Namık ÇINAR
MHP, geçen hafta sıkıyönetim ilân edilmesini isteyince, 12 Eylül Rejimi’nde İstanbul’da sıkıyönetim bölük komutanlığı yapmış biri olarak, konuya değinmeyi her şeyden önce bir demokratik vicdan meselesi olarak görürüm.
Sıkıyönetim, sanılanın aksine, sivil idarenin ihtiyaç hâlinde sosyal olaylara karşı askerî birlikleri bir güvenlik gücü olarak kullanması demek değildir.
Zira sıkıyönetim, mutlak anlamda bir “askerî yönetim”dir ve ilânıyla birlikte sivil idare askerlerin emrine girer.
Oysa demokrasilerde, sivil idare yetki ve sorumluluklarını hiçbir surette ve hiçbir gerekçeyle devredemez.
Dünyanın hiçbir uygar ülkesinde, bizimki gibi bir Sıkıyönetim Kanunu olamaz.
Koşullar elverdiğinde idarenin askerlere devrini öngören bir düzenleme, Türkiye’ye özgü bir kamu yönetim şeklidir.
Çağdaş dünyanın devletleri tarihsel olarak askerî devletten hukuk devletine doğru evrildikleri demokratik süreçlerden geçerlerken, Türklerin tarihinde silah zoruyla tasarrufta bulunmaktan vazgeçen bir kamu yönetim kültürü hiçbir vakit oluşmamıştır.
Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet… bütün Türk devletlerinin asli yönetim şekli tarih boyunca askerî olduğu içindir ki; buna geleneksel niteliğinden dolayı “örfi idare” denmiştir.
Batı’ya benzeme ve öykünme kaygılarında bile önceliği askersel alanda gören 19. yy. Osmanlı’sında örfi idare, ilk kez 1876 Kanun-ı Esasi’sinde kavramlaştırılmış; devlet düzeninin esasını oluşturan askerî yönetim tarzına, anayasal bir mahiyet kazandırılmıştır.
Bu maksatla yapılan ilk hukuki düzenleme 1877 tarihli “İdare-i Örfiye Kararnamesi” olup, askeriyeye devri bakımından bu gibi hâllerde “nizamat-ı mülkiyenin tatil edileceği” açıkça ifade edilmiştir.
Yani sıkıyönetim, sivil yönetimden vazgeçilecek bir süreç olarak tanımlanmıştır.
“Hükümet-i mülkiyenin haiz olduğu vezaifin, hükümet-i askeriyeye intikali” sözkonusudur.
Günümüze kadar uzanan süreçlerde hep görülecektir ki,
icra artık sivilde değil askerde;
yargı artık adliyede değil askerî mahkemede;
toplumsal hayat artık özgürlüklerde değil yasaklarda aranacaktır.
Mevzuatta dağınık ve karmaşık olarak yer alan bu askersel nizam, 1940’a kadar hükmünü sürdürmüş;Atatürk’ün ölümünden sonra yalnızlaştığını hisseden ordu, gerektiğinde ülkeyi yöneteceği eli altındaki bu önemli enstrümanına, derli toplu bir tarzda çeki düzen verme ihtiyacı duyarak yeni bir “Örfi İdare Kanunu” çıkarmıştır.
Gerek 12 Mart ve gerekse 12 Eylül rejimlerinin ilk ele aldığı ve güncellediği kanun gene bu olmuş, adı da “sıkıyönetim” olarak değiştirilmiştir.
Ne ki, 1876’dan beri köprülerin altından nice sular akmasına ve uygar dünya imrenilecek ölçülerde özgürleşmesine rağmen Türkiye’de değişmeyen hattâ daha da yoğunlaşarak halkını sıkboğaz eden tek şey, askerî yönetim geleneğinden kurtulamamak olmuştur.
Gene yanlış bilindiği üzere, sıkıyönetim rejimi, ordunun hiyerarşik emir komuta zinciri çerçevesinde olmayıp, icracıları direkt Genelkurmay Başkanı’na bağlıdır ve “sıkıyönetim komutanlığı kadroları, Genelkurmay Başkanlığınca ÖNCEDEN hazırlanacağı” için de, bu çalışmalar süreklilik arz eder.
İlân edilmediği sürece sorun yok zannedenler, zaman zaman yapılan “Plân Seminerleri” karşısında apışıp kalarak “darbe hazırlığı” yapıldığı fikrine kapılırlar.
Oysa Türkiye’nin legal yönetim şekli, darbe olarak algıladıkları o askersel sıkıyönetim hazırlıklarıdır.
Esasen yakın tarihimizde yaşanan darbeler de, sıkıyönetimler esnasında varmış gibi görünen sivil idarelerin, askerî verimliliğin(!) maksimizasyonu önünde ayak bağı gibi durmasının son bir hamleyle tasfiyesinden ibarettir.
Çünkü “ordu siyasal rejimin artık bir parçası değil, bizatihi kendisidir”.
O yüzden, kim ki sıkıyönetim ister; bunun tercümesi, “sivil yönetimi askerlere devredelim” demektir.
Hoş!
Sıkıyönetim beter de, şu sıralardaki Erdoğan rejimi iyi mi?
Al birini, vur ötekine.
twitter@cinarnamik
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları














































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.05.2022
24.03.2022
6.02.2016
30.05.2016
24.05.2016
13.05.2016
10.05.2016
8.02.2016
3.02.2016
29.04.2016