Fehim TAŞTEKİN
Türkiye yaklaşan ‘kötü sonu’ gösterip bu örgütlerden bazılarını Suriye Ulusal Ordusu çatısına sokabilir. Fakat El Kaide ve türevlerini birleştirip çatışmasızlık rejimine geçirme planı geri tepebilir. Bu kazanma garantisi olmayan bir hamle. Uzlaşmayı ‘küfür’ sayanların silahlarını asıl sahiplerine nasıl çevirdiğinin örneği çok.
Suriye’de cephelerin taşıdığı dinamikler bakımından İdlib ‘savaşların anası’ olmaya aday. İdlib’i son düşen cepheler Doğu Guta, Dera ve Kuneytra’dan daha çetin kılan nedir?
Diğerlerinde silah bırakmayı reddeden gruplar için savaşlarını ya da davalarını sürdürecekleri alternatif cephe vardı. Kaçış cephesi İdlib idi. Onbinlerce silahlı kişi aileleriyle birlikte İdlib’e tahliye edildi. Bu yüzden İdlib kanlı maratonun bitiş çizgisinde duruyor. Gidilecek başka cephe yok. Kürtler ve müttefiklerinin kontrolündeki Fırat’ın doğusu şimdilik ‘savaş’ değil ‘müzakere’ parantezine alındığı için bu değerlendirmenin dışında. Fırat’ın doğusu zaten İdlib’deki savaş ağalarına da kapalı. Bunun ötesinde Kürtler, Suriye ordusuna İdlib’e birlikte gitmeyi öneriyor.
İdlib’i çetin kılan ikincisi husus, burası, Dera ve Kuneytra’da yapıldığı gibi ağır silahları bırakıp uzlaşma yoluna gidilmesini ‘ihanet’ sayan örgütlerle dolu. Zaten öyle olmasaydı sıradaki hedefin İdlib olduğunu bile bile buraya gelmezlerdi.
Üçüncüsü İdlib’in önemli bir kısmına hükmeden Heyet Tahrir el Şam ve ortakları terör örgütü listesinde. Yani bunlar uzlaşma dışı.
Dördüncüsü yabancı savaşçılar da burada temerküz etmiş durumda. Bunlar da herhangi bir siyasi sürecin parçası değiller. Çeçenler, Uygurlar, Özbekler, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Araplar ve Avrupa’dan gelmiş cihatçılar vs. Ve tabi Türkiyeli cihatçılar. Küresel cihat metaforunun ‘muhacirun’ diye taltif ettiği bu savaşçılar ya sonuna kadar savaşacaklar ya da Türkiye’ye sızıp kayıplara karışacaklar.
Beşinci faktör, cepheyi besleyen komşu ülkenin pozisyonu. ‘Tampon devlet’ ve ‘lojistik hat’ pozisyonundaki Türkiye’nin tutumu İdlib’in kaderini tayin etmede kritik önemde.
Dera ve Kuneytra cepheleri Ürdün ve İsrail’den besleniyordu. İlk kapanan cephelerden Kalamun ise Lübnan’dan. Lübnan’da en nihayetinde ordunun Hizbullah’la ortak hareket etmesi sayesinde sınır bölgeleri Nusra ve IŞİD’den temizlendi ve sınır aşan lojistik akış kesildi. Dera’da sonuç alınması Amman Operasyon Odası’ndaki aktörlerin tutum değiştirmesine bağlıydı. ABD, Dera’daki silahlı gruplara açıkça ‘Artık bizden size hayır gelmez, paydos’ mealinde mesaj gönderdi. İsrail de Rusya’nın İran ve Hizbullah’ın sınırlardan uzak duracağına dair verdiği taahhüde istinaden Golan’ın eteklerine tutunmuş silahlı gruplara kalkan olmaktan vazgeçti. İdlib’de ise gözler Türkiye’de. Ankara’nın izleyeceği yol, çözümün yönünü tayin edecek.
***
Savaş seçeneğinin Türkiye açısından kabaca üç anlamı var: Mülteci dalgası, silahlı grupların Türkiye’ye kürenmesi ve Suriye’nin geleceğinden pay isteyen Ankara’nın hayallerinin son ermesi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan operasyon seçeneğine karşı ağırlığını koymaya çalışıyor.
