Murat AKSOY
Kürt sorununun çözümünde zor zamanlardayız. Böyle zamanlarda barışı savunmak, barış çağrısı yapmak her zamankinden daha önemli hale geliyor.
Ancak şunu da biliyoruz ki, böyle zamanlarda yapılan her barış çağrısı da, umut edilen, beklenilen etkiyi yapmıyor. Bence yaptıkları anlamlı çağrıların etkisizliği üzerinde, çağrıyı yapanların düşünmeleri ve özeleştiri yapmaları gerekiyor.
Bu duruma yol açan iki neden var. İlki cemaatleşme, ikincisi ise yanlış muhataba seslenme.
İlkinden başlayalım. Türkiye'de pek çok alan gibi sivil toplum alanı da Batı'daki örneklerinden çok farklı gelişti. Batı'da sivil toplum, devlet ile toplum arasında, toplum adına siyasete katılımı ima ederken; Türkiye'de sivil toplum uzun yıllar devletin eksik bıraktığı alanlarda, devlet rolüne soyunan, devletin yapması gerekenleri yapan, devletin işbirlikçisi kurumlar olarak
1980'lerden sonra ortaya çıkan sivil toplum hareketleri, sahiplendikleri sorunları kamusal alana taşıyan, duyarlılık geliştiren kurumlar oldular ve doğaları gereği de politik oldular.
Ancak sonraki yıllarda bu kurumların bir çoğu, yapısal bir dönüşüm geçirerek, benim 'STK'cılık olarak tanımladığım hastalığa yakalandılar. Yani sahiplendikleri sorunun çözülmesini önceleyen kurum olmaktan çıkıp, kurumun varlığını sürdürmek için proje üreten anlayışa evrildiler. Kurum yapısal olarak profesyonelleştikçe, esas sorunsal ikinci planda kaldı ve kurumun devamlılığı, dert edilen sorunsalın önüne geçti. Özellikle yurt dışından kaynak bulmak için proje yazan profesyoneller, proje yöneticileri, uzmanlar, proje yazma danışmanları ortaya çıktı. 1980'lerden 2010'lara Türkiye'de sivil toplum, kapasite geliştirme, siyasetin alanının genişlemesi işlevinden çok kurumsal devamlılığın öne geçtiği bir serüven yaşad. Ben bu duruma 'STK'cılık diyorum.
Burada bir parantez açarak şu benzetmeyi yapmak yanlış olmayacaktır diye düşünüyorum. Bugün Kürt sorunu bağlamında PKK, yukarıda tanımladığım STKcılık hastalığına yakalanmış bir örgüttür. Kürt sorununun çözülmesi için toplumsal duyarlılık yaratmayı hedefleyen PKK, terör eylemleri ile bu farkındalığı yaratmış ve hedefine ulaşmıştır. Türkiye'de son dönemdeki bütün çözüm çabalarına rağmen PKK, eğer şiddeti hala tek seçenek olarak kullanıyorsa; bunun nedeni Kürtler, Kürt sorunu değil, örgütün varlığının, kurulan maddi ilişkiler ağının devamı içindir. Yani örgütün devamlılığı bugün Kürt sorununun önüne geçmiştir. Parantezi kapatalım.
Sivil toplum hareketinin, STKcılığa dönüşmesi aynı zamanda sekter bir cemaatleşmeyi ima eder. STK'larda yaşanan profesyonelleşmenin -ki bu aynı zamanda bir yabancılaşmadır- bu STK'ların fikri önderleri ve destekçileri olan kamusal aktörler açısından fark edilmeyen, hatta üzerinde düşünülmeyen bir durum olduğu açık.
Bugün eğer her toplumsal harekette aynı insanlar, her toplantıda benzer simalar yanyana geliyorsa ve kendi aralarında bir şikayet olarak seslendiyorlarsa; bunun temel nedeni de, bu hareketlere öncülük eden kişilerin bilerek ya da bilmeyerek yol açtıkları bu cemaatleşmedir.
Eğer bugün Kürt sorunu için yapılan barış çağrıları etkisizse, bunun ilk nedeni bu cemaatleşme ve yol açtığı inandırıcılık sorunudur.
Elbette cemaatleşme tek sorun değil. Bu çağrıların karşılıksız kalmasında boşluğa savrulmasında ikinci ve önemli bir neden daha var; Çağrıyı yapanların kendileri çok kabul etmese yanlış muhataba seslenmeleridir. Bunun nedeni de açık biçimde taraf olmalarıdır.
