Tayfun Atay
25 yıllık “Tayyip Erdoğan aşkı”ndan çok yıpranmış olarak çıkan İstanbul, umuda ve mutluluğa yelken açmanın keyfini Ekrem İmamoğlu ile yaşıyor.
“Mut” ve umut, iç içe geçmiş ve birbirine doğuş veren iki canlı hücre gibi... Umudun olmadığı yerde mutluluk da olmaz; umudun öldüğü yerde mutluluk ölür.
Umut, “potansiyel mutluluk”tur.
Ekrem İmamoğlu ile Türkiye, daha özel olarak İstanbul, böylesi bir potansiyelin, yani “gizilgüç”ün açığa çıktığı bir durumu, güçlü mü güçlü bir mutluluğu deneyimliyor.
Laik topluma bir “nefes”
Ekrem İmamoğlu, 2013 Haziran’ındaki Gezi Olayları akabinde bu ülkenin içerisine düştüğü alacakaranlık halinin, karamsarlığın, umutsuzluğun, dolayısıyla mutsuzluğun sonuna varıldığını düşünmeye imkân veren bir “nefes” olarak karşımızda bugün…
Elbette bu toprakları kutuplaştırıp birbirine düşürmeye hevesli şedit, öfke dolu, ağzından adeta yanardağ lavları saçan bir siyaset anlayışının, üstelik ne yapıyorsa dinbazlık sosuna bulayarak yapan bu anlayışın daha eskiye giden bir tarihi var. Dedik ya, İstanbul çeyrek asırdır yukarıda sıralanan karakteristiklerle hareket eden bir siyaset erbabının irade ve tasarruflarıyla tarûmar!..
Ama bu siyaset anlayışının, kültürel olarak heterojen ve melez Türkiye toplumuna açık seçik, ayan beyan, hoyratça ve fütursuzca, hayatın tek ölçüsü olarak dini dayatmaya dönük totaliter tavrı, Gezi’yi tetikleyecek mahiyette 2013’ten itibaren söz konusu oldu. Hatırlayalım Gezi Parkı olaylarının başladığı 2013 Haziran’ı öncesinde o dönemin AKP İl Başkanı Aziz Babuşçu’nun Nisan 2013’te sarf ettiği şu sözleri:
“10 yıllık iktidar dönemimizde bizimle şu ya da bu şekilde paydaş olanlar gelecek 10 yılda bizimle paydaş olmayacaklar. Gelecek, inşa dönemidir. İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak.”
Tam da bu sözlerin ardından gelmişti günlük hayata yönelik dinbaz-politik bir garezle yapılan müdahaleler: Kürtaja karşı lanetleyici kampanyalar; içki içen insanları aşağılayıp şeytanlaştırmalar, onlara “İçeceksen git evinde iç” diye azar çekmeler; “Kafa kıyak gençlik istemiyoruz” demeler; kız öğrencilerin etek boylarıyla uğraşmalar; “Kızlı erkekli alem yapıyorlar” yalanlarıyla linç davetiyeleri çıkarmalar; el ele kol kola yürüyen, öpüşen koklaşan gençlere müdahaleler, vs. vs. vs.
(Elbette diğer tarafta da holdingleşen tekkeler, tacizci vakıflar, “Bakara-makara”cı partililer ve daha neler neler!..)
Çevreye duyarlı bir grup insanın Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesine dönük başlattıkları mütevazı bir eylemin dinbaz iktidara karşı toplumsal bir patlamaya dönüşmesinin altyapısında yer alan kültürel sorun parçacıklarıdır bunlar…
El birliğiyle mutlu bir İstanbul!
Bu yukarıdaki çerçeveden olarak Gezi hadisesi, bir hayat isyanı, laik toplumun yükselttiği bir feryattır.
Aynı perspektiften bugün İmamoğlu hadisesi de bir hayat ışığı, laik toplum nezdinde bir ferahlıktır.
Dolayısıyla Türkiye’de laik toplumun Gezi ile başlayan kültürel anlamda ayakta kalma mücadelesi asıl şimdi bir dönüm noktasına ulaştı.
Bu doğrultuda Ekrem İmamoğlu bu memlekette umudun yok olmadığının işareti.
Ekrem İmamoğlu bu memlekette mutluluğun mümkün olduğunun işareti.
Ekrem İmamoğlu bu memlekette farklılıklarımız üzerinden kutuplaşma değil “melezleşme” yönünde siyaset yapıldığında dindarıyla dindar-olmayanıyla herkesin gönlünün kazanılabileceğinin işareti.
Zaten bu yüzden diyor ki o, “Bu seçimin kaybedeni yok, 16 milyon hep beraber kazandı. El birliğiyle mutlu bir İstanbul yaratalım!..”
Ama bana sorarsanız Ekrem İmamoğlu tüm bunların ötesinde dünyanın ancak ve ancak “dünyevî” yaşanabileceğinin işareti!..
Herkesi “uhrevî” yaşamaya zorladılar
Onlar, bir dönemin resmi-ideolojik tasarruflarına duydukları hınçla bir “İmam-Hatip Türkiyesi” yaratmak istediler.
