Cennet USLU
Türkiye olarak, tam veya liberal bir demokrasiyi yerleşik hale getirmekte başarısızız. Bu başarısızlık, ülkedeki temel sosyolojik kesimleri temsil eden elitlerin genel iradeci ve milli iradeci olmak üzere iki çarpıtılmış demokrasi anlayışına başvurarak, iktidarlarını “kalıcı” kılmak uğruna yarı-demokratik veya otoriter bir sistemi tercih ediyor olmalarında somutlanıyor.
Böylece genel veya milli irade değil, iki kesimin elitlerinin keyfi iradeleri hakim hale gelebiliyor.
İlk yazımda genel iradeci demokrasi anlayışını resmetmeye çalışmıştım; şimdi de milli iradeci demokrasi anlayışına daha yakından bakmak istiyorum.
Milli iradeci demokrasi
Milli iradeci anlayış, merkez sağ diyebileceğimiz, ilkine göre daha geniş bir toplumsal tabana yaslanarak yükselmektedir. Milli iradeciler, genel iradeci anlayışın uzun süren Tek Parti hakimiyeti ve ardından kurulup askeri müdahalelerle ayakta tutulan vesayet sistemi uzantısı sebebiyle, hem seçim yarışına hem demokratlık yarışına epey önde başlayabilmiştir.
Otoriter statükoya muhalefet ederek işe giriştiklerinden, başlangıçta işleri epey kolaydır. Muhalefetlerini statükonun üç kırılgan noktası üzerine inşa etmişlerdir: (i) Toplumun geniş kesimlerine yabancılaşmışlık (elitizm); (ii) kötü ekonomi (devletçi ekonomi); ve (iii) her türlü muhalefete baskı (anti-özgürlükçülük).
Milli iradeciler, (a) toplumun değerlerine ve taleplerine önem vermek; (b) serbest piyasayı referans almak; ve (c) özgürlükçü politikaları savunmak olmak üzere üç ana hatta işleyen bir muhalefet (veya alternatif iktidar sunarak) geniş toplum kesimlerinin desteğini alır ve hızla yükselirler.
İktidara muhalefet ederken, iktidar yolunda yürürken ve iktidarlarının ilk zamanlarında en demokratik, en serbest piyasacı programlarıyla karşımızdadırlar.
İfade, basın-yayın, örgütlenme ve gösteri özgürlükleri alanını genişleten yasaları ve uygulamaları tercih ederler. İcraatları kamu işletmelerini özelleştirmeyi, küresel finansa ve mal ticaretine kapıları açmayı, özel girişim ve mülkiyeti desteklemeyi, piyasayı güçlendirici ekonomik reformlar yapmayı içerir. Halkın değerlerini dikkate alır, sorunlarına çözüm getirmeye çalışırlar. Böylece ekonomik ve demokratik olarak başarı elde ederler.
Ne var ki bir süre sonra işler değişmeye başlar. İktidarları eskidikçe genel bir yozlaşmanın içine sürüklenip, muhalefet ederek yerlerinden ettikleri “ötekilerin iktidarı”nın hatalarını yapmaya başlarlar.
Yeni ve farklı sorunlarla baş etmekte zorlanma veya tıkanma, iktidarda olmanın nimetlerine kapılma ve iktidardan vazgeçememe sebebiyle, geri döndürülemez bir yozlaşmanın içine sürüklenirler.
İşler bir evreden sonra, serbest piyasa yerine ahbap çavuş kapitalizmine, toplumla temas yerine sığ bir popülizme ve özgürlükler yerine her yere uzanan siyasi baskıya dönüşüverir. Bu yeni, alternatif otoritarizm milli iradeci demokrasi olarak karşımıza çıkar.
Milli iradeci demokrasi anlayışı dindar-milliyetçi, gelenekçi-kalkınmacı perspektifiyle paternalist otoritarizm olarak kendini gösteriyor. İdeolojik kurguda “millet” temel öznedir, milletin çıkarı temel gayedir, egemenliğin asıl sahibi millettir.
Milli iradeci anlayışın “millet” kavrayışındaki üç araz, çarpıtılmış bir demokrasi anlayışı kurulmasında elverişli araçlara dönüşür.
İlk olarak, milletten anlaşılan, farklı kesimlerin biraraya gelmesiyle oluşan bütün bir toplum değildir. Millet daha ziyade kendilerine oy veren ve destekleyenlerden oluşan, milliyetçi-dindar-muhafazakâr bir profile sahip toplum kesimleri olarak kabul edilir.
Farklı ideolojileri, yaşam biçimleri veya siyasi tercihleri olan kesimler dışarda kalır. Onlar “asıl milletin” ana kütlesi ve karakterine etki edemez ve onu temsil edemez. Onlar “Batı sevdalısı... fazla çağdaş... kendi toplumuna yabancı” halleriyle “milletten” olamazlar. Kendilerinin iktidarıyla birlikte millet Batı’ya değil, artık özüne dönecektir.
