Markar ESAYAN
İnsan sürekli olarak kendisini temize çıkaran, sonra ise suçlayan bir mekanizmayla yaşıyor. Aslında insan denen şey, bir mekanizmalar bütünü gibi değil mi? Et, kemik, akıl, düşünce ve ruhtan müteşekkil bir sistemiz işte. Hayatımızın ilk dönemini, üzerinde düşünme imkânı ve seçme hakkına pek de sahip olmadığımız bir sürü bilginin saldırısı altında geçiriyoruz. O bilgiler bizim algılarımız üzerine iri dolu taneleri gibi düşüyor. Algılarda açılan kraterler karakterimizi oluşturuyor. Heyecanlı ama hazırlıksızız. Yaşama adapte olmaya ve bir yerinden bu karmaşık dünyaya eklemlenmeye çalışıyoruz aslında.
Aile kuluçkamız. Ailenin varlığı bizi çok rahatlatıyor. Doğru ya, anne, baba ve kardeşlerimiz, bizim iyi olmamızı isteyen bize en yakın insanlar. Onların varlığı ne kadar da önemli. Bu zor hayatta onlar olmasa ne yapardık! Ama trajik olarak ilk ciddi yaraları da o kuluçka içinde büyürken alıyoruz. Yakın ilişkilerin sürtünme katsayısı yüksek olduğu için bıraktığı hasar da yüksek oluyor. Hele aile güçsüz veya büyük sorunlarla boğuşuyor durumdaysa... Şu miras hikâyelerinde ortaya çıkan ölçüsüz öfkenin sadece bir para meselesi olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Oysa onların da (bilinmezler denizine düşen herkes gibi) bize benzer bir hikâyeden geldiğini erken zamanlarda tahmin etmemiz çok zor. Hele bizimki gibi, dayanışmanın çok baskın bir motif olduğu toplumlarda, özgürlüğümüzün önemli bir kısmını aileye, topluma devretmek durumundayız. Özgürlük devri, insana ait olmayan, o insana uygun olup olmadığı teyit edilmemiş bilgiler, değerler ve deneyimler üzerine kendi yaşamını kurmak demek. Bu bilgilerin doğruluğu çok tartışmalı, çünkü kişisel deneyimlere dayanıyor. Bunu anlamak için hayatımızın önemli bir kısmını tüketmiş olmamız gerekiyor.
O anlama süreci tamamlanana, biz kendi isteklerimizi merak etmeye ve onlarla yüzleşmeye başlayana kadar, yine de bir şeylerin yolunda olmadığını hisseder durumdayız. Teşhis henüz yok, sadece huzursuz ve kırılganız. Kendimizi suçlayan, sonra da temize çıkaran mekanizmalarla durumu idare etmeliyiz. Niye kendimizi temize çıkarmayla bu kadar meşgul oluyoruz? Çünkü memnun olmadığımız biz yüzünden en çok kendimizi suçluyoruz. “Ne kadar işe yaramaz, suçlu ve değersiz bir insan” olduğumuz kanaati ile “Dünyanın en çok haksızlık görmüş ama en yetenekli ve masum insanı” arasında bir sarkaç gibi gidip gelmek ne kadar yorucu değil mi?
Eski bir yazımda “İnsan öncelikle kendisini affetmeli” demiştim. Çünkü başkalarına yaptıklarımız veya yapmadıklarımız için kendimizi çok suçlarız da, kendimize bir ömür boyu bu kadar kötü davranmış olmakla ilgili hiçbir sorumluluk hissetmeyiz. Oysa en büyük özrü kendimize borçlu değil miyiz? Ne kadar çok yontmuş, nasıl acımasızca kemirmişiz. Yazık değil mi bize?
Sonra, eğer şansımız varsa, muhtemelen geç zamanlarda, “Ben aslında kimim” ve “Aslında ne istiyorum” sorusunu sorma yetkinliğine kavuşuyoruz. Bunu yapabilenler, yapmaktan kaçınanlardan daha zeki, cesur değil. Nedeni basit. Zor. Korkutucu... İyi kötü bir düzen kurmuşsunuz. Kızınız on dokuz yaşına gelmiş. Kocanız iyi bir adam. İşinizde nihayet o beklediğiniz terfiyi almış, artık biraz rahat etme, güneydeki o ev için para biriktirme durumuna gelmişsiniz.
Ya her şey bir anda mahvolursa?
Derindeki kuluçkada usul usul büyüyen yumurtaya o son sıcaklığı vermekten sakınmak bundan. Yumurta, görünüşte yumurtadır işte! Lakin içinden bir civciv mi yoksa bir yılan mı çıkacak, ancak kabuk kırıldığında anlayabilirsiniz. Bilmediğimiz, yılanın da civciv olmadığı için suçlanamayacağı.
