Ekrem DUMANLI
Herkesin gördüğü acı gerçek şu ki Türkiye, bir felakete doğru sürükleniyor.
Bu korkunç senaryoyu yazanlar, uyandırdıkları korku sebebiyle herkesin tir tir titremesini istiyor. Korku sarmalına yakalanıp meflûç hale gelmiş kitlelerin despot yönetimlere razı olacağını düşünüyorlar. Ve ibret-i âlem olsun diye hadise çıkarıyorlar.
İsteniyor ki korku her ferdin yüreğine kor gibi düşüversin ve o uğursuz kıvılcımı sürekli harlasın güç odakları. “Eyvah, sıra bana mı geliyor acaba?” endişesiyle uykuları kaçsın insanların. “Neme lazım” deyip kepenklerini kapatanlar, yan komşusuna yapılan zulmü görmezden gelsin. Böylece bir korku imparatorluğu kurulsun isteniyor.
Türkiye'nin son yıllardaki sisli puslu manzarasına en hâkim unsur korku. Adalete duyulan güven sarsıldıkça bu atmosfer daha da oksijensiz kalmakta, insanlar can ve mal güvenliğinden endişeye kapılmakta. Verdikleri karardan dolayı hâkimler aylardır hapislerde çürütülüyorsa hangi hâkim cesaretle karar verebilir? Gazeteciler hakkında sudan bahanelerle soruşturmalar açılıyor, eften püften iddialarla hapislere atılıyorsa, hangi gazeteci/aydın, fikrini ifade ederken kendini özgür hissedebilir? Hiçbir somut dayanağı olmadığı halde bazı işadamlarına baskınlar düzenleniyorsa ve onların malına haramiler gibi çökülüyorsa, kim bu ülkede mal güvenliğinin teminat altında olduğunu iddia edebilir?
Son birkaç senedir sürdürülen sindirme, yıldırma, korkutma çalışmalarının belli bir zümreye mahsus olduğu sanıldı. En azından birileri hep böyle olmasını diledi.
Ne var ki bugün ister liberal, ister solcu, ister İslamcı, ister milliyetçi, ister Kürt, ister Alevi, ister nurcu olsun, muktedirden farklı düşünüp de baskı görmeyen grup kaldı mı? Farklı gruplar bir yana, partinin kurucu kadrosunda yer almış isimler bile sırf yanlış gidişata itiraz ettikleri için düşman, hain ilan edilmekte. Anlaşılan, çember giderek daha da daralacak. Şu ana kadar iktidarın hiçbir yanlış icraatına ses çıkarmayan; hatta en hatalı işlerini bile alkışlayan kişiler o daralan mengenenin içinde inim inim inleyecek. İnsanlık tarihi boyunca hep böyle olmuştur çünkü. En uzak daireden başlayan zulüm kuşatması, en yakın halkayı tarumar etmedikçe tatmin olmaz.
Hürriyet Gazetesi'ni basan/bastıran zihniyet, 67 yıllık bir gazeteye meydan dayağı atarak herkese gözdağı veriyor. Ve korkularımızı test ediyor. Daha önce bunu başka gazete ve televizyonlar için de yaptılar. Türkiye'nin en değerli şirketlerinden biri sayılan İpek/Koza'ya yapılan hukuksuz işlem, bütün iş dünyasına gönderilen bir korkutma mesajı değildir de nedir! Onlarca benzer hadiseyi camın arkasından seyreden insanlar! Emin olun, o camların kırılması çok yakın. En yakın halka için daha şimdiden başlatılan hain, çete, kripto gibi ithamlar daha da keskinleşecek ve suskunlar yakasını asla kurtaramayacak. Korkarak, sinerek, hakikati gizleyerek atlatılacak bir süreçten geçmiyoruz. Herkese büyük sorumluluk düşüyor. Tarihi sırça köşklerinde tüneyenler değil, baskılara usulünce direnenler yazar daima.