İkinci olarak, millet kısmen organik bir varlık olarak görülür. Belli değerler ve niteliklerle tanımlanan bu “millet,” siyasi tercihini oylarıyla gösterdikten sonra, bir sonraki seçimlere kadar iradesini seçtiği lidere ve/ya partiye teslim etmiş gibi düşünülür. İki seçim arasında hükümetin, geçmişten geleceğe uzanan bu “millet” adına en doğru ve en iyi kararları alacağına güvenilmelidir. Seçmene, seçimler arasında aktif ve katılımcı bir rol verilmez.
Üçüncü ve en problemli anlayış ise, hükümet olacak kadar çoğunluk oyunu almanın “her şeyi yapabilmek için tam yetki” verilmesi olarak anlaşılmasıdır. Demokrasinin temel ilkesi olan çoğunluk ilkesi, sınırlandırılamaz mutlak millet iradesine dönüşüverir. Milletin oyunu alan, milletin sahip olduğu “mutlak” egemenliği kullanma hakkını da kazanmış olur.
Demokrasilerde hükümetlerin hukuk ve anayasalarla, vatandaşların temel haklarıyla, bu bağlamda azınlıkta kalanların temel haklarıyla sınırlandırıldığını görmezden gelirler.
Böylece, farklı toplum kesimlerinden gelen eleştiri ve siyasi muhalefetin yasadışı, düşmanca, gayri-milli veya gayri-ahlaki görüldüğü; eleştirinin ve muhalefetin hükümete karşı değil milli iradeye karşı yapıldığının düşünüldüğü; “asıl” milletin iradesinden kaynaklanan milli fayda ve tercihler karşısında bu diğer kesimlerden gelen talep ve beklentilerin değersiz sayıldığı; milli iradenin temsilcisi olarak çeşitli şekillerde sınırlandırılmayı reddeden bir “demokrasi” anlayışı ortaya çıkar.
Genel iradeci anlayışın askeri müdahalelerle işleyen (medya, STK, sermaye ve akademi vb. gibi devlet dışı alanlara da uzanmış olan) bürokratik vesayet kıskacına karşı, başlarda meşruiyet sağlayacak ve karşı hareketi mümkün kılacak ellerindeki yegane araç olarak “seçmen oyu”na sarılmıştır milli iradeci anlayış. Çoğunluk oyuna verilen haklı ve yerinde ehemmiyet, “işler” yeni/alternatif iktidar için kötüye gitmeye başlayınca ise çarpıtılmaya girişilir.
Tam bir demokrasi biri seçimler diğeri özgürlükler olmak üzere iki vazgeçilmez unsura bağımlıdır. Milli iradeci anlayış sadece seçimleri demokrasi için yeter koşul sayıyor gibidir. İktidarda “kalıcı olmak” uğruna baştaki liberal demokrasi vaatleri unutulup, otoriter bir yönetim anlayışına teslim olunur.
Kendisine karşı muhalefet oluşturacak veya muhalefeti güçlendirecek, yayacak ve pekiştirecek endişesiyle sivil ve siyasi özgürlükler üzerinde baskı kurulmaya başlanır. Hukuk, hatta kanun ihlallerinden çekinilmez, gocunulmaz. Devlet gücü muhalif olanları sindirmek, piyasadan silmek veya yanına çekmek için suiistimal edilir, kötüye kullanılır. Kamu kaynakları keyfi tercihlerle “belli” yerlere dağıtılır, ikram edilir.
Sonra bir bakıyoruz, ekonomik zenginlik ve tam demokrasi vaadiyle yerinden ettiği eski iktidara/rejime ne kadar da çok benziyor!
Genel iradeci ve milli iradeci anlayışlar farklılıklarına rağmen en az üç noktada birbirlerine benziyorlar:
- Hikmeti Hükümet
- Muhalefete baskı
- Beka kaygılı hamaset
Her iki kesimin elitleri hükümet etmenin iktidarıyla yetinmek istemedikleri, kendi iktidarlarını devlet iktidarına dönüştürerek baki kalmaya, devletin ve ülkenin asıl sahibi olmaya çalıştıkları için ülkeyi yarı-demokrasilere, otoriter rejimlere, darbelere mahkum kılıyorlar.
Yazıyı, merkez sağda kendini konumlayanlar için demokratlık testi olabilecek bir soruyu buraya bırakarak bitirelim.
Eğer milli iradeci anlayış darbelerin mağduru olmasaydı, ordu genel iradecilere karşı kendi iktidarlarının destekçisi ve bekçisi olsaydı, o zaman da şimdi olduğu gibi askeri darbe karşıtı olurlar mıydı?
Umarım cevapların çoğu “evet” tir.”
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları













































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.03.2025
10.10.2020
28.09.2020
21.09.2020
24.02.2020
3.01.2017
24.10.2017
16.10.2017
24.09.2017