Mustafa ARMAGAN
“Tabutluk” tabiri dilimize gireli 71 yıl oluyor. İşkenceler, altından lağım akan hücreler, kurbanın başının üzerine 1500 mumluk ampuller koymalar, tırnak sökmeler vs. Bunları biliyoruz ama 71. yıldönümünü idrak ettiğimiz 3 Mayıs “Türkçülük Günü” de aynı tarihe rastlıyor. İki zıt hadise nasıl olup da eş düştü? İnsanın aklına bu soru üşüşüyor ister istemez.
Aslında ikisi de iç içe. İşkenceler, o günün sonucunda geldi, o gün de işkencelere misilleme olarak 1947’den itibaren yaygınlaştırıldı.
Tek Partili yıllar. O tarihte henüz genç bir üsteğmen olan Alparslan Türkeş’in tabiriyle İnönü’nün ‘diktatörlük’ devri… Tabutlukların nasıl bir yer olduğunu önce Türkeş anlatsın:
“Tabutluk adıyle anılan veya savcı Kâzım Alöç ve Ahmet Demir tarafından ‘mutena hücre’ diye ifade edilen yer, yarım metrekarelik bir yerdir. Nihayet 40 santimetre genişliğinde ve 50 santimetre uzunluğunda ve 2,5 metre yüksekliğinde beton duvar içerisinde açılmış oyuklardır.”
Peki içeride neler olup bitiyormuş? Yine Türkeş’ten dinleyelim:
“Bu beton oyukların duvarlarından içeriye sokulanları, belinden ve kollarından duvara bağlamak için demir prangalar vurulmaktadır. Ayrıca oyuğun tepesine üç adet beşer yüz mumluk ampul konulmuştur. İçeriye kapatılan insan demir prangalarla belinden ve kolundan duvara bağlanıp 24 saat, 48 saat, hatta daha fazla aç susuz bırakılırdı. Bazı sanıkların tabii ihtiyacı için dahi kapı açılmaz ve büsbütün perişan duruma düşmeleri sağlanırdı. Buna diri diri fırına sokulma denmez de ne denir?”
Türkçüler o sırada “Türkçü” İsmet Paşa’nın kurbanları olarak tabutluklarda işkence görür, diri diri fırınlara kapatılırken hükümet milliyetçilik ve Türkçülükte üzerine zinhar toz kondurmuyordu. Daha 2 yıl önce devrin Başbakanı Şükrü Saracoğlu –ki tabutluklar onun şaheserleriydi- hükümet programını okurken Türk ırkı ve “Türk kanı” ile Türkçülük yapacaklarını bizzat Meclis kürsüsünden şöyle haykıracaktı:
“Arkadaşlar, biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal (en az) o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir.”
5 Ağustos 1942 günü TBMM’de konuşan ateşli hatibin alkışlarla sık sık kesilen açıklamasında sarf ettiği cümleler, Türkçü ve milliyetçi çevrelerde inanılmaz bir heyecan ve sevinç dalgasına yol açmış, ancak iki yıl bile geçmeden bu defa korkunç bir ihanet ve nankörlüğün de tetikçiliğini yapmıştır.
Hem Türkçülüğün “kan meselesi” olduğunu söyleyeceksin, hem de aynı doğrultuda ilerleyenleri Türkçülük ve Turancılık yaptıkları için yalnız hapse değil, hücrelere, tabutluklara dolduracaksın! ‘Politikanın cilveleri’ diyoruz buna, değil mi? Türkçülükte samimiyet testi de diyebilirdik; işkenceler faslıyla bu testten sınıfta kaldıkları muhakkak. O tarihte üniversite öğrencisi olan Osman Yüksel Serdengeçti şöyle anlatıyor hücresini:
“Yarı aydınlık, yarı karanlık bir koridordan yürüyoruz. Yağmur yağıyor, tavanlar akıyor, ayaklarımız su içinde. Sağımda solumda kapıları numaralanmış küçük küçük hücreler var. 13 numaralı hücrenin kapısı açıldı, fare deliği gibi bir yer, ancak küçük bir karyola sığabiliyor...”
Peki nedendi bu işkenceler?