Erdoğan’ın 14 Temmuz’da Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Vladimiroviç Putin ile telefon görüşmesi ‘uyarı’ ve ‘öneri’ bağlamında geçti. Putin ile Erdoğan’ın Güney Afrika buluşmasındaki pazarlıkta da orta yol bulunamadı. Konu 31 Temmuz’da Soçi’de 10. Garantörler Toplantısı’nda da tartışıldı. Belli yakınlaşmalardan söz edilse de Soçi’den de uzlaşma çıkmadı. Muhtemelen ağustos sonunda Tahran’daki üçlü zirvede mesele bir yere bağlanacak.
Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, Soçi sonrası “İdlib’e yönelik büyük bir operasyon sözkonusu değil. Ilımlı muhalefet ve Türk ortaklarımızın bölgeyi istikrara kavuşturma sorumluluğunu yerine getirmelerini umuyoruz. Bu bölgeden gelen tehdit hâlâ büyük” dedi. Yani hâlâ Türkiye’nin üstlendiği görevi tamamlaması bekleniyor. Suriye yönetimi adına BM Daimi Temsilcisi Beşşar el Cafer ise eğer müzakere işe yaramazsa güç kullanacaklarını söyledi: “Suriye topraklarının tamamının hükümetin kontrolüne geçmesi konusunda taviz ya da orta yol yok.”
Muhalefeti temsilen Ahmed Tuma da ‘gerilimi azaltma bölgesi’ planının ‘ateşkes bölgesine’ dönüştürülmesi çağrısı yaptı.
Caferi’nin çıkışı nihai hedefe, Rus yetkilinin açıklaması da o hedefe giden yol haritasına odaklı.
***
Anladığımız kadarıyla Rusya, Türkiye ile pazarlığı sürdürse de bölgeden Hmeymim üssüne yönelik saldırıları bertaraf edecek sınırlı bir temizlik operasyonunu ötelemeyecek. İdlib’den yönlendirilen ‘çakma’ insansız hava araçlarıyla Hmeymim üssüne saldırılar oluyor. Ayrıca Ensar el İslam ve Fursan el İman 9 Temmuz’da Türkmen Dağı’ndan Suriye ordusuna saldırarak 25 askeri öldürdü. Bu saldırılar İdlib konusunda Türkiye üzerindeki baskıyı artırıyor. Türkiye ve Rusya orta yol bulmak için çabalayadursun sahada paralel gelişmeler var: Rusya’nın yardımıyla Suriye ordusu, İdlib’deki sivillerin Halep’e tahliyesi için Ebu el Duhur’dan koridor açarken Lazkiye ve Hama’dan İdlib’e ‘çember daraltma’ hareketi başlamak üzere. Belki eli kulağındaki bu operasyonda Cisr el Şuğur ateş menzilinde olacak. İdlib’in güney şeridi ısınırken Rusya bu sırada Türkiye’den silahlı grupları çatışmasızlık rejimine geçirmesini bekleyecek. Olmazsa da ‘topyekûn operasyon’ denilecek.
***
Peki, Ankara operasyonu bertaraf etmek için ne öneriyor? Şark’ul Evsat gazetesinin 26 Temmuz’da aktardığı bilgilere göre Türkiye, Rusya’ya şu maddelerden oluşan bir yol haritası sundu:
– Türkiye’nin himayesinde tüm muhalif grupları bir araya getirecek bir konferans düzenlensin.
– Bu gruplar Türkiye’nin Fırat Kalkanı bölgesinde oluşturduğu Suriye Ulusal Ordusu’na katılsın.
– Bunu tüm ağır silahların Türk ordusuna teslim edilmesi izlesin.
– Gerilimi azaltma bölgesinde günlük işleyiş ve kamu hizmetleri için birleşik bir sivil idare kurulsun.
– Muhaliflerin kestiği Halep-Şam yolu (M5 otobanı) Türk-Rus himayesinde açılsın.
Rusya, Astana sürecinin nihai hedefe varmadan çökmesini istemiyor. O yüzden bu önerileri bir ara formül olarak değerlendirip Türkiye’ye, “Hadi şansını dene” diyebilir. Eğer bu minvalde Ankara başarırsa, Rusların diyeceği ikinci şey şudur: “Çekilme sırası sende, buraları Suriye ordusuna devretmenin zamanı geldi.”
Ki bunu Lavrentyev nazikçe dile getirdi: “Türk askerler tarafından kontrol edilen bölgelere gelirsek, burası Azez ile Cerablus arasında kalan çok büyük bir alan. Türkiye İdlib’deyse nizam sağlanması için belirli sorumluluklar aldı. Sivillerin güvenli bir biçimde yaşaması için gereken koşullar oluştuğunda Türk askerlerin çekilmesi gerektiği konusunda ısrarcı olacağız.”
