Orhan Kemal CENGİZ
ÇHD Genel Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı ile bir kısım ÇHD üyeleri, iki yıldan fazla bir zamandır yargılanıyorlar/yargılandılar. Bazıları açısından yargı süreci temyiz aşamasında şaşırtıcı bir olağanlıkla devam ediyor. Türkiye avukatlık ekollerinin en çarpıcı söylem, eylem ve etkinliklerinin buluştuğu böyle parlak bir hukukçular grubunun, hem de oldukça garip sorgulamalar ve açık “operasyonlar” nezaretinde yargılanmaya devam edilmesi ve neredeyse sadece devrimci avukatlığa dair nostaljik duygularımız hacminde yer bulması, Türkiye hukukçuluğunun çapı ve potansiyeli bakımından de oldukça manidar.
Yargılamanın bir suç fiilinden çok bir avukatlık ekolü üzerinden yürütülmesinin şaşırtıcı olağanlığı açısından değil sadece, aynı zamanda Türkiye’nin bütün avukatlık grup ve taraflarının sessizlik tercihleri bakımından da manidar. Dosyaya nasıl girdiği bile belli olmayan, arama tutanağında bulunmayan belgelerin “delil” haline getirildiği ve gizli tanıkların oldukça serbest bir hayal dünyası ile çalıştıkları gerçeği duruşma süreci içinde bir bir aşikar hale gelirken sanıkların tahliyesinin oldukça garip biçimde, hem de aynı mahkeme tarafından bir de tatil gününde “yakalama”ya dönüştürülmesinden mahkeme heyetinin toptan dağıtılmasına kadar uzanan bütün o yargılama ihlallerinin, Türkiye avukatlığının genel sağduyusunda yeni bir konum almayı gerektirecek hiçbir alarm etkisi yapmamış olması, hatta “solcu avukatlık” cakalarında bile iyice soğuyan bir “geçmiş” haline dönüşmesi bize ne söylemektedir?
Durum aslında oldukça açıktır. Türkiye’nin adliyesi, hakim ve savcıları kadar açık ve eylemli bir fail olarak görünür olmasalar da Türkiye’nin avukatları da hukukun failleridirler. Türkiye’nin hakim ve savcılarının hukuk devletinin bir taşıyıcısı olmadıklarını, tam tersine, hukuk devletine karşı savaştıklarını söylemek kimseyi şaşırtmaz. Fakat Türkiye’nin avukatlarının sorumluluğundan bahis açmak kendi sinik dünyasını “olağanüstü gürültüler” eşliğinde kurmaya alışmış geleneksel avukatlık failleri açısından hayretle karşılanabilir.
Oysa bu gerçek ancak ve ancak Selçuk Kozağaçlı’nın avukatlığı ile yargılanması kadar şaşırtıcıdır. Türkiye avukatlarının kendi sanal isyanlarında kurdukları mutlu dünyaları ile hakim ve savcıların muzaffer edaları arasındaki uğursuz bağı görmekte-göstermekte artık sakınca yoktur. Çünkü her gün başka bir avukatın özgürlüğü sıradan bir “kurban” olarak görülmeye devam etmektedir.
TÜRKİYE AVUKATLIĞI
Şunu en başından ilan etmekte fayda vardır: Türkiye avukatlığı, Türkiye hukukunun temel faillerinden birisidir. Türkiye avukatlığının politik gücü büyük oranda, devlet içindeki hiziplerin alt birimleri olarak tezahür etmektedir. Bu nedenle de Türkiye’de bir “hukukçular kamusundan” söz edilemez. Daha doğru deyişle avukatlık, devlet işlerinin müşaviri olmayı aşıp gerçek bir “hak hareketi”ne ulaşacak hem teorik hem de pratik bir tecrübe edinememiştir. Avukatlık içindeki neredeyse bütün farklı varoluş halleri, avukatlığın kurumsal yapılarına genel iktidar eğilimleri ve iktidar hiziplerinin çıkarları üzerinden nezaret etmek olarak şekilleniyor. Türkiye’nin iki partililiğe dair politik ortamı avukatlığın genel eylem düşünce ve söylem alanlarını da belirliyor. İki ana gelenek dışındaki geniş kesimler ve bu arada solculuk iddiasındaki avukatlık halleri de bu iki partililiğin hegemonik yayılma sahasının içinde yer alıyorlar. Bu da kaçınılmaz olarak onların soldaki iddialarını sıradan bir “caka”ya dönüştürüyor. Tamamen ayrı bir politiko-jüridik alan olarak Kürt avukatlığı bir kenara bırakılırsa Türkiye’de avukatlığın içinde ciddiye alınabilir bir sınıf, çevre ve kadın hak hareketleri geleneğinden maalesef bahsedilemez. Avukatlık, kendi “hak” alanını yaratamamış, yasal alanı toplumsal mücadelenin gerçek sahasına dönüştürmek yerine devlet maslahatının gereklilik ve icapları olarak yaşamayı tercih etmiştir.
