Etyen MAHÇUPYAN
Herhalde yaşananlar için kullanılabilecek en son kelime ‘normal’ olmalı. Bir yanda dosyaları birleştiren, gizleyen, içeriğini sızdıran, zaman ayarı yapan, siyasi aktör gibi davranan savcılar ve yürütmeye gözdağı veren, kamuoyu yaratma gayreti içinde olan, hükümeti gayri meşru kılmaya çalışan yüksek yargı kurumları var.
Diğer yanda ise yolsuzluk iddialarını tartışılmaz hale getirme peşinde olan, soruşturmaları engelleyen, yargının adlî kolluk kullanma imkânını budamak isteyen, bir bankayı zora sokan, yüksek yargının hareket alanını daraltmayı amaçlayan bir yürütme mevcut. Hepsinin bir araya gelmesi bir yana, bunların tek bir tanesi bile normal değil. Ancak eğer serinkanlı bir şekilde bakmayı becerip ‘niçin böyle?’ diye sorarsanız, aslında her şeyin gayet normal olduğunu teslim etmek zorunda kalabilirsiniz.
Türkiye, sivil toplumun zayıf olduğu bir ülke... İş dünyası kişilikli değil. Medya büyük ölçüde oportünist ve düzeysiz bir meslekî gelenekten geliyor. Akademia ise tutuk, yüzeysel ve çeşitli bağnazlıkları henüz aşamamış durumda. Dolayısıyla bu unsurlar iktidarın ancak dolaylı ve ikincil alanları olarak işlev görüyorlar. Bu ülkeyi yönetmeye talip olanların öncelikle ‘devleti’ kontrol edebilmesi ve yönlendirebilmesi lazım. ‘Devlet’ denen şey ise aslında bürokrasiden başkası değil ve esas olarak dört kurumsal ayak üzerine oturuyor: Ordu, Milli İstihbarat, Emniyet ve Yargı. Vakıflar, eğitim, tapu gibi alanlar ancak bu dört kurumun etrafındaki çemberi oluşturmaları nedeniyle önem arz ediyorlar. Kısacası Türkiye’yi yönetmek, söz konusu dört kurumda güç sahibi olmakla doğrudan bağlantılı...
Öte yandan bu ülkede bir süreden beri dört ‘gerçek’ siyasî aktör var: Kemalistler (veya İttihatçılar), Kürt hareketi, Hizmet hareketi ve AKP. Bunlar kendi iradeleriyle aldıkları kararlar doğrultusunda hamleler yaparak siyasî sistemi açık bir biçimde etkileme gücüne ve yeteneğine sahipler. CHP ve MHP veya sendika ve birlikler ancak bu dört temel aktörün arkasında saf tutarak siyasî işlev kazanabiliyorlar. 2002 öncesine gidersek ‘devleti’ oluşturan kurumlarda tablo şöyleydi: Ordu tümüyle Kemalistlerin elindeydi, MİT ordunun doğrudan etkisi altında olduğu için Kemalistler tarafından yönetiliyordu ama içinde mafyalaşmış unsurlar da taşımaktaydı, Emniyet Kemalistlerle ülkücülerin ortak alanıydı ve Yargı da yine Kemalist kadrolarca yönetilmekteydi. 2002 sonrasında ise bir yandan AB referanslı reformların, diğer yandan Ergenekon ve Balyoz davalarının ortaya çıkardığı hareket alanını kullanan AKP, bürokraside zamana yayılmış bir zihniyet, kültür ve personel değişimi fırsatı yarattı. Bu değişimin belirgin niteliği Kemalistlerin geri püskürtülmesi, mafyalaşmış unsurların tasfiyesi ve ülkücülerin pasifize edilmesiydi. Neticede sözünü ettiğimiz dört kurumun hepsinde kadro değişikliği yaşandı. Ordu kendi boşluklarını yine kendi alt kadrolarıyla doldururken, diğer üç kurumun üst ve orta kademelerinin yeniden oluşmasında dışarıdan alınan yeni insanlar önemli bir oran oluşturdu.
Bu noktada ‘normal’ beklenti iktidara gelen AKP’nin bu kadrolaşma imkânını bürokrasiye hakim olacak şekilde kullanmasıydı. Ama bu parti Milli Görüş geleneğinden geliyordu ve devlete hizmeti hiçbir zaman değerli bulmamıştı. Yani böyle bir kadrolaşma için AKP tabanı sosyolojik olarak yetersizdi. Oysa Hizmet hareketi 1990’lardan bu yana gençleri bürokrasiye girmeleri için teşvik ediyordu. Dolayısıyla ‘devleti’ dönüştürmeye çalışan AKP güvenebileceği kişileri ‘doğal olarak’ burada aradı. Bu iş yeni ve ehil kadrolar olmadan olamazdı ve hem ‘yeni’ Türkiye’ye ait hem de İslamî nitelikte olan tek siyasî unsur Hizmet hareketiydi. AKP, Milli İstihbarat’ı kendi uhdesi altında tutmayı becerebileceğini gördü ama Emniyet ve Yargı için geniş orta kademelere ihtiyaç vardı. Böylece bürokrasi eski kadroların hegemonyasından kurtarılırken Emniyet’te yüksek oranda, Yargı’da ise daha düşük oranda ama kritik pozisyonlarda bir Hizmet ağı oluştu.
AKP ‘normal’ olarak Hizmet hareketinin siyasî nitelikte bir partner olmasını istemedi ve sosyal alanda verilen imkânların yeterli olacağını düşündü. Hizmet hareketi ise ‘normal’ olarak siyasî katkısının karşılığının siyasî olmasını bekledi ve bunu kendisini siyasileştirmeden yapabileceğini düşündü. Sonuçta ikisi de kendisine sınır koymayı, diğerini ise gerçekçi biçimde muhatap almayı beceremedi. İkisi de yanlış yaptı… Böylece birbirini aşağı çekerken kendilerinin de gömüldüğünü fark edemeyecek hale gelebildiler. Tarihsel bir ortak akılsızlık olarak da gözükebilir ama kim bilir, belki de normali zaten buydu…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları


























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024