Ama insan olmanın toplamında işte tüm bunların hepsi var. “Şu kalsın, bunu istemiyorum” diyemiyorsunuz. Aptal değilsiniz, içinizde olan biten her şeyin farkındasınız. Mekanizmalar bu yüzden var. Huzursuzluk ve can sıkıntısı, bu yüzden var. Bunlar olmasa, insan kılını kıpırdatmazdı, belki uygarlık ve hele hele sanat olmazdı. İnsan, kendi üzerinde düşünen, kendisini dışarıdan seyreden de bir hayvandır. Tercihlerin hiçbirisine doğru ya da yanlış denemez. Kimse kimseyi yargılayamaz.
Meyvelerinize bakın. Meyve iyiyse, ağaç da iyidir. İyiyi kendi tarzınızla yaratmak ise huzursuzluğa en iyi gelecek ilaçtır.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Operasyon çökünce...
9.05.2019 - Kızgın demiri soğutma yöntemleri...
2.05.2019 - Müzik ve terör örgütü listelerinin benzerlikleri...
24.04.2019 - Taşın altına elini yine Erdoğan koydu...
21.04.2019 - Millet İttifakı neye kuluçka oldu?
18.04.2019 - Organize kötülüğün peşini bırakmayacağız...
16.04.2019 - CHP'nin 2019 resmi
13.04.2019 - Mazbata fetişizmi neye delalet?
10.04.2019 - 31 Mart’ta Türkiye neyi başardı?
3.02.2019 - Bu seçimin adaletsizliği…
28.03.2019
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
















































































Ad Soyad Giriniz...
"Turkiye demokratik bir islam ulkesi olarak dunya icin essiz degerdedir"...Markar Bey isbasinda. Her yazisinda daha hayalperest, daha olcusuz, daha kraldan cok kralci. Belki ekmek parasi derdinde diyelim. Bir kere, Turkiye demokratik bir ulke olabilmis degildir. Sadece secimle demokrasi olmaz. Kemalist iktidarlar da secimle hukumet olmuslardi onlarca sene. Oncelikle gucler ayirimi vardir demokrasilerde. Turkiyede bu yok. Hukukun ustunlugu vardir, seffaf bir devlet vardir. Yolsuzluk, hirsizlik yapan devlet adamlari yakayi ele verdiklerinde gorevlerine devam edemezler, cezalandirilirlar. Humanist bir egitim sistemi vardir, kadin-erkek esitligi vardir, isci haklari vardir, vs. Daha once de yazdim. Semavi dinler demokrasiye inanmaz. Din totaliterdir, demokrasiyle bagdasmaz. Erdoganin da basbakan olmadan once bir TV programinda soyledigi gibi "islam seriat demektir. islamda seriat esastir". Hz. Muhammed sadece dini bir lider degildi. Ayni zamanda siyasi bir liderdi. islam da sadece bir inanc sistemi degil, ayni zamanda bir rejimdir. Turkiye de bu dunya icin essiz degerde falan da degildir. Ruyanizda bile duysaniz inanmayin. Yok oyle birsey.
Ad Soyad Giriniz...
"Turkiye demokratik bir islam ulkesi olarak dunya icin essiz degerdedir"...Markar Bey isbasinda. Her yazisinda daha hayalperest, daha olcusuz, daha kraldan cok kralci. Belki ekmek parasi derdinde diyelim. Bir kere, Turkiye demokratik bir ulke olabilmis degildir. Sadece secimle demokrasi olmaz. Kemalist iktidarlar da secimle hukumet olmuslardi onlarca sene. Oncelikle gucler ayirimi vardir demokrasilerde. Turkiyede bu yok. Hukukun ustunlugu vardir, seffaf bir devlet vardir. Yolsuzluk, hirsizlik yapan devlet adamlari yakayi ele verdiklerinde gorevlerine devam edemezler, cezalandirilirlar. Humanist bir egitim sistemi vardir, kadin-erkek esitligi vardir, isci haklari vardir, vs. Daha once de yazdim. Semavi dinler demokrasiye inanmaz. Din totaliterdir, demokrasiyle bagdasmaz. Erdoganin da basbakan olmadan once bir TV programinda soyledigi gibi "islam seriat demektir. islamda seriat esastir". Hz. Muhammed sadece dini bir lider degildi. Ayni zamanda siyasi bir liderdi. islam da sadece bir inanc sistemi degil, ayni zamanda bir rejimdir. Turkiye de bu dunya icin essiz degerde falan da degildir. Ruyanizda bile duysaniz inanmayin. Yok oyle birsey.