Yüksel TAŞKIN
Türkiye, temel sorunlarını çözemeyen, bu çözümsüzlükten beslenen siyasal aktörlerin de fazladan itibar gördüğü bir ülke.
Laiklik veya Kürt meselesi gibi temel bir sorunumuz mu var? Meselenin tarafları önce kendi “çözümlerini” öteki aktör veya aktörlere dayatma yoluna gidiyorlar. Bu dayatmaya onay alamadıklarında işin içine şiddet de giriyor. İlginç olan, tarafların yenişememe durumlarında da çözüme uzun süre ayak diremeleri.
Bu sorunlarda rasyonel çözümler öneren, uzlaşmacı ve demokrat duruşu ilke edinen tarafın tezleri, ilk başlarda “meselenin esas aktörleri” tarafından önemsenmiyor. Zaman içerisinde taraflardan birisi, rasyonel tezlere doğru meylediyor. Bu arada çok sayıda insanın canı yanıyor, hayatı kararıyor.
Ama bu yönelme, rasyonel önerileri olduğu gibi benimseme şeklinde gerçekleşmiyor. “Bir parça rasyonellik, bir parça da irrasyonalite” diye ifade edebileceğimiz bir tarzda, siyasi aktörler bu önerileri kendi dillerine tercüme ediyorlar.
Burada durup tespitlerimizi yeniden gözden geçirelim: Siyaset alanımız hâlâ farklı irrasyonelitelerin egemenlik ve çarpışma alanı. Öte yandan dünya ve toplum, giderek daha fazla rasyonellik üretiyor ve siyasal aktörler, bu rasyonaliteyle uzlaşma “gerçekçiliğini” gösterme zarureti hissediyorlar.
Demek ki, rasyonel siyasete giderek daha fazla alan açılıyor. Buna rağmen, ikinci iddiam, bu alanın halen çok zayıf kaldığı.
Başka bir ifadeyle söylersek, özcü olmayan, siyasal süreçlerin kendi iç dinamiklerini okuyarak rasyonel öneriler getiren, geliştirebilen demokrat siyaset, ülkemizde çok etkili olamıyor.
Aslında buradan yola çıkarak Türkiye’de liberalizmin, liberal demokrasinin ve sol/ sosyal demokrat konumların neden bu kadar zayıf olduklarına dair bir pencere de açılabilir.
Sosyal demokrasi örneğinden gidelim: CHP’lilerin büyük bölümü için asıl heyecan verici kimlik tanımları, Atatürkçülük, laiklik gibi ifadelerde kendisini bulabiliyor. Sosyal demokrasi, kendi başına büyük bir duygusal bağlanma ve coşku üretemiyor. “Renksiz ve kokusuz” olarak algılanıyor ama bunu açıkça ifade etmek de kolay değil. İfade, ancak dolaylı yollardan kendisine alan açabiliyor.
Bu tespitlerden yola çıkılarak çok sayıda soru üretilebilir: Rasyonel önerilere dayalı demokrat pozisyon, duyguyla yan yana gelebilir mi? Duygu ve akılcılık, birbirlerini ötelemek zorunda mıdır?
Bu sorunun yanıtı hem zor hem de bu köşede yeterince yer yok. Buna rağmen bir kısa yanıt denemesine girişebiliriz:
Türkiye’de hümanizm ne solda ne de liberal gelenekte yeterince kökleşebildi. Ne sol ne de liberal hümanizm yeterince güçlenip kendi geleneğini yaratabildi. Tam da bu nedenlerle duygu ihtiyacı sevgiden değil, öfkeden veya ötekinin varlığının olumsuzlanmasından devşiriliyor.
Sözgelimi sol çevrelerin birbirlerini bunca hırpalamaları, ufak tefek meselelerden yola çıkarak diğer sol aktörlerin meşruiyetini dahi kabullenmekte zorlanmaları aslında hümanist geleneği oturtamamaktan kaynaklanıyor.
Ortada bol miktarda duygu olmasına rağmen yeterince sevgi olmaması başka nasıl açıklanabilir?
Solun kökenlerinde mevcut olan hümanist geleneği yeniden anımsama üzerine kurulu bir duygu siyaseti, rasyonel ve demokrat konumlarla çelişmediği gibi, onların tamamlayıcısı da olabilir.
Yazarlar
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.04.2024
15.12.2019
26.07.2019
18.12.2017
27.09.2017
19.09.2017
10.08.2017
27.07.2017
10.07.2017
26.06.2017