Gürbüz ÖZALTINLI
Tayyip Erdoğan AKP’nin kuşkusuz “kavga gücü ”nün merkezi; kararlılık iradesinin taşıyıcısı. Çevresine cesaret saçan, yenilmezlik duygusu veren bir duruşu var. Sadece yol arkadaşları üzerindeki etkisinden almıyor gücünü. Kabul etmeliyiz ki onda, bugün siyaset sahnesinde gördüğümüz hiçbir liderde bulunmayan çapta, sıradan insanlarla doğrudan ilişki kurma becerisi var. Arada hiçbir kurumsal kanal kullanmadan, başka bir otoriteye referans vermeden; büyük kalabalıkları doğrudan kendisine çağırabilen, bu çağrıya cevap alabilen çok etkin bir cazibe bu. Düzen değiştiren bir siyasi hareket için bu vasıflarda bir liderliğin varlığı çok önemli. Aynı gerçeği, baktığımız yeri değiştirerek tersinden ifade edersek de yanlış olmaz: Siyasi hareketler, tarihi misyonlarının ihtiyaç duyduğu nitelikte liderlikler üretiyorlar. Adaylar arasında, misyona uygun karakterler öne çıkıyor. Öne çıkmakla kalmıyor, giderek sınırsız koşulsuz tek otoriteye dönüşüyor.
Fakat koşullar değiştikçe avantajlarla risklerin de yer değiştirme olasılığı belirebilir. Hayat dinamiktir. Dün yarar sağlayan ilişki biçimleri yarının tehlikeli tuzaklarına dönüşebilir.
Çok gizemli, çok ahkâm kokan bir perdeden oldu farkındayım…
Vitesi küçültüp açmaya çalışayım.
Ben AKP’yi AKP yapan gerçeğin, meydanlarda lidere bayrak sallayan sosyolojinin verdiği heyecanlı görüntüden ibaret olduğunu düşünmüyorum. Evet, bayraklar var; ama herkes aynı nedenle, aynı heyecanla ve aynı kararlılıkla sallamıyor o bayrakları. AKP’nin tabanını, tek tip bir dindarlık ya da muhafazakârlık üzerinden anlayıp tanımlamaya kalkmak bugünün Türkiye’sinde imkânsızdır. Bu parti, karmaşık, çok katmanlı bir“toplumsal yapılar bileşimini” temsil ediyor. Bu yapılar kendi içlerinde dönüşüm dinamikleri barındırıyorlar.
Zaten AKP’nin büyük başarısı da, ekonomik-kültürel- sosyolojik değişim etkilerine maruz kalarak renklenen bu geniş sosyolojiyi bir siyasi irade etrafında birleştirebilmesindedir. Bu başarının nedenleri üzerine tartışmalar yaşandı.“Başarının sırrı”na getirilen (ekonominin iyi yönetimi, sosyal politikalar, demokratik reformlar, partiyi ayakta tutacak sınıfların güçlenmesi gibi inandırıcı) cevaplardan bir tanesini -bu yazıda tartışmaya çalıştığım konuyu doğrudan ilgilendirmesi nedeniyle- yeniden dikkatinize sunmak istiyorum. Bu, kısaca “mağduriyet bilinci”nin yarattığı aidiyet duygusudur.
Yukarıdan dayatılan modernlik projesi, gelenekçi kültürel kimliği tarih boyunca yıkıcı bir dışlanmışlık duygusuyla beslemişti. Bu gelenekçi sosyoloji, büyük tarihsel travmalardan sonra AKP’nin varlığında, inandırıcı, ümit verici bir temsil bulmuştur. Zenginle fakiri, kentliyle köylüyü, Türk’le Kürt’ü aralarındaki tüm farkları ikincilleştirip AKP etrafında bir araya getiren başlıca nedenlerden birisi, işte bu dışlanmışlık duygusuyla yüklü kültürel kimliğe ait olmaktır. AKP, siyasal alana yapılan her saldırı karşısında cesaretle direnip sahaya çağırdıkça, bu kimliğin birleştirdiği sosyolojiden sürekli genişleyen halkalar halinde cevap almıştır. Tarih bilinci ve bu hafızaya seslenen liderlik söylemi bu kesimlerde, statükonun tuzaklarına ilişkin tehdit algısını diri tutmuş, “siyasal birliği”esas alan bir rasyonalite üretmiştir.
