yı bile o beğenmediğiniz Erdoğan kurtaracak bu haydutların elinden!..
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları





























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023