Yasin AKTAY
Mevcut parlamenter sistemle ilgili iyi-kötü 70 yıllık bir deneyimimiz oluşmuş. Bu deneyimdir ki, bizi bu sistemin Türkiye'yi daha fazla taşıyamayacağı noktasına getirmiştir. CHP lideri gayet naif, gayet safa yatan bir pişkinlikle “iyi de bu sistem bizi şimdiye kadar getirdi işte, ne sorununu gördünüz?” diye sorarak aklı sıra bulanık suda balık sürüsünün peşine takacak insanları.
Oysa ortada bir balık sürüsü de yok, bu aklın götürebileceği sağlam bir yer de yok. 70 yıldır bu ülke bir yerden bir yere geldi, ama nasıl geldiğini hep birlikte yaşadık, gördük. Tam 4 defa doğrudan darbe yaşadık. Bütün darbelerin arasında da sürekli olarak askeri darbe tehdidi dolayısıyla siyaset-dışı odakların mutlak vesayeti altında bir rejimle buraya kadar geldik.
Parlamenter sistem dedikleri sistem aslında hiçbir zaman yaşanmadı Türkiye'de. Parlamentonun hiçbir zaman etkisi ve yetkisi anayasada kendisine yazılan kadar bile olmadı, olamadı. Vesayet kurumları yakın zamana kadar, her zaman parlamenter sistem üzerinde istedikleri manipülasyonları yapmayı başardı. Parlamenter sistemi çok seviyor olmaları o yüzdendir.
Hesapta “egemenlik kayıtsız şartsız milletin” idi ve bu millet egemenliğini parlamento üzerinden yürütecekti, ama bu parlamentodan 411 milletvekili ile, yani görülebilecek en yüksek oranlı konsensüs ile çıkmış bir karar bile vesayet kurumlarının arzusu hilafına olduğu için bir kalemde siliniverdi. Bununla birlikte iyice pasifize ettikleri Meclis'i söylemde yücelterek demokratik zevahiri giyinmekten de pişkin pişkin geri durmadılar. Onlar parlamenter sistemi çok seviyorlar çünkü onu hariçten çok iyi yönetebilme ihtimalini seviyorlar.
Cumhurbaşkanlığı sistemine Meclis'i zayıflatacağı ve böylece diktatörlüğe yol açacağı endişesini öne sürerek karşı çıkan CHP, Meclis'in 411 milletvekiliyle almış olduğu bir kararı bile tanımamış, onu kendi safında olduğunu çok iyi bildiği Anayasa Mahkemesi'ne götürmek suretiyle iptal ettirmişti. İstediklerinin güçlü Meclis olmadığı sadece bu örnekten de yeterince net bir biçimde anlaşılabilir.
Şayet sonradan başörtüsü konusunda bazı düzeltmelere karşı çıkmamışsa CHP, bu konuda artık siyasal bir olgunluğa ulaşmış olduğu veya bir anda özgürlükçü bir çizgiye evirildiği için değil, artık bu konuda takoz olma umudu taşıyamadığı için karşı çıkamamıştır. Yoksa Anayasa Mahkemesi'nden başörtüsü konusunda yasak lehine bir karar çıkarabileceği umudunu bir nebze taşısa CHP bu fırsatı asla kaçırmazdı.
367 fırıldağı da bu parlamenter sistem içinde çevrilmişti ve özü itibariyle aslında Meclis'in manevi kişiliğini hiçe saymaktan onunla dalga geçmekten başka bir anlamı yoktu. Yeter ki AYM ve diğer harici vesayet odakları yanlarında olsun, Meclis otoritesi de ne oluyormuş?!Üstelik bunu yaparken parlamenter sisteme methiyeler düzmekten geri de durmadılar hiç. Çünkü onlar gerçekten her zaman bu parlamentonun vesayetlerine açık taraflarını sevdiler. Parlamentoya oyun dışı müdahale üzerinden sahip olmadıkları bir iktidarı kullanabilme ihtimalini…
Şimdi parlamentonun kendi vesayetlerine açık kapıları kapanıyor. Epey zamandır çok kapısı kapanmıştı gerçi, ama hala ciddi bir açık kapı var ve bunu açık tutmak istiyorlar. Cumhurbaşkanlığı sistemi Meclis'i zayıflatmayacak, bilakis daha da güçlendirecektir. Meclis üzerinden yapılacak manipülasyonların ülkeyi bir istikrarsızlığa sürüklemesinin önü kapanmış olacak. Böylece millete karşı, ülkeye karşı oyun alanları iyice daralmış olacak.
Ülke için ve ülke içinde muhalefet imkanı ise zannedildiğinin aksine alabildiğine genişlemiş olacak, kim ne derse desin. Meclis yasamasını yapacak, denetimini yapacak, bütçesini çıkaracak, bu arada hükümetten çok daha bağımsız hareket edebilecek, çünkü hükümetin bakanları Meclis'in içinden olmayacak.
Hükümet Meclis'teki dağılıma gereğinden fazla bağımlı olduğunda, güçlü bir yürütme erkinin oluşması mümkün olmaz. Oysa fazla parçalı bir parlamento dağılımı hükümetleri zayıf, kısa ömürlü kılıyor ve bunun oluşturduğu boşluğu başka odakların doldurması mukadder oluyor. Bu durum da zannedildiğinin aksine Meclis'in daha güçlü olmasını değil, daha da zayıf olmasını beraberinde getiriyor. Çünkü Meclis'in görünür gücü aynı zamanda kendi varlığına da karşı işleyen, kendi altını oyan, yani siyaseti zayıflatıp bürokrasiyi güçlendiren bir etki yapar.
Bıçak sırtında duran veya ABD siyasetindeki deyimiyle sürekli topal ördek konumundaki Meclis veya yürütme erki karşısında ülke bürokrasinin mutlak vesayeti altına girer. Bürokratlar hükümetleri veya siyasetçileri, yani halkın iradesini gelip geçici, ciddiye alınması gerekmeyen bir şey olarak görür ve her şeyi kendi bildikleri gibi yapma cüretkarlığını kurumsallaştırır.
Onun için parlamento, böyle bir süreç içinde aslında yok hükmündedir ve bu da gücünü milletten almayan fırsatçılara çok iyi gelir.
Kılıçdaroğlu, “Son 15 yıldır bu ülkeyi yöneten sizsiniz, ne istediniz de bu sistem engel oldu?” diye soruyor mesela. Hafızalarımızla alay eden pişkinliğinin üzerine tüy dikiyor böylece. Duymak istiyorsa söyleyelim. Son 15 yıldır AK Parti'nin bu ülkeye her alanda yaşattığı bir devrim var. Bu devrimin her adımı, her aşaması CHP'nin parlamenter sistem içinden bulduğu fırsatlarla engellemesine rağmen gerçekleşti. Her “darbem var” diyene partisini alıp koştu CHP lideri. Ne 27 Nisan'ı, ne 7 Şubat'ı, ne Gezi kalkışmasını, ne 17-25 Aralık darbe teşebbüslerini kaçırdı, hepsine de partisini alıp koşmaktan geri durmadı. Bu darbe teşebbüslerinin her biri ülkeye çok zaman, enerji ve varlık kaybettirdi.
Bütün bu kayıpların bir telafi yolu yönetim erkinin yasama erkinden tamamen ayrıştırılması ve zamanı muayyen bir iktidar dönemi için güçlendirilmesidir. Var mı bunun başka izah tarzı?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları












































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
3.06.2020
6.01.2019
16.10.2019
14.10.2019
9.09.2019
8.07.2019
8.07.2019
22.04.2019
1.02.2019
25.02.2019