Avukatlık bu şekilde oluşan mesleki, ahlaki ve kültürel düzeylerinde kaldığı müddetçe hak mücadelesine ilişkin herhangi bir dinamizme ve tabii ki avukatların bizzat avukatlığı nedeniyle yargılanmasına karşı bir itiraza şahit olmamız da mümkün olmayacaktır. Çünkü avukatlık, iki yüzlü bir “cemiyet ahlakı” ile gündelik sorunlarına yaklaşmaktan başka bir yol bilmemekte, kurucu bir hak mücadelesinin sınırlarına dahi yaklaşamamaktadır. Bu haliyle Türkiye avukatlığı, Türkiye yargısının bütün fiillerinin de faili olarak yargılanmalıdır…
‘SOLCU AVUKATLIK’
Peki ya “Solcu Avukatlık”? Onun için bir başka fail demek bile oldukça zordur. Çünkü o bütün cakasını hiç fark etmediği bir “liberal” sahanın içindeki oyuncu olarak tüketmektedir. İçeriksiz ve şuursuz bir solculuk nereye varacağını ne diyeceğini bile anlamaktan yoksun bırakmıştır “solcu avukatı”. Onun eyleminde gerçek bir hak mücadelesi olmadığından her şeyi “hatıra”ya dönüştürerek kendisini kanıtlamak peşindedir. Şunu artık kesin olarak teslim etmeliyiz: ÇHD ve Selçuk Kozağaçlı, Türkiye sol avukatlık cemiyetinin “devrimcilik hatırası” pozlarının üretildiği bir turistik ve “nostaljik köşe”ye dönüşmüş-dönüştürülmüştür. Eylem ve düşüncenin poza dönüştüğü bu yer, solcu avukatlığın liberal gerçeğiyle çöküşünün de netlikle görüldüğü yerdir. Solcu avukatlığın bir “kimlik” olarak kurulduğu yerde zaten herhangi bir eylem ve söylem riskini üstlenecek bir hadde sahip olunamaz. Bir hukuk üretemeyince hatıra kaçınılmaz olarak onun yerini almaktadır. Türkiye solu kendi hukukunu üretememekte, buradan doğan boşlukta tüm varlığını hınç ve nefretin içinde apolitik bir mecrada tüketmeye devam etmektedir. Böylece kendisini “ahlaki öfke”de var etmeye çalışarak apolitik ayinlerle kutsanmaktadır. ÇHD yargılaması ise arada bir fotoğraf alınıp “kimliğin” kanıtlandığı bir turistik takı töreni anısı olarak yerleştirilmiştir oraya.
Gerçek şudur ki Türkiye’de son birkaç on yıl çıkarılır ise bir “sol avukatlık” tecrübesinden bahsedilemez. Tıpkı bir “hak hareketi” deneyiminden bahsedilemeyeceği gibi. Bu eklektik hallerden herhangi bir politik ve entelektüel başarı çıkması, ÇHD davasını doğru yere oturtması ve buna karşı yeni eylem ve söylemler geliştirmesi de mümkün olmamaktadır kuşkusuz.
HUKUKUN ‘SOSYAL MEDYASI’
Bugün Türkiye’deki hukuk düşüncesi büyük oranda sosyal medya gruplarının içinde ve ancak onun boyutlarıyla var olabiliyor ki hukuk düşüncesinin ve yargıda politikanın krizlerinden birisi de burada saklıdır. Sosyal medya, ya “kafadarlık” alanlarının, yani küçük cemaatlerin ya da dar alanlarda üretilmiş “kan davaları”nın aralıksız beslendiği bir yer halini alıyor. Giderek kendi geçmişini ve köyünü daha sert içerikte boş bir terennümler yığını ile kuran kafadarlar “hukuk medyası”nı belirler hale geliyorlar. Bu da onların toplam politikadaki ve düşünce dünyasındaki yerini iyice zayıflatarak içten çürümesine yol açıyor. Hukuk grupları ciddi bir kamusallık sorunu yaşıyorlar. Geçmişin hukuk dergilerinin yerini almaları zaten mümkün değil. Eylemin yerini performansın aldığı bir alan burası. Böylece hukukun sosyal medya alanı kolaylıkla idare edilebilir “kimlik”lerin yeniden üretildiği yuvalar haline dönüşmüştür… Bütün bunlar Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşlarının adalet çığlığını bir nostaljinin içinden edinilmesini de belirliyor. Ki sonuç trajedidir kuşkusuz…
Peki bütün bunları niye yazmak, tespit etmek gerekiyor. Şunun için: Türkiye’de ve dünyada yargı ve hukuk sadece devlet merkezi tarafından üretilmiyor. Faili sadece devlet olan bir alan değil hukuk ve yargı alanı. Hepimiz hukukun failiyiz. Eğer ÇHD’li avukatlar ve Genel Başkan avukat Selçuk Kozağaçlı bugün tutuklu ise bunun faili biziz: hakimler, savcılar, avukatlar… Hepimiz…
Bu gerçeği gördükten sonra boş cakaları bırakıp neler yapabileceğimize bakabiliriz… Umarım…
* Demokrat Yargı Eşbaşkanı
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları


































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.05.2023
17.04.2023
28.05.2022
13.10.2021
9.09.2021
30.12.2020
23.12.2020
21.12.2020
15.12.2020
3.02.2020