Ahmet ALTAN
Sabah, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer aradı.
“Manşetinizden çok rencide oldum” dedi, “sizi temin ederim ki Milli Güvenlik Kurulu’nda bu yeni eğitim sistemiyle ilgili tek kelime konuşulmadı.”
“Ne konuşuldu peki, niye üyesi olmadığınız Milli Güvenlik Kurulu’na katıldınız?”
“Güneydoğu’da asayiş sorunlarının eğitimi aksatmaması konusu konuşuldu... Güneydoğu konusunun konuşulması da daha önceden kararlaştırılmıştı.”
Tabii, herkesin aklına gelecek olan soru benim de aklıma geldi.
“Peki, neden tam da Milli Güvenlik Kurulu’nun toplandığı ve sizin de toplantıya katıldığınız gün sistemde değişiklik yapma kararınızı Meclis’e bildirdiniz? Bu iki olayın birarada gerçekleşmesinin nasıl görüneceğini düşünmemiş olamazsınız.”
“Aynı güne rastladı çünkü Başbakanımız sağlık nedenleriyle epeydir Ankara’dan uzaktı, kendisiyle bu konuyu yüz yüze konuşma imkânımız olmamıştı, Başbakanımızla ancak Milli Güvenlik Kurulu’nun toplandığı gün yüz yüze konuşabildik bu konuyu.”
Bakan Dinçer’in bu sözleri, “değişikliğin” Başbakan’la Bakan arasındaki görüşmede belirlendiğini ortaya koyuyordu.
Başbakanla Bakan’dan biri, diğerini bu “değişikliğin” gerekli olduğuna ikna etmişti.
“Hanginiz hanginizi değiştirme konusunda ikna etti, Başbakan mı sizi, siz mi Başbakan’ı?”
“Ben Başbakan’ı,” dedi Dinçer kısa bir duraklamadan sonra.
Hemen arkasından da “bu yeni sistem önerisinin nasıl geliştiğini” anlattı.
“Biliyorsunuz bu bir tasarı, AKP’nin Meclis grubu tarafından önerildi, ben milletvekili arkadaşlarla görüşmeleri için uzmanlarımı gönderdim ama bir yanlış anlaşılma olmuş onlar görüşürlerken, onun için o yanlışlığın düzeltilmesi gerekiyordu.”
“Yanlışlığın” ne olduğunu da teknik terimlerle anlattı, “Arkadaşlar mesleki tercihle, yönlendirme kavramları konusunda bir hata yapmışlar”.
Doğrusu ya “mesleki tercihle, yönlendirme” arasındaki farkı sormaya cesaretim yetmedi, hiç anlamadığım teknik bir konunun içinde yolumu kaybetmekten korktum.
Onun yerine başka bir soru sordum.
“Peki, Meclis’teki arkadaşlarınızın acelesi neydi de bu tasarıyı bütün yanlışlıklardan arındıracak şekilde olgunlaştırmadan Meclis’e sundular.”
Gene kısa bir duraklama oldu.
“Tabii onu o arkadaşlarımıza sormanız gerekir.”
Sonra bu yeni sistemi savundu Bakan.
“Bakın ben 12 yıllık bir zorunlu eğitim getiriyorum, 12 yıllık zorunlu eğitimi bir esnekliği olmadan, kesintisiz uygulayan hiçbir ülke yok. Eğer 12 yılı kesintisiz okutursanız, böyle bir katılık benimserseniz, çocuk bu 12 yıllık eğitimin hiçbir döneminde fikir değiştiremez, branşını değiştiremez. Başta verdiği karara sonuna kadar mahkûm kalır. Ama bu 4+4+4 sisteminde çocuk istediğinde branşını değiştirebilecek. Dünyada da uygulamalar böyledir zaten. Ayrıca kız öğrencilerin okula devamı için hep uğraştık, bundan sonra da bundan vazgeçmeyiz.”
“İmam-hatiplerin orta kısmının açılması da bu yeni sistemle mümkün oluyor değil mi?”
“Tabii o da mümkün oluyor.”
