Oya BAYDAR
Kulakların bomba, mayın, top, tüfek sesleriyle sağır; yüreklerin hasımlık, düşmanlık, çatışma söylemleriyle kararmış olduğu; aklıselimin ve siyasal basiretin akıl ve vicdan tutulması içindeki taraflarca terk edildiği şu günlerde bu yazı kimilerine yersiz ve zamansız gelecektir, biliyorum. Hele dün Ankara’nın göbeğinde, sivillerin öldüğü, yaralandığı patlamadan sonra...
Bu yazının yazıldığı saatlerde korkunç olay tam açıklığa kavuşmamış, failleri henüz kesinleşmemişti ama ilk bulgular bir terör saldırısı ihtimalini işaret ediyordu. Eğer böyleyse, “halk savaşı”, “özgürlük ve hak mücadelesi”, vb gerekçelerle haklı gösterilemeyecek, vicdanlarda aklanamayacak bu şiddet eyleminin -ve ardından gelebilecek benzerlerinin- yarattığı ortamda çözümden, uzlaşmadan, diyalogdan söz etmek mümkün mü? Çok zor ama, yine de cesaret edeceğim.
Barış sözcüğünün sakız sanılıp biteviye çiğnendiği, ferahlatıcı tadını ve kokusunu giderek yitirip çürütüldüğü şu günlerde, taraflardan hiçbiri savaşın sona ermesi ve barışçı çözüm için fedakârlığı göze alacak basiret ve cesarete sahip değil, diye düşünüyorum. Okurları bıktırma pahasına tekrarlayacak olursam: cesaret, ölmek ve öldürmek değil yaşamak ve yaşatmaktır; bu konuda cesaret, barışı sağlamak için ne gerekiyorsa yapmaktır.
“Mevzubahis olan vatansa gerisi teferruattır” sözünü hiç sevmem. Söylenmişse bile, savaşın ortasında çok özel koşullarda söylenmiş olmalı. Vatan-millet-şehit edebiyatının temelindeki anlayıştır bu. 1915’teki Ermeni tehciri ve kırımının ardındaki; 1937-38’de Dersim’de bebek, kadın, çocuk, ihtiyar onbinlerce insanın katledilmesinin ardındaki; cuntaların, darbelerin, 12 Eylüllerin, Ergenekonların, v.b. ardındaki anlayıştır bu. Ölmeyi, öldürmeyi, düşman belleneni yok etmeyi, zulmü, baskıyı, hukuksuzluğu, temel hak ihlallerini, milletin bilincinde kutsallaştırılmış “vatan” kavramının ardına sığınarak meşrulaştırmaktır. Vatan yerine “cihat”ı koyun, “din”i koyun, “devrim”i, “ülkü”yü, “dava”yı, vb. koyun, fark etmez. Etmez, çünkü “teferruat” sayılan, yaşama hakkı başta olmak üzere insana, sizin benim gibi insanlara ilişkin olan herşeydir, yani aslolandır. Şehitlik edebiyatı ve yüceltmesi muktedirlerin kendi çıkar ve iktidarları uğruna ölüme ve yıkıma sürükledikleri insanlara sundukları afyondur.
Söz konusu olduğunda gerisinin teferruat kalabileceği tek değer varsa, o da barıştır. Çünkü barış insan yaşamının, canlının, doğanın tahrip olmayacağı, şiddetin sona ermesiyle insanın acısının azalacağı bir ortam demektir ki böyle bir ortamın sağlanması için çabalarken “gerisi” yani gözden çıkarılması gereken şeyler, gerçekten de teferruat sayılır.
MİT-PKK görüşmeleri gündemimize düştüğünden beri, “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” zihniyetindekiler, işin özünü bir yana bırakıp teferruatla iştigal ediyorlar. Hükümet mi görüşmüş devlet mi? Başbakan görüşmedim dedi mi demedi mi? Bize neden haber verilmedi? Yalancısın, şerefsizsin. İspat et, sen ispat et... Neden başka bir ülkede görüşülmüş? Kim kaydetmiş, kim servis etmiş? Montaj var mı, yok mu? vb...