Türkçülüğün liderlerinden Nihal Atsız Tek Parti devrinde bir ilke imza atmış ve “Orkun” dergisinde Başbakan Saracoğlu’na iki mektup yayımlamıştır. 20 Şubat ve 21 Mart 1944 tarihli mektuplarda Türkiye’deki yıkıcı hareketlerin (kastettiği komünizmdir) engellenmesinin hükümetin görevi olduğu halde meselenin üzerine gereken ciddiyetle eğilmediğini ve özellikle ‘tescilli komünist’ olarak suçladığı Sabahattin Ali’nin, devrin Maarif Vekili Hasan Ali Yücel tarafından kayırıldığını ileri sürerek sert eleştirilerde bulunmuş, daha da ileri giderek Bakanın görevden alınmasını istemiştir.
Dedik ya, Tek Parti devri diye. “Orkun” derhal toplatılıp kapatılır. Mahkeme açılır. Türkçüler tepki gösterirler. Nihayet ikinci oturumun yapılacağı gün olan 3 Mayıs’ta sıkıyönetim ilan edilmiş olmasına rağmen sokağa dökülürler. İstanbul ve Ankara’da komünizmi tel’in mitingleri yapılır, 12 Eylül’den önce sık sık işittiğimiz “Kahrolsun komünistler” sloganı ilk kez o gün duyulur. Eyleme katılanlar arasında Türkeş de vardır. Tabii devrin ‘baba’ Türkçüleri de.
Kimler mi? Mesela Prof. Zeki Velidi Togan, merhum mimar Turgut Cansever’in babası Hasan Ferit Cansever, Nihal Atsız, Atsız’ın kardeşi Nejdet Sançar, Hüseyin Namık Orkun, Fethi Tevetoğlu, Reha Oğuz Türkkan, Hikmet Tanyu, Said Bilgiç, Peyami Safa vd. İlim adamıymış, askermiş demeden türlü işkencelerden geçirilip aylarca hapis yatarlar. İşkence usulleri de bir çeşitli ki sormayın!
Günlerce aç ve susuz bırakmak, el yıkamak için bile su vermemek, Allah yarattı demeden dövmek, dövülenleri seyrettirmek, şakaklarına tabanca dayayarak tehditlerde bulunmak, içlerinden lağım geçen hücrelere kapatmak vs. Tırnaklarının çekildiği söylenen Türkeş’in tabiriyle bu dehşet idaresinin herşeyi tuz buz eden tokmağı kimsede kımıldayacak takat bırakmamıştır. Radyosuyla köleleştirdiği basınla iliklerine kadar uyuşturduğu millet, onun dilediği boyunduruğa öylesine vurulmuştur ki, hiç ekmek vermese de saltanatını sürdürebilirdi.
Yazdığı mektuplarla 3 Mayıs olaylarının tetiğini çekmiş olan Atsız ise sonunda Askeri Yargıtay tarafından beraat ettirildikleri bu eylemin Tek Parti diktatörlüğüne karşı bir ‘temizlik’ harekâtı olduğunu söyleyecektir. Bir gazetede hakkında Halk Partisi’ni temizlemeye kalktığı iddiasına karşı şunları söylemiştir: “Dünyada bir sabun buhranı yaratmadan Halk Partisi’ni temizlemenin mümkün olmadığını biliyorum. Bununla beraber mukadderatın bu partiyi temizleyeceğine imanım var.”
Atsız 1946’da “Kür Şad” dergisine yazdığı bir yazıda Türkçülükte ilk hareketi 3 Mayıs günü Ankara’da “birkaç bin meçhul Türk genci”nin yaptığını yazacaktır. “Türkçülük tarihinde bu kişilerin hususi bir yeri vardır.” 1974’de ise 3 Mayıs’ın “millî şuurun ayaklanması” olduğunu söyler. Bir dönüm noktasıdır o. Ancak bu dönüm noktası, demokrasinin de Türkiye’deki ilk sosyal tartışması olmuş, muhalif diller çözülmeye başlamış ve Tek Parti yönetimine yönelik eleştirilerin işaret fişeği işlevini görmüştür.
Türkçüler kadar Türkçü olmayanların, hatta ona karşı olanların da bu “dönüm noktası”na dikkat kesilmeleri gerektiği kanaatindeyim.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları



























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.04.2017
9.02.2017
26.03.2017
19.03.2017
12.03.2017
26.02.2017
5.02.2017
29.01.2017
22.01.2017
15.01.2017