Sonra biraz daha eğitimden, yeryüzündeki gelişmelerden, “esnek bir eğitim” sisteminin gerekliliğinden konuştuk, kapatmadan önce Bakan bir kez daha “O manşetinizden çok rencide oldum” dedi.
Ben de, “Onu düzeltiriz, ben bu söylediklerinizi aynen yazarım” dedim.
Hem yazdım, hem de manşete “değişikliği Dinçer’in yaptığını” koyduk.
Bakan’ın söylediklerinden, bu değişikliğin generallerin emirleriyle olmadığı anlaşılıyor.
Ama başka şeyler de anlaşılıyor.
Meclis grubu, “bir yanlış anlaşılma” sonucu da olsa “ilk dört yılın sonunda öğrencilerin açık öğretimle devam etmesi” konusunda direnmiş, bu direnç ancak Başbakan’ın devreye girmesiyle aşılmış.
Niye direndiklerini Bakan’a sormadım çünkü onlar adına bir cevap veremeyecekti.
Ama “o grubun” istediği “imam-hatiplerin orta kısmının açılmasıysa” bu, yeni değişiklikle de gerçekleşiyor.
Açık öğretimin ilk dört yıldan sonra başlamasıyla “imam-hatipler” arasında bir bağ yok, bu amaçla direnmeleri anlamsız, geriye bir tek “kız öğrenciler” iddiası kalıyor.
Sanırım, İbrahim Betil’den Halil Berktay’a, Berktay’dan Üstün Ergüder’e kadar bu konuda beni pataklayanlar da, TÜSİAD da, Güler Sabancı da “kız öğrenciler” endişesinde haklılar.
Anlayabildiğim kadarıyla AKP’nin içinde “eğitim” deyince sadece “imam-hatipleri ve kız öğrencileri” düşünen, kafası bin yıl öncede kalmış, bugünkü nesillerin gelecek yıllarda dünyadaki diğer gençlerle nasıl rekabet edeceğini hiç düşünmeyen birileri var.
Ama ortadaki bütün bu gerçeğe rağmen ben eğitimin artık “kız öğrenciler” parantezinden kurtarılarak tartışılmasından yanayım, bir grup “takıntılı” parlamenterin Ortaçağ’da gezinen zihniyetine esir olarak eğitim gündemini belirlememeliyiz, bu ülkede eğitim sisteminin değişmesi gerekiyor, bunu da cesaretle gerçekleştirmeliyiz.
Ben, Bakan Dinçer’in “çağdaş ve özgür” çocuklar yetiştirmek konusundaki samimiyetine inandım, MGK’nın toplandığı bir günde adını lekelemek pahasına çırpınması da bence iyi niyetinin açık bir kanıtı, başbakanın da böyle bir çabaya hemen destek vermesi çok olumlu.
Bu eğitim sistemi değişmeli.
Değişim isteyen herkes nasıl bir eğitim istediğini ortaya koysun.
“İdeolojileri” çarpıştırmadan çocukları geleceğe taşıyacak bir yol bulalım.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Ümitliyim, çünkü…
26.05.2020 - Bir Cinayet, bir Cenaze
21.01.2020 - Bu akşam Pariste babam, Malraux ve ben şampanya içeceğiz
6.02.2019 - Biz söylemeyeceksek kim söyleyecek?
28.11.2019 - ÜÇ CAM KUTU
23.11.2019 - Kâğıttan flüt
11.11.2019 - Rüyalar ve milliyetçilik
21.03.2020 - Yargıdaki çöküntüyü tamir etmek elinizde!
25.09.2018 - Milliyetçilik ve Aydınlar
19.09.2018 - Şatodaki Çiçek
26.08.2018
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları










































xale sılo
bu serzenişiniz geleneksel, egoist, ruhsal dengesi bozulmuş. öz değerlerinden kopmuş. batı emperyalizminin bir Tüketim Kölesi haline gelmiş. ve hayata yüzeysel bakan. halkın değer yargılarından yola çıkarak böyle yazmanız doğaldır. unutmayınki çevrenizdeki insanların yaşam biçimi ve dünyaya baktığınız pencere çok önemli bir ftör oluşturmaktadır...