Doğruda dik durabilmek
Lafı hiç uzatmadan; alevler, ölümler, patlamalar arasında sesimi duyurmamın çok güç olduğunu bilerek söyleyeyim: Bu görüşmeleri kim, hangi merci başlatmış, kim yürütmüş, kim siyasi irade koymuşsa kutlanmalı ve desteklenmelidir. Çünkü söz konusu olan barıştır ve gerisi teferruattır. Ve yine bu görüşmeleri kim, hangi odaklar kesintiye uğratmışsa, cesaret gösterememiş de gerilemişse eleştirilmeli, kınanmalıdır.
Çeşitli konularda dik durmakla övünen Başbakan Erdoğan’ın ve iktidarın şu günlerde dik durması gereken ilk ve tek konu Kürt sorununda barışçı çözümdür. Mesela, çözüme doğru zorunlu adım olan PKK ile görüşmelerin arkasında dimdik durmak, görüşmelerin ilerlemesini, müzakere aşamasına gelmesini sağlamak, eğer ki kesilmişse yeniden başlatmak, kamuoyundan saklamaya gerek duymadan sürdürmek gerçek bir dik duruş olur. Görüşmeler, patlayan bombalara, can alan mayınlara, provokasyonlara rağmen inatla, cesaretle devam ettirilmelidir.
MİT-PKK Görüşmesinden Ankara’daki Patlamaya
Ankara’daki son provokatif şiddet eylemiyle MİT-PKK görüşmelerinin ses kayıtlarının sızdırılması arasında bir bağ var gibi geliyor bana. Görüşme kayıtlarını kim sızdırdı bilemem. Söylentiler muhtelif. Kim sızdırmışsa amaç büyük olasılıkla AKP Hükümetini Kürt meselesi üzerinden yıpratmaktı. Gelin görün ki plan ters tepti. Benim izleyebildiğim kadarıyla, Hükümeti terörün destekçisi gibi göstermek için sızdırılmış olan bu kayıtlar, aksine AKP’nin kâr hanesine yazıldı. Çünkü Türkiye halkından yükselen ses ve çağrı, “Şu işi şiddetle, kanla, bire kadar kırarak bitir” den, hızla “Şu işi bitir de ister görüşerek, ister uzlaşarak bitir”e evrilmekte. Savaşın her türlü acısını yaşamış, kandan bıkıp usanmış, evlatlarını yitirmek istemeyen Kürt halkının çoğunluğu ise, “İşte görüşülüyor, çözüm aranıyormuş, bu şiddete ne gerek vardı?” diye düşünmeye başlıyor.
Özetle; görüşme kayıtlarının sızdırılması, planlananın aksine Başbakan Erdoğan’ın işine yaramış, onun “İşte biz herşeyi göze aldık çözüm için ama...” söylemlerine güç kazandırmış görünüyordu. Plan ters tepince, büyük ve kanlı bir eylemle görüşmelerin olabilirliği havasının dağıtılması gerekiyordu ki Ankara’daki şiddet eylemiyle bu yapıldı. Bahçeligillerin “Teröre tavizin sonucu” diye nitelediği eylem, büyük olasılıkla etkili olacak, Hükümete geri adım attıracak, yani provokasyon amacına ulaşacaktır.
Oysa oyunu bozma imkânı hâlâ var. Anahtar da, o cesareti gösterebilirse Başbakan Erdoğan’ın elinde. 12 Eylül referandumunda aldığı yüzde 58 oyun bir yönüyle de Kürt açılımına destek ve “Hadi, korkma, yap!” anlamına geldiğini anlayamayan, anlasa bile oy hesapları ve mutlak iktidar tutkusuna yenilen Erdoğan, hiç değilse bu kez çözüme doğru her barışçı adımın kayıp değil kazanç hanesine yazıldığını kavrama basiretini gösterse. Cesaretin zart zurt etmek, burun sürtmek, imha ve kan dökmek değil, kimlerle gerekiyorsa hepsiyle görüşme ve müzakerelere kararlı şekilde yeniden başlama ya da sürdürme olduğunu kafasında ve yüreğinde duyabilse...