Bu ülkenin dindarlığa en uzak insanlarında bile hiç mi hiç dinle çatışık olmayan, aksine “dinle barışık bir din-dışılık” gözlemlendiği halde bir “zorla-dindarlaştırma” ameliyesine yeltenip “dinsel duyu”yu hayatın her milimetrekaresine hâkim kılmak istediler.
Böyle yapa yapa bu dünyayı “uhrevî” yaşamaya insanları zorladılar.
“Popüler kültür”ün dindar/dindar-olmayan hiç fark etmeksizin gençler için asli çekim merkezi haline geldiği bir zamanda ve onun ancak “seküler” yani dünyevî bir iklimde nefes alıp verebildiği aşikâr olduğu halde, sokağı “Kutsal”ın alanı saymaya ve saydırmaya yeltendiler.
Böyle olunca kendi genç kuşaklarını bile kaybettiler. Dindar-muhafazakâr gençler, Y-kuşağı/Z-kuşağıyla onların hükmü altındaki muhitlerde değil, hayatın nabzının seküler attığı “vaha”larda; Kadıköy’de, Beşiktaş’ta, Şişli’de, Sarıyer’de, Bakırköy’de sosyalleşip doya doya yaşama yöneliminde oldular.
Gezi’de “yüzde 50/yüzde 50”; dindar/dindar-olmayan; muhafazakâr/laik diye kutuplaştırdıkları toplumun kendi uhdelerinde düşündükleri kesimine bile giderek yabancılaştılar.
Dindar-muhafazakâr bir kültürel dokuya, örüntüye, altyapıya sahip toplum kesimlerinde bile mevcut “sekülerleşme” dinamiğini fark edemediler.
Dünyayı “Kutsal”ın boyunduruğuna, kendi sosyolojik cehaletleriyle sokmaya çalışarak en büyük zararı yine “Kutsal”a, dine, inanca verdiler.
Yeni şarkı: “Ben nerde yanlış yaptım?”
2013 yılında kurumlana kurumlana ilan ettiği “inşa süreci”nde dinbaz iktidarın altı yılda geldiği noktaya dair satır başları yukarıda sıralananlar…
Şimdi bazı kıyıya itilmiş, tasfiyeye uğramış o eski önde gelenleri bile ne diyor bakın: “Ak Parti’nin kurucu ilkelerinden yolunu çeviren ben miyim?..”
Anlayacağınız, Türkiye için düşündükleri “inşa” süreci, kendilerini “imha” sürecine dönüştü-dönüşüyor.
Bunun ne kadar farkındalar ve (kendi adlarına) bu tehlikeli gidişi görüp ne yapacaklar?..
Onların siyasi istikbalini bu soruya dönük stratejik/pratik cevapları belirleyecek.
O yüzden durumlarını daha da feci, trajik ve nihayetinde komik hale getirmemek için İmamoğlu ile “oyalanma”yı bıraksınlar!..
“Beraber yürüdük biz bu yollarda”; “Bizimkisi bir aşk hikâyesi” gibi kendilerini gülünç duruma düşüren, hâlihazırdaki trajik realitelerine hiç uymayan şarkıları terennüm etmeyi de bıraksınlar.
“Ben nerde yanlış yaptım” şarkısını dolasınlar dillerine…
Popüler kültürün seküler zaferi
Gezi olaylarının tüm hararetiyle devam ettiği günlerde şunları yazmıştım:
“Söz gelimi futbol, ancak seküler zeminde hayat buluyor. Takımı maç kazanmış, derbi almış, şampiyon olmuş taraftar coşmak, kendinden geçmek, içkisini içmek istiyor. Tayyip Erdoğan’ın, ‘İçeceksen evinde iç’ azarı, bu insanlar açısından sokak ‘kutsal’a ait demek… İşte o yüzden birbiriyle kanlı bıçaklı olan FB, GS, BJK, Trabzon, Karşıyaka, Göztepe, Ankaragücü, Adanaspor, Adana Demirsporlular adeta bir mucizeye imza atarcasına Gezi olaylarında sarmaş dolaş karşımızda belirdiler” (Radikal, 10 Haziran 2013).
Ekrem İmamoğlu için şimdi stadyumlarda ve sokaklarda “Mazbatayı ver” diye başlayan; “Başkan olacaksın” diye devam eden ve nihayetinde “Ekrem Başkan” diye hâlâ süren, takım renkleri birbiriyle “melezleşmiş” on binlerce sesin heyecan ve coşkusunu, 2013’te kaleme aldığım yukarıdaki satırları tekrar okuduğumda çok iyi anlıyorum!..
Ve o zaman Gezi’yi “Popüler kültürün seküler isyanı” olarak tanımlamıştım.
Şimdi de İmamoğlu’nu “Popüler kültürün seküler zaferi” olarak tanımlıyor ve selamlıyorum!..
Evet, "Ekrem Başkan," popüler kültürün seküler zaferidir; Beşiktaşlısı Fenerbahçelisiyle, Türk’üyle Kürt’üyle, Alevi’si Sünni’siyle, sağcısı solcusuyla ve en önemlisi, dindarı dindar-olmayanıyla…
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.02.2020
27.01.2020
23.01.2020
9.01.2020
7.01.2020
5.01.2020
31.12.2019
26.12.2019
22.12.2019
12.12.2019