Yusuf Ziya DÖGER
Said Elçi Şeyh Ali Rıza Efendi görüşmesinin Değerlendirilmesi:
Görüşmenin geçtiği tarih dikkate alındığında Seyh Ali Rıza Efendinin sürgün dönüşüne veya Varto depremi sonrası ise KDP’nin Irakta muhtariyet isteğinin gündemde olduğu bir döneme denk gelmektedir. Ki bu durumda dönemin gelişen siyasal olayları çerçevesinde bir görüşme olduğu ve Bakur Kürdlerinin öne çıkacak kişi (lider) arayışında olduğunu göstermektedir. Doğrusu Şeyh Ali Rıza Efendi ile görüşme imkânına nail olmuş kişilerden edindiğim izlenim iyi bir siyasetçi aynı zamanda bir düşünür ve filozof olduğuna yönelik kanaattir.
Ki görüşmede Şeyh Ali Rıza Efendi şöyle bir tespitte bulunuyor. “ Washington, Londara veya Moskova’nın Kürdistan konusunu programa almaması durumunda, yapılacak çalışmanın başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkûmdur.” Buda bize göstermektedir ki Said Elçi uyumakta olan Kürdleri uyandırmak için doğru adresi seçmiştir. Şeyh yaşadığı tecrübeden sonuçlar çıkarmış Kürdlerin mücadele tarzlarında uluslararası destek sağlamaları gerektiğini göstermiştir. Ancak Elçi’nin Şeyh Ali Rıza efendiye herhangi bir teklifte bulunup bulunmadığı konusunda kesin bir bilgiye varamadım.
Şeyh Ali Rıza efendinin görüşme sırasında ortaya koyduğu önemli öngörüler var. Kürdistan halkının içinde bulunduğu koşulların ümitsiz bir durum olmadığını bilakis yaşananlardan gelecek perspektifi çıkarmış olduğunu da görmekteyiz. Ki ileri sürmüş uluslararası destek şartı bugün Kürdistan’ın dört parçasında yaşanalar dikkate alındığında haklılık payının ne olduğu açığa çıkıyor. Ayrıca ileri sürmüş olduğu sosyolojik değerlendirmelerde manidardır.
Şeyh Ali Rıza Efendinin Sosyolojik öngörüleri.
Türkiye Cumhuriyetinin kıyam öncesinde Kürdistan özelinde fiiliyata geçirmek isteğinde olduğu karar ve beklentilerinin, Şeyh Said hareketi/kıyamı ile akamete uğradığını düşünmesi ve buna bağlı olarak, Kürd varlığının asimilasyondan nasıl korunduğunu Aleviler üzerinden örneklendirmesi sosyolojik bir gerçekliği ifade etmektedir. Bu yaklaşım bizler için hayati öneme sahiptir. Bir toplumun varlığının korunması kendi değerlerine bağlılığıyla doğru orantılıdır. Kıyam ve sonrasında yaşanan travmalar Kürdlerde içe kapanmayı doğurmuş ve sistemle etkileşimi en asgari seviyeye indirerek korunmada önemli işlev görmüştür.
Koçgiri, Koçuşağı ve Dersim kıyımlarına rağmen Alevi kesim tarihsel endişeleri nedeniyle bir anlamda içe kapanma yerine Sistem içinde yer alarak mücadele etmeyi seçmişlerdi. Bu nedenle tüm kesimler işe eğitim sistemine çocuklarını dâhil ederek başladılar. Ancak, belki de düşünsel alt yapılarının uygunluğu nedeniyle hızlı biçimde entegrasyon sürecine girdiler. Ki yetişen yeni nesil Kemalist sistemi daha kolay hazmetmeye başladı.
Şeyh Ali Rıza efendi hem Cumhuriyet Halk Partisi hem de Demokrat Parti iktidarına şahitlik etmiş ve halk üzerindeki etkilerini müşahede ederek oluşan değişimi bir anlamda, Aleviler üzerinden örneklendirerek açıklamaya çalışmıştır. 1927 yılında yakılan ve 87 akrabası katledilen bir köye mensup olduğum için bu açıklamanın ne anlama geldiğini daha iyi anlayabiliyorum. Ki köyümde kıyam ve katliamlar dönemini yaşayanların daha sonraki tutumlarına bakıldığında rejime olan kin, nefret ve muhalefeti sistem içi yumuşamanın el verdiği oranda gelişen sağ muhalefete yönelmeleri bu değerlendirmenin haklılığını ortaya koymaktadır.
Kemalist sistemin Şeyh Said hareketini/kıyamını gerekçe göstererek zıvanadan çıkıp kıyam yöresinde taş üstünde taş bırakmaması, yörede muhalif bir duruş doğurmuştur. Ancak bu muhaliflik kendisini doğrudan doğruya açığa çıkarmayan (bir anlamda tâkîye yapan) gizlilik içermektedir. DP’nin ortaya çıkışıyla bu duygunun kıpırdanmaya başladığını görmekteyiz. Ki 1957 seçimleri için Rahmetli Abdülmelik Fırat’ın adaylığı ve mebusluğu her ne şekilde olmuşsa da Şeyh Ali Rıza efendinin çok yüksek bir sesle karşı çıkarmaması bu muhalif duygunun yönelim mecrası için önemli ipuçları içermektedir.
DP iktidarıyla birlikte nispi anlamda oluşan yumuşama Kürdlere rahat bir nefes almayı sağlamıştır. Bunu gören Kürdlerin önemli bir kesimi tekrar eski cendereye girmemek adına Muhafazakâr sağ cenahta yer almanın kendileri açısından daha mantıklı bulmuştur. O güne kadar Kemalist sisteme mesafeli duran ve varlıklarını muhafaza eden Kürdler farkına varmadan yavaş yavaş sisteme entegre olmaya başladılar. Ki Kürd asimilasyonunu zorla gerçekleştiremeyeceğini fark eden sistem de bu duruma kısmi anlamda sessiz kalmaya/göz yummaya yanaşmıştır.