Keskin bir yol ayrımındayız: Ya mafyatik metotlarla oluşturulan korku havasına boyun eğecek, memleketin uçurumdan aşağı yuvarlanmasına seyirci kalarak büyük vebalin utancı içinde yaşayacağız ya da korkmadığımızı, susmayacağımızı zalimlerin yüzüne haykıracak ve hukuka dayalı şanlı direnişin kısa vadeli bedelini ödemeye hazır olup demokrasi tarihinde kendimize bir yer açacağız.
Ölü taklidi yaparak belayı savuşturmak da bir seçenek. Aslında en kötü seçenek. Zira, böyle yaparak kurtulmak mümkün değil. Ne kendilerine bir faydası dokunur ölü taklidi yapanların ne de ülkelerine. Düşünce özgürlüğü elden gittikten, demokratik hukuk devleti feci bir zulüm aracına döndükten sonra evinde de huzur bulamazsın, işyerinde de; dünyada da mesrur olamazsın, ahirette de…
Daha düşük bir profil de söz konusu: Uyku seansları düzenleyerek, oto hipnozlar yaparak, çetin dönemlerin bir an önce geçip gitmesi için sâfiyane dilek tutmak. Aslında her şeyin farkındadır uykucu; ancak korkmuştur bir kere. Uyumuyor olmak, sorumluluk almaktır. Bu nedenle yorganı kendine sığınak yapmak ister birileri. Ona da geçenlerde bir dosttan duyduğum anonim cümleyi hediye etmek isterim: Uyuyan bir insanı uyandırabilirsin; ama uyuma taklidi yapanı uyandıramazsın.
Herkes kendi akıbetini kendi tercihi ile bir kenara not eder. Yakın bir gelecekte bugün yaşananlar kaleme alınırken kimilerine korkak, kimilerine uykucu, kimilerine fırıldakçı vs. denecek. Tarih huzurunda insanların alnına yapışacak yaftayı zulmün karşısındaki duruşlar belirleyecek. Cesur, demokrat, özgürlükçü gibi onurlu unvanlar varken, anlamsız bir korkunun altında ezilmek de ne demek!
Tehlike tam da budur!
Geçen hafta bu sütunda AK Parti hakkında verilmiş kesin mahkeme kararını hatırlatmıştım. Anayasa Mahkemesi, AK Parti'yi “laikliğe aykırı fiillerin odağı” olmakla mahkûm etmiş; ancak cezayı parti kapatma olarak değil, para cezası olarak takdir etmişti. Kapatılmama nedenlerinden en somutu ise “şiddet ve cebir” kullanmamış olmasıydı. Bu karar doğruydu ve bunu desteklemiştik. Hâlâ da aynı yerdeyiz.
Önüne gelen herkese “terörist”, hoşuna gitmeyen her kitleye “terör örgütü” diyenler apaçık suç işliyor; çünkü bahsi geçen kişiler hakkında iddia, müdafaa, hüküm, temyiz aşamaları hiç yaşanmadı. Hiç kimsenin haddine değil ki şiddetin yakınından geçmemiş insanlara terör suçlaması yapabilsin. AK Parti hakkında ise kesinleşmiş bir hüküm var. Partiyi kurtaran en önemli unsur cebir ve şiddetin olmaması idi. Geçen hafta o da maceracı yeni yetme tetikçiler sayesinde yerle bir edildi. Parti, ittihatçılara özenen çoluk çocuğun ve istihbaratın oyuncağı haline gelmiş kişilerin eline/diline kaldı.