Bir adım atma cesaretini göstermek çok şeyi değiştirebilir. O adım, İmralı’daki Öcalan’la hem devletin hem de kendi örgütünün iletişim kanallarını hiç gecikmeden, hemen bugün açmaktır. İşe avukat görüşmeleriyle başlanabilir. Öcalan şu sırada sadece devletin değil aynı zamanda Kürt hareketi içindeki karışık savaş lobisinin de tutsağı durumuna getirilmiştir. Ve Öcalan, bütün olumsuz koşullara rağmen Kürt halkının “iradesi irademizdir” dediği lideridir.
Dünkü kanlı eylemin ve benzeri saldırıların, atılması gereken - bir süre önce atılmasının planlandığını dışarı sızdırılan görüşme kayıtlarından anladığımız- cesur adımları engellemek için olduğunu iktidar bir kez gerçekten kavrayabilse, savaşa hayır diyen ve çözüm bekleyen Türk ve Kürt halkının arkasında olduğunu da görecektir. Militarist, savaşçı, faşizan zihniyetin gürültücü bir azınlık olduğunu unutmamak gerek.
Gerçek liderler tarihi adımlar atacakları zaman kitlelerin gerisinde veya tam hizasında kalarak oy toplayanlar değil, kitlelerin kendi cesur adımlarına ayak uydurmalarını sağlayanlardır. Başka bir deyişle, kimilerinden “ihanet” çığlıkları yükselirken “ söz konusu barışsa gerisi teferruattır” deyip gereğini yerine getirerek savaş çığlıklarını kitlelerin barış korosuyla bastırabilenlerdir. Şimdi dik durma ve cesur olma zamanı. Hem Kürt hem de Türk siyasal merkezleri ve liderleri için geçerli bu. Hodri meydan!
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Çocukları kefene sokan ruh hastası ilkel zihniyet
24.05.2024 - "Alavere dalavere, Kürt Memet nöbete" mi, hukuka dönüş umudu mu?
14.05.2024 - 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkamamanın sorumlusu kim?
3.05.2024 - 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkamamanın sorumlusu kim?
3.05.2024 - Istakoz, Maldivler, pahalı saat muhalefeti AKP'nin AK'lanmasına yeter mi?
22.04.2024 - "Kobane düştü düşecek"ten Kobane Davası provokasyonuna
16.04.2024 - Hukuksuzluk değil irade gaspı ve siyasî ahlâksızlık
3.04.2024 - Desteğim DEM Parti'ye, oyum İmamoğlu'na
29.03.2024 - Vicdanını yitirmiş dünyanın vicdanını, ahlakını yitirmiş siyasetin ahlakını savunmak
22.03.2024 - Oy yüzdesiyle ölçülemeyecek kadın: Gültan Kışanak
7.03.2024
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları











































































Hrac Madooglu
Bu ulkenin Muslumanlari Gazzeye canli bombalar mi gondersin Sayin Yazar? israil mallarini boykot ederseniz ne olacak? Turkiyenin israille askeri, siyasi ve ticari iliskileri eskisi gibi aynen devam ediyor. Basbakanin Orta Doguda agirligi yok. Suriye fiyaskosundan sonra, Turkiyeyi ciddiye alan da yok. Butun yapilan icerde vatandaslari gaza getirmek. Ha bir de Yahudi dusmanligini ve Hitler hayranligini yeni nesillere de bulastirma cabasi. Hepsi o kadar.