DP Kemalist sisteme (CHP’ye) muhalif olan Kürd ileri gelenlerini meclise taşırken aslında bir ajanda çerçevesinde bunu gerçekleştirmiştir. Ki Kürdler de var olan muhaliflik duygusunu kendilerinden olan temsilciler aracılığıyla eriterek sömürgeci tavrın pekiştirmesine katkı sunmak istemiştir. Daha önce Kürd vilayetlerine atama yoluyla seçilenler yerine bakın sizlerden olanları seçtiniz ve onlarda bizim bu politikamızı destekliyorlar mesajı pompalanmıştır. Böylece Kürdler sağ muhafazakar muhalefet marifetiyle Kemalist sisteme entegre edilmeye mahkum hale getirilmek istenmiştir. Dolayısıyla Kemalist Türk Devletini Kürdistan da hep gayrı meşru gören Kürd halkı nezdinde ona meşruiyet payesi sağlanmıştır.
Bu adımdan sonra eğitim kurumlarıyla Kürdistan’a yönelmiştir. Açılan ilk köy okullarının özellikle Kürd ileri gelenlerinin köylerine (Eşraf kabul edilenlerin ikamet ettikleri yerlere) açılması da bu adımın ikinci ayağını oluşturmuştur. Ancak buralarda ikamet eden köylü çocuklarının da yolu açılmış oldu. Ki bu kesim özelikle 90’lardan sonra sağ muhafazakar partilerde varlığını hissettirecek duruma gelmiştir.
Nefes almaya başlayan Kürdl eşrafının büyük kesimi 1950’lilerde DP, 1960’larda AP, 1970’lerde MSP, 1980’lerde ANAP, 1990’larda RP ve 2000’li yıllarda AKP içerisinde sisteme muhalifliklerini sergilemeye çalıştılar. Ancak bu durum, zamanla farkında olmayarak Türk muhafazakârlığıyla baskının ön plana çıktığı dönemlere göre daha fazla entegrasyona yol açarak asimilasyon sürecini başlattı. Bu anlamda bugün Kürdistan’ın gri bölgeleri olarak adlandırılan Malatya, Elazığ, Bingöl, Adıyaman vb. yerlerin duruşunu dikkate aldığımızda Şeyh Ali Rıza efendinin ne demek istediğini daha açık biçimde anlamaktayız. Siyasi süreçte gerçekleştirilen her askeri darbenin bir anlamda sistemin kendi iç muhalefetine tanıdığı sessiz kalma sınırlarının Kürdler lehine aşılması gerekçe oluşturacaktır.
Sağ muhafazakâr Türk kanadı her dönemde Kürd eşrafını görme ihtiyacı hissetti. Ki bu ihtiyaç hem kendi iktidarları için gerekliydi hem de Sistem için gerekliydi. Menderes, Demirel, Erbakan ve Özal bunu en iyi kullananlardı. Seçtirdikleri kişiler aracılığıyla hem halkın tepkisini asgari düzeye indirdiler hem de onlar eliyle halkı sisteme dâhil etmeyi başardılar. Ancak Erbakan ve Özel daha çok Nakşiler üzerinden bunu gerçekleştirmeyi başardılar. Fakat 90’larda alttan gelen dalga artık bunu kabullenemez hale gelince Erdoğan nispeten farklı bir strateji uyguladı.
Erdoğan’ın AKP’nde ANAP ve RP ölçeğinde olmasa bile Kürd Nakşileri yer aldılar, ancak bir farkla, ANAP ve RP daha eşraftan olanları öne çıkarırken AKP okumuş köylülerden oluşan İslamcıları öne çıkararak Kürdleri denetleme ve entegre etme yolunu seçti. Zira Türk tarikatlarının üniversitelerden liselere kadar yaygınlaştırdığı yurtlar yoluyla okuma şansı bulanların talepleri yükseldi. Ki Kürdleri denetlemede kullanılacak ihtiyaç fazlası bir kadro oluşmuştu. Bu kadroların yanlış yönelimlere girmesi böylece engellenerek hem onların hem de Kürdlerin Kemalist sisteme entegre kalmaları sağlandı.
Tüm Bu süreçleri yaşayarak Muhafazakâr İslami kesimle ilişkiler geliştirip bugüne gelen İslami hassasiyete ve Kürd bilincini kaybetmeyen/farkına varan Kürdler 1990’lar sonrası kapılarına dayanan tehlikeyi bireysel olarak kavramaya başladılar. Dönemin siyasal ve sosyal olaylarıyla Ortadoğu ekseninde Kürdlerin yaşadığı mazlumluğu görmeyen sistem içi muhafazakâr damardan beslenen İslami anlayış Kürd bireylerce sorgulanmaya başlandı. 2010’lu yıllara gelindiğinde bu arayış gür bir sese dönüşmeye başladı.
Bugün Hereketâ Azadî bu çevreden gelen bireylerin gerçekleştirdiği sorgulamanın ve gür sesin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ki gerçekleşmekte olan bu asimilasyon sürecinin önünde set olmaya çalışmaktadır. Şeyh Ali Rıza’nın 1964 yılındaki öngörüsü bizler için bir ışık olacak ve yolumuzu aydınlatacaktır
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları

































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
29.05.2018
21.02.2018
13.10.2017
24.09.2017
27.03.2017
27.02.2017
16.02.2017
31.01.2017
28.01.2017
22.01.2017