Birçok kez tekrarladığımız gibi Türkiye’nin çekilme konusundaki şartları da aşağı yukarı belli: Kürtlere statü verilmesin, PYD-YPG ile ilgili Astana’nın üç garantöründen biri olarak Türkiye’den habersiz adım atılmasın, Ankara Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olsun, yeniden imar işlerinde Türkiye payına düşeni alsın.
Rusya’ya yapılan öneri, silahlı isyanı Türkiye’nin kendi namına bir manivela kuvvetine dönüştürme çabası olarak değerlendirilebilir. Fakat bu, Türkiye’nin isyanı pasifize etme sorumluluğunu da üstlendiği anlamına gelir. Bu hem ileri hem geri atma kabiliyetine sahip silaha benziyor. Türkiye cihatçı unsurlar dahil silahlı grupların kendisine sadakatinden eminmiş gibi şişirilmiş bir özgüvenle hareket ediyor. Ama bu örgütlerin tabiatına vakıf olanlar bunun böyle olmayacağını bilir. Bu örgütlerin bir kısmı, Türkiye’ye minnettar olsalar da kendi gündemlerine adanmış insanlardan oluşuyor.
Büyük bir taarruz karşısında yapacakları ilk şey savaşmak üzere birleşmektir. Eğer doğruysa Heyet Tahrir el Şam, şu anda kanlı bıçaklı olduğu Ahrar el Şam, Nureddin Zengi Tugayları, Sukur el Şam ve Feylak el Şam ile ortak cephe kuruyor. Ahrar el Şam ile Nureddin Zengi kısa süre önce Suriye Kurtuluş Cephesi’ni kurmuştu. Tass ajansına konuşan Rus komutan Tümgeneral Aleksey Tsıgankov’a göre bu örgütler bir ortak komuta merkezinin kurulması konusunda anlaştı. Muhaliflere ait Radio Idlib ise operasyon odasına Türkistan İslami Parti (TİP) ve Huras el Din’in de katılacağını kaydetti. Türkistan İslam Partisi de Taliban ve El Kaide bağlantılı bir örgüt. Şubatta ortaya çıkan Huras el Din ise Nusra/HTŞ’yi tavizkâr bulan El Kaide ile bağlantılı Ceyş el Melahim, Ceyş el Badiye, Ceyş el Sahil, Saraya el Sahil ve Cund el Aksa’dan bazı hücreler tarafından kuruldu.
Bunun anlamı; birbirine girmiş olan El Kaideciler, ‘öz’ El Kaideciler, eski El Kaideciler, Selefi cihatçılar ve Batı’nın ‘ılımlıları’ yeniden birleşiyor. Bir nevi 2015’te Halep’i düşürmek üzere Antakya Operasyon Odası’nın yönlendirmesiyle kurulan Fetih Ordusu’nun ikinci versiyonu doğuyor.
Türkiye yaklaşan ‘kötü sonu’ gösterip bu örgütlerden bazılarını Suriye Ulusal Ordusu çatısına sokabilir. Fakat El Kaide ve türevlerini birleştirip çatışmasızlık rejimine geçirme planı geri tepebilir. Bu kazanma garantisi olmayan bir hamle. Uzlaşmayı ‘küfür’ sayanların silahlarını asıl sahiplerine nasıl çevirdiğinin örneği çok.
Bugünlerde Türkiye, Türk askerinin konuşlandığı 12 gözlem noktasını beton bloklarla tahkim ediyor. Yaklaşan fırtınaya hazırlık. Kime karşı? İdlib fırtınasını kesmek için mi? Yoksa şimdiye kadar himaye edilen örgütlerden gelebilecek tehditlerden korunmak için mi?
2015’ten beri oyunu Rusya kurgularken nevzuhur İttihatçılığın başarı şansı abartıdan ibaret. Bu taktiklerle oyunu biraz daha uzatabilirler. Tarafların müzakerelere hâlâ zaman tanıyor olmaları İdlib için geri sayımın başladığı gerçeğini değiştirmiyor.
Yazarlar
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları














































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.01.2026
20.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
30.12.2025
26.12.2025
15.12.2025
8.12.2025
26.11.2025
11.11.2025