Cemil ERTEM
Referandum sonrasında, öngörüldüğü gibi, para ve sermaye piyasalarında gözle görülür bir normalleşme ve buna bağlı “iyileşmeyi” izliyoruz. Ekonominin üzerindeki siyasi belirsizlik bulutu şimdilik kalkmış gözüküyor. Ama hemen belirtelim ki bu, her şeyin yolunda gideceği anlamına gelmiyor. Ancak bu göreli istikrar durumu, ekonomi için çok önemli bir hareket alanı ve yeni döneme hazırlık içinde bulunmaz bir temel (çıkış alanı) oluşturuyor. Zaten 2017 başı itibariyle yabancıların İstanbul Borsası’na (BIST-100) girişleri hızlanmış ve referandum sonrası, erken seçim ihtimalinin de ortadan kalkmasıyla, yeni sermaye girişlerinin olacağı beklentisi en üst düzeye çıkmıştı.
Bu durum, ekonomiye yalnız para ve sermaye piyasalarının istikrarı olarak bakanları tatmin edebilir. Ancak beni tatmin etmiyor.
Türkiye, 2019’a kadar olan süreyi nasıl kullanmalı ve biz 2019 yılının sonunda Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne nasıl bir ekonomi teslim etmeliyiz? Bu sorunun cevabını bugünden vermeye kalkmazsak bu, devrim gibi, sistem değişikliğini haybeye yapmış oluruz.
İstikrar ve Avrupa...
Türkiye, halen bölgesinde istikrarın ve ekonomik görünürlüğün en üst düzeyde olduğu ülke. 16 Nisan referandumu sonucu itibarıyla Türkiye, Avrupa için de doğrudan bir krizden çıkış ve bu bağlamda çekim merkezi olabilir.
Fransa seçim sonuçları çok öğreticidir; merkez sağ ve solun adayları ilk turda elendiler. İkinci tura ırkçı bir aday ile iktidardaki sosyalist partiden ayrılan eski bakan Emmanuel Macron kaldı.
Macron ilginç bir siyasetçi. Bakanlığı sırasında işsizliğe karşı geliştirdiği çözümlerle dikkat çekmiş. Macron, “Bildiğiniz sağcı ya da solculardan değilim” diyor. Bakanlığı sırasında da geliştirdiği palyatif çözümlerle (Macron Yasası) öne çıkmış -muhtemel- Fransa Cumhurbaşkanı... Macron’u iki yıl önce hiç kimse tanımıyordu. Şimdi böyle bir adayın kazanma ihtimali bile Avrupa piyasalarını olumlu etkiliyorsa, bu ancak Avrupa’daki krizin, aynı zamanda, ciddi bir politik derinliği olduğunu da gösterir.
Bu çerçevede Türkiye’deki politik istikrar konusunda Avrupa’nın söyleyeceği hiç bir şey yoktur. Kaldı ki bu gerçeği bugün yatırımcılar görmektedir.
Ancak bu çok avantajlı konjonktürü Türkiye nasıl kullanmalıdır; öyle sanıyorum ki ekonomide bundan sonra atılacak adımlar, bu konuda, çok önemli bir başlangıç -cevap- olabilir.
Bugün yalnız Avrupa’da değil tüm dünyada hem siyaset ve ekonomi, bir önceki yüzyıldan kalan öğreti ve yasaların artık işlemediğini keşfetmeye başladı.
Gelişmiş ülkeler radikal adımlar atmaya başladılar. İngiltere’nin Brexit kararı, ABD’de Trump’un işbaşına gelmesi, Fransa’da Macron’un Cumhurbaşkanlığı... Bunların tümü esasında “eski” olanın, içeriği belirsiz de olsa, reel politik eleştirisi ve eskinin geride bırakılması sürecinin başlangıcıdır. İşte Türkiye, bunu çok daha kapsamlı ve sistemik olarak yaptı. Bu, önemli bir siyasi avantajdır. Ancak bunu yeni bir ekonomi anlayışıyla devam ettiremezsek, çok ciddi bir geriye dönüşle karşı karşıya kalabiliriz.
Değişmesi gereken...
Bu konuda Prof. Dr. Dündar Murat Demiröz Yeni Birlik gazetesinde çok önemli tespitlerde bulunuyor. Prof. Demiröz, Türkiye’nin yüzde 7’yi bulan ve kapsamlı bir büyüme trendine girmesinin nasıl olacağını irdelediği yazısında şunları söylüyor: “2040 yılına kadar yıllık ortalama %7 büyüme oranı demek Türkiye’nin uzun dönem denge büyüme oranını değiştirmek demektir. Büyüme iktisadında uzun dönem denge büyüme oranı, adı üstünde uzun dönemde belirlenen, yani aylar veya yıllar değil on yıllar alacak bir değişimin trendi anlamına gelir. Egemen iktisat teorisinde, bir ülkenin uzun dönem denge büyüme oranını belirleyen üç temel parametre vardır: nüfus artış hızı, amortisman (yıpranan sermayenin yenilenme) oranı ve teknolojik gelişme hızı.”
Bugün hâkim olan neo-klasik büyüme anlayışında (Solow ve ardılları) bu üç temel parametreye siyasetin -devletin- müdahale edemeyeceği temel çıkış noktasıdır. Bu üç temel değişkenden en önemlisi, günümüz koşullarında, teknolojik gelişme hızıdır. O da, varsayıma göre, dışsaldır ve siyasetin etki alanı dışındadır. Ancak uzun dönemde, beşeri sermayenin iyileşmesi toplumun birikimli eğitim-bilgi düzeyini yukarı çekeceği için, belki geri kalan toplumların büyüme tempoları gelişmişlere yaklaşabilir. Dolayısıyla, bu anlayış, dünyadaki var olan ekonomik hiyerarşiyi değişmez veri kabul eder. Böylece “gelişmiş” olmayanın “gelişmiş” olana ulaşması, tarihi olarak, imkânsızdır. Bunun siyasetteki karşılığı Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” tezidir.
Esasında Türkiye’de bu anlayış örtülü olarak, şimdiye değin, kabul edildi ve ekonomik kurumsal yapı buna göre oluşturuldu.
Yalnız para ve sermaye piyasalarını, küresel sisteme uyumlaştırmak ve bu doğrultuda istikrar sağlamanın adı ekonomiyi yönetmek oldu. Aslında Türkiye’de ekonomi, gerçek anlamda hiçbir zaman, seçmenin isteği doğrultusunda yönetilmedi. Prof. Demiröz yazısını şöyle bitiriyor:
“Büyüme oranımızı %7’ye çıkarmamız mümkündür, bu da teknoloji düzeyimizi yükseltmekle olur. Teknoloji düzeyimizi, mevcut şartlarda, ancak ve ancak devlet eli ve desteği ile gerçekleştirebiliriz.” Bu öneri hiç şüphesiz ki devletçilik değildir. Tam aksine, teknoloji odaklı kapsayıcı bir büyüme için, devletin piyasanın önünü açması, özel kesimin ulaşamayacağı dışsallıkları -teknoloji dâhil- ekonomiye kazandırmasıdır. Bu anlayışın artık temel iktisadi anlayışımız olacağını umuyorum.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları



























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2018
24.10.2018
18.10.2018
17.10.2018
25.09.2018
21.09.2018
18.09.2018
11.09.2018