Gürbüz ÖZALTINLI
Bir süredir kültür üzerine yazıyorum. Hayatı irili ufaklı iktidar mücadeleleri üzerinden anlamlandıran, şiddet yüklü erkek egemen kültürün yaşamımızdaki yerini ve görünümlerini tartışmaya çalışıyorum. Konuyla ilgili bir kısım yorumlarda dikkatimi çeken bir eğilim oldu. Bazılarımızın, didiklemeye, eleştirmeye çalıştığım kültürel pratiklerin (1) toplumsal cinsiyet rolleriyle ilişkilendirilmesine; (2) bundan da öteye; bu pratiklerin, insanın doğal güdüleri (öz) yerine, öğrenilmişlikle (kültür) açıklanmasına kuşkuyla yaklaştığını fark ettim.
Yani, şöyle düşünülebiliyor: Hükmetme ve şiddet ne sadece erkeğe ait bir davranıştır ne de kültürle açıklayabiliriz; bunlar insan varoluşunun özünde yatan doğal güdülerle ilgilidir.
Bu kadar açık sadeleştirince oldukça sarsıcı bir itiraz…
Aslında eskimeyen bir tartışma teması bu. “Öz” mü önce gelir, “varoluş” mu?
İnsan canlısı, zihinsel süreçlerini ve toplumsal pratiğini belirleyen değişmez bir öze sahiptir; “öz”, düşünce ve davranışın belirleyicisi olarak varoluştan önce gelir diyenler ve insanı, değişmez olduğu iddia edilen “öz”ü aşan, benliğini biçimlendiren tercih iradesine sahip bir varlık olarak görenler.
Kolaylıkla fark edilecektir ki, özcülüğü uç noktaya taşıdığımızda, insanı düşünce ve davranışlarından sorumlu tutmamızın zemini kalmaz. Madem insan değişmez bir özün ürünüdür, o halde onun seçme özgürlüğü bulunmamaktadır. İrade, bir yanılsamadır; irade sonucu gördüğümüz bütün tercihlerin ardında kendini durmadan üreten ve dayatan bir öz bulunmaktadır. Eğer biz bir davranışta bulunuyorsak bu bizim başka türlü davranamayacak olmamızdandır. İktidarı istiyorsak, şiddet kullanıcısıysak, gücün yanında duruyor güçsüzü eziyorsak bu bizim özümüzle ilgilidir. Thomas Hobbes’un sesiyle: “Homo homini lupus”. İnsan insanın kurdudur…
Görüldüğü gibi “öz” fikri buralara kadar kolaylıkla taşınmaya elverişli ve aslında insan varoluşunu açıklamakta hiç de ikna edici değil…
Kendi varoluşumuzu üretirken sonsuz bir seçme özgürlüğünden bahsetmek elbette saçma olacaktır. Daha önce üretilen ve aktarılarak bizim ufkumuzu kuşatan zihinsel/düşünsel koşullar içinde yaşarız. İçine doğduğumuz kültürel yapıların da tarihsel olduğunu; ekonomik/ siyasi/ toplumsal koşullarla etkileşim içinde evrildiğini; zaman ve mekân olarak farklılaştığını söylemeye gerek yok. Fakat en dikkatsiz göz bile, bizim bu sınırlanmışlığımız içinde ne kadar geniş bir tercih alanımız olduğunu fark edecektir. Seçme özgürlüğümüzü önemsizleştirdiğimiz oranda politik/estetik/etik değerler anlamını kaybeder. Oysa gerçek böyle değildir. Bu değerler vardır ve bizler onlarla ilişki içinde yaşarız.
Hâkim kültürden bahsetmek; onun bütün bireyleri kapsayan, değiştirilemez ve hayatın tüm diğer (politik/etik/estetik) alanlarını tek yönlü belirleyen homojen bir yapı olduğunu söylemek anlamına gelmez.
İnsan varlığının en ayırt edici niteliği, kültür yaratma yeteneğiyle doğasını denetleyebilmesi ve bununla ilişkili olarak barındırdığı çeşitliliktir.
Öte yandan illa ki insanın içgüdülerinden söz edeceksek; onlar da tek yönlü değildir. Çelişik eğilimleri barındırırız. Bir yandan yıkıcı, dışa karşı kıyıcı psikodinamikler taşırız; şiddet, çok dışımızdan verilmiş bir yönelim değildir bize. Kendi varlığımızı ve ihtiyaçlarımızı önceleriz. Fakat bu ihtiyaçların başlıcası da sosyalleşmek; ötekiyle ilişkili olmak, gerekli dayanışmayı kurmak ve güvenli bir yaşam sürmektir. İnsanlık kültürü de bu çelişik ihtiyaçların üzerinde yükselen renkler taşır. İnsan sosyal bir varlık olmasaydı, etik/politik/estetik faaliyetleri ve tercihleri de olmayacaktı. Şunu söylemek istiyorum: İnsanın doğal güdülerini, ürettiği kültürle karşı karşıya koyarak, başı sıkıştığında doğasının kültüre ağır basacağını düşünmek de doğru bir anlama biçimi olmayabilir. Kültür dediğimiz çeşitlilik taşıyan çatışmalı yapının, insan doğasında da var olan çelişkililikte karşılık bulduğunu düşünebiliriz.
Bu fasıldan düşüncem şu: İnsan, varlığına hükmeden içgüdüleri nedeniyle değil; başka türlü davranabilmesinin imkânsız olduğunu düşündüğü zaman seçme hakkını yitirir. Sorumluluk, söz geçmez özümüzde değil, alternatif tercihleri reddeden irademizdedir.
Hükmetme fetişizmi ve şiddet düşkünlüğüyle eleştirdiğim hâkim kültürün ise cinsiyetler üstü olduğu iddiası tamamen boştur. Bu kültür, erkek egemenliğinin ürettiği kültürdür. Modern baskıcı, şiddet merkezli ideolojiler (faşizm/komünizm/ otoriterlik/ milliyetçilik/şovenizm) bu kültürden oluk oluk beslenirler. Elbette kültürle siyasi ideolojiler özdeş değillerdir. Her bir ideoloji kendi ayırt edici karakteri üzerine geniş çalışmaları, tartışmaları hak etmektedir ve zaten çok zengin bir literatür mevcuttur bu konularda.
Fakat tüm bu ideolojilerin arkasında sağlam, köklü bir ataerkil kodlar dünyası vardır.
Türkiye’de kadın sorunları konusunda çok değerli çalışmalar yapan Londra Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışan Deniz Kandiyoti’ye atıf yapmak istiyorum. “Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar” kitabında yer aldığını hatırladığım bir değerlendirmesi var. Orijinal kaynak elimin altında olmadığı için mealen yazabilirim ancak. Kandiyoti burada; kendisinin önceleri ataerkilliği kadının ezilmesiyle karakterize edilebilen erkek ideolojisi olarak tanımladığını, fakat artık farklı düşündüğünü; ataerkilliğin sadece cinsiyetler arası ilişki üzerine bir kültür olarak anlaşılamayacağını, onun bir toplumsal düzen; hayatın politik/etik/estetik her alanının anlaşılmasında merkezi önemde bir kültürel yapı olarak ele alınması gerektiğini ifade ediyor.
Sonuç: Doğamızın kölesi değiliz. Ezici bir erkek kültürü ve onun, ahlaki, siyasi, ekonomik bütün dışavurumları karşısında mücadele tercihlerine sahip irade sahibi bireyleriz…
Seçip seçmemek bizim elimizde.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları












































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023