Mesela Hürriyet Gazetesi'ne iki kez düzenlenen baskın ve bu çerçevede yapılan tehditler, şiddet ve cebir fiilinin tastamam fotoğrafıdır. Bir AK Parti milletvekilinin oraya gelip saçma sapan laflar etmesi ve şiddet övgüsü yapması iktidar partisi için feci bir sabıkadır. Ne gariptir ki, çocuk yaştaki insanların, gazetecilerin hatta acılı şehit yakınlarının en ufak eleştirisine karşı harekete geçen yargı bu apaçık şiddet konusunda etkin hiçbir şey yapmamıştır. Günlerce Başbakan ve bakanların AK Partili vekili kınamaması, Hürriyet'e “geçmiş olsun” bile dememesi ve hatta o vekili cumartesi günkü parti kongresinde divan kurulu üyesi seçmesi manzarayı daha vahim hale getirmiştir. Hürriyet baskınıyla yaygınlaşan sokak gösterileri, yakıp yıkmalar, tehditler vs. hukuki anlamda iktidar partisinin başını ağrıtacak boyuttadır.
AK Parti'de birileri bu feci durumu kavramış olsa gerektir ki, ülkücüler hedef gösterildi. Hem Ülkü Ocakları hem MHP çok sert tepki verdi ve eylemlerdeki sevk edici unsurun Osmanlı Ocakları adı verilen AK Parti'nin arka bahçesi olduğunu deşifre etti.
Mevzuattan iyi-kötü haberdar olan AK Partililerde bir kaygı söz konusu. Ne var ki yandaş medyadaki coşku ve yalancılık bir şeyi düzelteyim derken daha büyük suçlara bulaştırıyor AK Parti'yi. Mesela her gün yaptığı zırvalarla basın tarihine kara bir leke olarak geçecek yandaş medya, Osmanlı Ocakları konusunu bile saptırarak olayı paralele bağladı. Kendi kendini madara etmek böyle bir şey olsa gerek… AK Parti medyasında yazan küçük biri, Ahmet Hakan'ı açık açık ölümle tehdit etti. Aylardır utanmadan masum insanları terörist diye hedef gösteriyorlar.
2002'de Türkiye'nin demokratikleşmesi ve halkın tamamının kucaklaşması idealiyle ortaya çıkan AK Parti'nin kurucu felsefesi, şahsi menfaatler ve ihtiraslar yüzünden tükenişe mahkûm edildi. AK Parti'nin kurucu ruha dönmesi, kendini suçlardan arındırması, terör ve şiddet konusunda eski duruşuna avdet etmesi gerekiyor. Siyaset ve toplum mühendislerine hukuk içinde başkaldırarak iktidar olan bir partinin derin mühendislere boyun eğmeden aslına rücu etmesi şart. Dostça yapılan “AK Parti AKP oluyor” uyarısını dinlemeyen bugünkü bazı yöneticiler hem partilerine zarar veriyor hem Türkiye'ye.
Arada tutunamazsınız!
Bazı adamlar vardı bir dönem; ağızlarından “diyalog” düşmezdi, “hoşgörü”den, “herkesin konumuna saygı” gibi çok hayati prensiplerden bahsederlerdi sürekli. Sonra koptular. Kopunca yalana dolana, iftiraya sarıldılar. Kibir dolu iktidar ağzı onları da ham yaptı. İspiyonculuğun ve muhbirliğin vicdanlarına çöreklendiği ağır baskıyı izale edebilmek için; senaryolar uydurup hayatta karınca ezmemiş insanlara “terör örgütü” bile diyerek tefessüh etmenin örneklerini verdiler. Acınası hallerinden kurtulabilmek ve yeni mekânlarında göze girip alkışlanabilmek için tabasbusla çıkış yolları arayanlar, şimdilerde baskına uğramış, can ve mal güvenliği yerle bir edilmiş insanların endişesiyle alay ediyor, sahte cesaret gösterileri yapıyor. Keşke yüreklerinde zerre miktar cesaret olsaydı!
Hakikaten nerelere düşmüş birileri. Bediüzzaman yıllar önce vermiş hükmünü: “Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin (dostluğun) gayet yüksek kulesinin başından sukut eder (düşer). Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz.” Başka söze gerek var mı? Kirlenmiş bir zihniyetin feci akıbeti bundan daha veciz anlatılabilir mi!

Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015