“Bükülmez irade” arayışı ve liderle özdeşleşme dinamiğinin, bu tehdit algısıyladolaysız ilişkisi vardır. Buradan şu soruya doğru yol alabiliriz: Tehdit algısının yerini özgüven aldıkça; yani “düzenin istikrarlı biçimde değişmekte” olduğuna dair inanç güçlendikçe bu geniş ve renkli sosyoloji “tek bir çelik iradeye” kaderini terk etmek konusunda ne kadar gönüllü olacaktır? Ya da bu “çelik irade”, bu geniş sosyolojik skalaya eskisi kadar tatmin edici bir cevap olabilecek midir?
Bu soru önemli, çünkü yaşanan sürece işaret ediyor. Gerçekten de muhafazakâr sosyolojinin özgüveni artarken- dolayısıyla tehdit algısı zayıflarken-, siyasi güç de tek merkezde yoğunlaştı. “Nüansların uyumu” izleniminin yerini “nüansların silindiği” görüntüsü aldı. Parti, diğer bütün renkleri bastıran tek bir üslup ve sesi yansıtır oldu.
Değişimin sert dönemeçlerinin yarattığı bu denklem çok anlaşılır bir durumdur. Özellikle Gülenist darbenin bir bakıma kaçınılmaz kıldığı, meşruiyet kazandırdığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Soru düne dair değildir. Mesele bu denklemin bundan sonra da aynı etkinlikte işleyip işlemeyeceğine dairdir. Ve bu soru, sığ sekülerlerin “İslam kültürü biatçıdır”ezberiyle karşılanamayacak kadar ciddi bir sorudur.
Benim bu denklemin yürümeyeceğine dair güçlü kuşkularım var.
Çok zenginlerin de, çok yoksulların da; köy muhafazakârlarının da, yeni öncelikler ve yaşantı modelleri geliştirmekte olan kentli muhafazakârların da; koyu dindarların da, seküler etkilere maruz kalan ılımlıların da; faizden zarar görenin de, dövizden canı yananın da; “fıtrata” boyun eğen kadının da, “hop bakalım” diyenin de… Farklı kesimlerin desteklediği çok renkli bir partiden söz ediyoruz.
“Tehdit yapıştırıcısı” zayıfladıkça farklı rasyoneller baş gösterecektir ve gösterdiğinin de işaretleri alınmaktadır.
Bazı somut örnekler üzerinden anlatmaya çalışayım meramımı.
1) Yolsuzluk iddiaları karşısında partinin izlediği politikaya bakalım. Tabanının her köşesinde aynı duyguyla mı karşılandı? Tehdit algısı olmasaydı, AKP tabanının bu bütünlükte o siyasetin arkasında durması mümkün müydü? Tehdit algısı azaldıkça bu hafızanın izleriyle karşılaşmayacak mıyız? Buralarda bir burukluk birikmiyor mu?
2) Yapılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı. Yukarıda “çok zenginin de çok yoksulun da desteklediği parti” diye başladım saymaya. Sizce bu konuda yürütülen tartışmalara muhafazakâr tabanın her köşesi aynı tepkiyi mi veriyordur? Buralardan yarına biriken bir hassasiyet yok mudur? Çok büyük bir bütçenin ayrıldığı anlaşılan bu proje gerçekten muhafazakâr dünyanın belli kesimlerinin kendi kimlikleriyle özdeşleştirdikleri, gurur duydukları bir kudret sembolü olabilir. Fakat halk adamı Erdoğan’ı kendilerine uzak kılan ulaşılmazlık ve yabancılaşma efektleri yarattığı çevreler hiç mi yok acaba? Bunları çok iyi bilmiyoruz. Belki de, zaman içinde başka koşullarla birleşince netleşecek, sahiplerinin bile farkında olmadığıflu duygu nüvelerinden bahsediyoruz…
3) AKP’ye özellikle can suyu veren yeni sermaye; hemşerilik duygularının sınıf aidiyetlerine ağır bastığı Anadolu’nun, yerel sosyal prestiji yüksek zenginleri.