Bu taraflılık özellikle Kürt sorununda çok açık. Mesela Barış Meclisi'nin, mesela BDP listelerinden milletvekili seçilen Sırrı Sürayya Önder ve Ertuğrul Kürkçü'nün yaptıkları çağrıların etkisi ne kadar olabilir? Hem devlete hem örgüte aynı anda çağr yapmak ne kadar etkili olur?
Bütün iyi niyetlerine rağmen çok düşük olur hatta olmaz. Çünkü bu kurumlar ve isimler, Kürt sorunu özelinde taraftırlar. Ve mesafe almadan yapılan çağrıların etkise neredeyse sıfırdır.
Peki bu dönemde gerçekten barışa katkı yapacak çağrı kim tarafından ve nasıl yapılırsa etkili olur?
Bunu bir örnek vererek açıklamaya çalışayım. 2008 Türk hukuk tarihinde kara bir yıldır. Önce TBMM'de 411 oy ile kabul edilen ve başörtülü öğrencilerin üniversiteye gidebilmesinin önünü açan yasa CHP tarafından Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) götürüldü. AYM, anayasal bir suç işleyerek yerindelik denetimi yaptı ve yasayı iptal etti. Sonra AK Parti için kapatma davası açıldı. AYM, AK Parti'yi laiklik karşıtı eylemlerin odağı gördü, 6-5 çoğunlukla partinin kapatılması yönünde karar verdi ancak yasal çoğunluk olan 7 oy çıkmadığı için parti kapatılamadı. Her iki davada AYM, aynı raportöre görev verdi; Anayasa Hukukçusu Doç. Dr. Osman Can'a. Can her iki dava için hazırladığı raporlarda özgürlükçü pozisyonu savundu. Daha önce kamuoyunun sadece yazılarıyla tanıdığı Can, bir anda çok önemli bir figür oldu, neden? Can'ın raporlardaki tespitler ilk defa yapılan, ilk defa dilegetirilen vörüşler miydi, hayır. O düşnceleri onlarca hukukçusöylediği halde, neden Can öne çıktı?
Can'ı öne çıkaran görüşleri değil, kurumu oldu. Çünkü Can, Türkiye'nin önündeki vesayet kurumlarından biri olan AYM'nin bilinen yaklaşımının dışında görüşler ileri sürdüğü için öne çıktı. Ve kamusal aktör oldu.
Bu örnekten çıkarak, şunu söylemek istiyorum; Kürt sorunu konusunda yaptıkları çağrının anlamlı ve etki yaratmasının tek şartı, yakın olduklar merkeze merkeze mesafe almalarındadır. Bu yüzden Barış Meclisi'nin, BDP'nin, Önder ve Kürkçü'nün hem devlete hem PKK'ya yaptıkları barış çağrılarının karşılık bulması mümkün değildir. Yani devlet operasyonları, PKK saldırıları durdursun çağrısı iyi niyetli ama gerçekle bağı olmayan çağrılardır. Çünkü bu kişi ve kurumlar taraftır ve muhatapları devlet değil prçası oldukları siyasettir. Bu yüzden bu kişi ve kurumların devlete değil doğrudan PKK'ya çağrı yapmaları önemlidir. İnandırıcıkları ve etkisi daha büyük olan bu yönde bir çağrıdır.
Tabi bunu simetrisi de geçerlidir. Yani AK Parti ve devlete yakın kişi ve kurumların da, devlete ve partiye daha somut adımlar atması çağrısı anlamlıdır.
Ancak şu anda var olan şiddetin esas kanağının PKK olduğunu düşünürsek, bu çevreden örgüte yapılacak çağrılar daha da önem kazanmaktadır. Bu yüzden BDP, bugünlerde her zamankinden daha fazla önemli. BDP'li vekillere her zamankinden daha fazla sorumluluk düşüyor. Meclis'e gelmeleri bile tek başına içinde olduğumuz sert iklimin yumuşamasında kendilerinin bile inanamayacakları kadar etkili olabilir.
Bunları yazarken bu vekilerden sadece şunu istiyoruz; 'off the record' konuşurken söylediklerini yapmalarını. Yani inandıkları gibi olmalarını... Hem kendi vicdanları hem de genç insanların ölmemesi için bunu yapmalılar.
Barış çağrısı yapacaklar şunu unutmamalı, çağrılarının anlamlı olmasının iki koşulu var; i)dar cemaatlerinin dışına çıkmaları ve ii) parçası oldukarı tarafı eleştirmeleri.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları














































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.02.2019
23.11.2018
20.11.2018
16.11.2018
13.11.2018
10.11.2018
6.01.2018
3.01.2018
30.10.2018
26.10.2018