Biliyoruz ki bu sınıflar ideolojik tercihleri ve kültürel kimliklerinden çok statülerinin gerektirdiği çıkarlarla ilgilidirler. Yoksul, ezik, manevi güç arayan bir taşralının ya da oryantalizme başkaldıran kişilikli bir entelektüelin, Batı’ya yüklenerek gönüllerini fethedebilirsiniz. Fakat bu bahsettiğim zengin, o sözleri alkışlamasına alkışlar da, arkanızı dönünce “Batı’yı kızdırmanın benim hayatımdaki sonucu ne olur?” diye de düşünür.
Bu sınıf geçen yıllar içinde dünyayla temasını güçlendirdi. Batı’ya, Ortadoğu’ya mal ve hizmet sattı. Başlarken bir yerdeydi, şimdi başka bir yerde. Şöyle de söyleyebilirim: Oldukça gürbüzleşti ve artık “eldeki bulgur” onlar için uzaktaki pirinçten önemli olabilir. Ortadoğu’da güç peşinde koşarken pazar daraltan dış politika seçimleri; Batı’yı karşısına almaktan çekinmeyen özerk tutumlar bu kesimlerin bayıldığı politikalar olmayabilir.
Dolayısıyla; başlarda bu sınıf için adam yerine koyulmak, sesini duyurmak yeterliyken, şimdi sözün sahipliğine ortak olmak istemesinden daha doğal bir durum yok doğrusu.“Yukarıda, dokunulmaz, ulaşılmaz çelik irade” fikri eskisi kadar çekici gelmeyebilir bu kaplanlara.
4) Bu para sahibi burjuvalardan ve hatta kentli tüketim kalıplarına bağımlılığı artmış meslekli yeni orta sınıf muhafazakâr nüfustan devam edeyim.
Onlar; tweet, facebook kararları üzerinden Anayasa Mahkemesi’ne çıkışılmasıyla ilgilenmeyebilir ya da onaylayabilirler bunu. Ama Merkez Bankası’nın başkanına – ve hatta yıllarca ekonomi yönetiminin teslim edildiği Bakanın kendisine- hainliğin yakıştırılabilmesi, gündelik hayatlar üzerinde yarattığı sonuçlar nedeniyle hoş karşılanmamış olabilir.
Sonuçta, AKP’yi AKP yapan büyük sosyoloji içinde giderek, “iktidarın dengeli dağılımı” diyebileceğimiz adı konulmamış bir sessiz talep yayılabilir. Sınırsız güç yerine, fren; tek ses yerine, nüansların birbirini dengelediği uyum… Muhafazakâr dünyada bu arayış güçlenebilir. Dahası, bu istekler “içeriden” siyasi temsilciler bulabilirler.
Kanımca hayırlı olan da budur. Erdoğan’ın gücü giderek onun zaafına; “Aşil Topuğuna” dönüşebilir. Erdoğan’ın popüleritesindeki bir aşınma ise AKP’ye misliyle döner.
Sanıldığının tersine, somut koşullarda Türkiye’nin normalleşmesine ve demokratikleşmesine tehdit seküler muhalefetten gelmiyor. Çünkü inisiyatif onlardan çıktı, öyle bir güçleri yok. Reel tehlike muhafazakâr dünyanın bütünlüğünü sürdürüp sürdürememesiyle ilgilidir.
Ürkütücü bir güç olarak küresel Gülen projesinin çökertilmesi de iktidar yoğunlaşmasından çok genişlemesine bağlı olacaktır. Abdullah Gül, Bülent Arınç gibi toplumsal saygınlığı, temsil gücü yüksek aktörlerin etkin oyuncular olarak sahada kalmaları; ekonomi yönetimini üstlenen uluslararası ölçekte prestijli Bakanların ürkütülüp küstürülmesi yerine müzakere yöntemlerinin işletilmesi; toplumsal karşılığı güçlü olduğu ortaya çıkan ve özgün katkıları bulunan Davutoğlu’nun ağırlığını gölgeleyecek tutumlardan kaçınılması AKP’yi açılamadığı kesimlere de açma fırsatı yaratacağı gibi, Gülen örgütüne karşı mücadelesinde de güçlü kılacaktır.
Tabii her şeyden önemlisi, bu konuları yıkmadan dökmeden tartışma cesaretinin gösterilmesidir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları










































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023